45. Duruşma Günü Tutanağı – 10 Ekim 2013

0

Tanıklar:

  • André P. (Beate Zschäpe’nin daha yaşlı olan komşusunun ifadesi almış olan adli polis memuru)
  • Carsten S.‘in Wohlleben’in savunması tarafından sorgulanması

[deutsch]

Buı duruşma gününde asıl olarak, sanık Carsten S. sanık Wohlleben’in savunma avukatları olan Olaf Klemke ve Nicole Schneiders tarafından detaylı bir şekilde sorgulandı. S., suç işlenen silahın  satın alınışını, ödemesinin yapılışını, teslimatını  ve  Zschäpe, Böhnhardt ve ile nasıl iletişim kurduğunu anlattı.

Duruşma saat 9.48’de başladı. Seyirciler arasında yine Münih-Obermenzing‘den gelen genç neonazi vardı, bugün üstünde „1488“ rakamı ve Heß’in mezartaşında yazılı olan „Ben cüret ettim“ cümlesi bulunan bir tişört giymişti. Öğleden sonra, Münih‘li tanınmış bir neonazi olan Daniel Th. zaman zaman izleyici olarak duruşmaya katıldı.
Yoklamanın ardından tanık Charlotte E.‘nin sorgusunun yapılacağı yer soruldu, Beate Zschäpe’nin [seyahat edemeyecek durumda olan]komşusunun durumu görüşüldü. Zschäpe’nin avukatı , tanığın sorgusunun yapılabilmesi için mahkemenin bir an önce tanığın bulunduğu yere nakledilmesini talep etti. Alternatif  olarak, tanığın geçici sorgulamasının resmi olarak görevlendirilmiş bir Hakim tarafından yapılmasını talep etti. Heer ek olarak, o gün davet edilen tanık  André P.‘nin diğer tanığın sorgulanmasından sonra sorgulanmasını talep etti. Söz konusu olan, E.‘nin konfrontatif sorgulanmasına dair „temel dava hakkı“‘ydı. Tanığın yaşından kaynaklanan kötü sağlık durumu gözönüne alındığında onun vefat etmesinden veya hiç sorgulanamayacak hale gelmesinden korkuluyordu. O zaman dolaysız delil ortadan kalkar, elde sadece soruşturma memuru P. ve ilgili olarak E.‘nin yazılı açıklaması kalırdı. Mahkeme Kurulu sorgulamayı erteledi. Tanığın akrabalarının görüşü alınmalıydı.  Zschäpe’nin aklanma olasılığı söz konusuydu.
Federal Başsavcı Diemer BAW’nin sorgulamaya karşı olmadığını vurguladı. E.‘nin direk olarak sorgulanmayacağının tespit edilmesi durumunda, görüntülü sorgulama seçeneğinin bulunduğunu söyledi. Ancak P.‘nin sorgulamasının neden yapılamayacağı açık değildi. Müdahil Avukat Reinecke, Zschäpe’nin savunmasının tanığın sağlık durumunu dikkate almadığına işaret etti. Mahkemenin yerinin değiştirilmesinin idam hükmü anlamına gelebileceğini söyledi. Tanık P. yangın gününde kapının çalındığı yönünde ifade vermişti. Bundan bir şey çıkmayacağı belli değildi. Belki de E. birden kapıyı Zschäpe’nin çaldığını hatırlayabilirdi. Müdahil Avukat Dierbach savunmanın kaygılarını anlaşılır bulduğunu söyledi. Müdahil Avukat Reinecke, Avukat Heer’e karşı çıkarak, tanığın sağlığına ağır bir zarar verileceği iddiasını kesinlikle kabul etmediğini söyledi. Mahkeme Başkanı Hakim Götzl, Mahkeme Kurulunun tanığı orada dinlemesine karar verdi. Bunun nasıl yapılabileceğine bakılacaktı. Tanık P.‘nin sorgulması, E.‘nin sorgulamasının içeriğiyle değil onun sorgulama sırasındaki durumuyla ilgiliydi.
Ardından tanık P.‘nin sorgulamasına geçildi. Polis memuru, Bayan E.‘yi 11 Kasım 2011’de yakınlarının ’ya 50 kilometre uzaklıkta olan Annaberg’deki evinde ziyaret etmişti. Frau E.  89 yaşında, yaşından kaynaklanan hastalıkları olan bir kadındı. Kısa zaman önce bir kalp ameliyatı olmuştu. Kulakları ağır işitiyordu ve zor hareket ediyordu. Charlotte E. yakınlarından birinin yardımıyla yürüyordu ve ek olarak bir baston kullanıyordu. Bayan E.‘nin aklı yerinde görünüyordu ve soruları cevaplayabilmişti. Heyecanlıydı ve öyle olduğunu ifade de etmişti. Beş defa tekrarlanmadan sorulara cevap verebilirdi. Soruları anlamıştı. P. sorgulama sırasında E. ile yalnız kalmıştı, yakınları mutfaktan ayrılmışlardı. Bu problem olmamıştı. E.‘nin bilincinin yerinde olduğu ve kendisinin formda olduğu söylemek hemen hemen mümkündü. Müdahil Avukat Reinecke, o sırada E.‘nin ameliyat olmuş olduğunu mu yoksa olacak mı olduğunu sordu. P., E.‘nin ameliyat olmuş olduğunu ifade etti.
Bunu sanık Carsten S.‘in Ralf Wohlleben’in savunması tarafından sorgulanması izledi (bkz. 8. Duruşma Günü) Öncelikle Avukat Olaf Klemke, artık soruları cevaplamaya hazır olduğu için sanığa teşekkür etti. Şimdi neyin değişmiş olduğunu ve sanığın soruları neden şimdi cevaplıyor olduğunu öğrenmek istedi. S., Hakim Götzl ve Yüksek Başsavcı tarafından verilen karara göre, kendisi davaya tamamen dahil olursa en azından durumunun daha iyi değerlendireleceğini söyledi. Diğer bir neden ise kişiseldi, ortada bir haksızlık söz konusu olduğunu hissediyordu. Ama ağır basan şey güvenilirliğinin konu edilmesiydi. Avukat Klemke, kararı kimin imzaladığını öğrenmek istedi. S. bunu hatırlamadığını söyledi. Avukat Klemke’nin müvekkilinin hapis cezasını ilgilendiren bir karar ile ilgili olduğunu sanıyordu. Olasıkla Weingarten görüş bildirmişti. Ama iyi hatırlamıyordu. Son karar ile ilgili, elbette Ralf  Wohllebenîn savunmasının sorularının cevaplanmasıyla ilgili olarak, sadece avukatlarıyla konuşmuştu. Onların BAW ile konuşmadıklarını sanıyordu çünkü böyle olsaydı bunu bilirdi. Klemke onun şu anki gelir durumunu sordu. S. itiraz ederek, bu konuda bir şey söylemek durumunda olmadığını dolasıyla söylemeyeceğini ifade etti. Carsten S.‘in avukatı  Pausch, Klemke’ye S.‘in tanık koruma programında olduğunu bu yüzden şimdiki durumuna ilişkin bir şey söyleyemeyeceğini hatırlattı. Klemke gelir üzerine soruların da tanık koruma programı tarafından engellenip engellenmediğini öğrenmek istedi. Avukat Pausch, S.‘nin yaşam koşullarıyla ilgili bütün bilgilerin tanık koruma programına dahil olduğunu belirtti. Klemke ne kadar sorarsa sorsun S. bu konuda konuşamazdı. S. tanık koruma programından bir kazancı olmadığını ve geçmişte de farklı omadığını söyledi. S. Avukat Klemke’nin sorusunu, kuralları ihlal ettiği takdirde tanık koruma programından çıkartılabileceğini söyleyerek yanıtladı. Kuralların neler olduğunu söyleyemeyeceğini ifade etti. Ancak suç işlemeksizin, eğer örneğin cuç teşkil edebilecek bir şey yaparsa tanık koruma progamından çıkarılacağını söyleyebileceğini ifade etti. S., tanık koruma görüşmelerinin JVA Köln-Ossendorf’ta gerçeşleştirildiğini doğruladı. Kendisi buna dahil oma talebinde bulunmamıştı. 1 Şubat 2012’de Karlsruhe’de yapılan sorgulamada Weingarten tanık koruma programına dahil olma hakkı tanındığını bildirmişti. Weingarten bundan başka bir şey söylememişti. Avukat Klemke, Christian K. ve Ralf  Wohlleben’in kendisinin kaçaklarla ileteşimi sürdürmesi için ona geldiklerini söyledi, S. izlendiklerini öne sürerek gelenlerin Ralf  Wohlleben ve André K. oldukları şeklinde düzeltti. Ancak buna dair bir cümleyi tam olarak hatırlamıyordu. Avukat Klemke, onun Wohlleben’in davranışlarında buna işaret edebilecek bir gariplik farkedip etmediğini öğrenmek istedi. S., örneğin üçlü hakkında konuşmuştuktan sonrai, „Göshwitz“deki evi terketmiş olduklarını anlattı. Wohlleben eve dinleme aleti yerleştirilmiş olabilceğini neden göstermişti. Klemke, S.‘in  „tabiri caizse, O camiadan ayrıldıktan sonra“ çeşitli arabalar tarafından takip edilmiş olduğunu aktardığı önceki bir ifadesine atıfta bulundu Klemke,  S.‘in devlet tarafından izleniyor olabileceğine dair bundan başka izlenimleri olup olmadığını öğrenmek istedi. Aklına bir örnek olarak  Rudolf-Heß Eylem haftası geliyordu. Tino Brandt onların arkasındaki arabada oturuyordu. Sivil aracın yalnız bir arabayı izlemesini sağlayabilmek için ayrılmaya karar vermişlerdi. Klemke, o halde „Tino Brandt’ın içinde bulunmadığı arabanın izlendiği varsayılabilir.“dedi. S. bunun dışında, üçlü hakkında konuşurken cep telefonlarını kapatmış olduklarını söyledi. S. ilk olarak Tino Brandt  veAndré K.‘den bahsetti. Klemke’nin sormaya devam etmesi üzerine, S. Goldenbow’da  Hans Günter ile ve  Kuzey Jena’daki Rewe’de Uwe Mundlos’un annesi ile yapılan görüşmelerden bahsetti. Bundan başka aklına yalnızca onun Ronny Ar. ve Jana A. ile üçlü hakkındaki konuşmalarına dair VS. notu geliyordu. Ancak kendisi bunu hatırlamıyordu.
Ardından Klemke, S.’in üçlünün bir revolver istemedikleri kanısına nasıl varmış olduğunu sordu. 8. Duruşma gününde S. iki Uwe’nin de Colt değil yarı otomatik istediklerini söylemişti. Klemke, gerçekten bu kelimelerin kulanılmış olup olmadıklarını öğremek istedi. S. “Şu çevrilenlerden değil” dedi, kelimeleri birebir hatırlamıyordu, Colt değil bir tabancaydı, “kendisi tabanca” ve “yarı otomatik” kelimelerini eşanlamlı kullanmıştı. Neden “revolver” taınımını kullanıyordu? “Çünkü onlar böyle demişlerdi.” Klemke tatmin olmamıştı: “Sanırım hatırlamıyorsunuz.”dedi. S. bir “altıpatlar” istemediklerini söyledi ve bunu Andreas Sch.’ye de aktarmış olduğunu sanıyordu. Avukat Klemke, “Onlardan birinin veya ikisinin birden bir revolver istemediklerini söylediklerini tam olarak hatırlıyor musunuz yoksa belirli koşullar altında bu sonuca kendiniz mi vardınız?”diye sordu ve S. “Ben oldukça eminim, dolayısıyla bir şey söylemiş olmalılar.”dedi. Sorgulamanın başında bundan bahsetmemiş olabileceğini “çünkü bir şeyleri yavaş yavaş hatılrlıyor” olduğunu söyledi. 1 Şubat’tan 2012’de  sonrası her şeyin üzerine yüklendiği bir dönem olmuştu. O zaman bu konuya girmeye çalışmıştı. Sürekli olarak bir şeyler, “bilgi kırıntıları” veya “resimler” geliyordu: “Bir şeyler ekleniyor veya durumu bulanıklaştırıyordu.”
Klemke, onun 6 Şubat 2012’deki ifadesinde, mümkünse bir Alman fabrikasında üretilmiş bir tabanca istendiğini söylemiş olduğunu hatırlattı. Klemke belli bir silahların dışarıda bırakıldığı sonucunu çıkaramadığını söyleyerek devam etti.  S. bunun eş anlamlı kullanılmış kelime olduğunu, aklında böyle bir resim kaldığını söyledi. Avukat Klemke, konunun Uwe’lerin istedikleri silah hakkında sarfetmiş oldukları kelime olduğu konusunda ısrar etti. S. itiraz ederek, kelimeyi bilmediğini, terminolojiyi de bilmediğini söyledi. Klemke ifadelerde hiçbir yerde revolver kelimesinin geçmediğini söyledi. S. o halde bunu sonradan hatırladığını ifade etti. Sürekli olarak hafızasını tazelemeye çalışıyordu. Söz konusu silahın bir revolver olmadığı hep aklındaydı ama bunu ilk defa burada açıklıyordu.
Klemke, Wohlleben’in silahın satın alınmasını onayladığını hatırlayıp hatırlamadığını sordu. S. fiyatın ikisi tarafından da verilmiş olması gerektiğini, kendisinin bunu Bay Wohlleben’e aktarmış olduğunu söyledi. Fiyatı tam olarak hatırlamıyordu, 500 ile 100 arasında olduğunu tahmin ediyordu. Wohlleben’e kendisine söylenmiş olanı aktarmıştı, fiyat da buna dahildi. Bundan konuyu Wohlleben’e aktardığı sonucunu çıkartıyordu. Wohlleben ona parayı vermişti, dolayısıyla fiyatı biliyor olmalıydı. S., Klemke’nin sorusunu, Andreas Sch.’nin fiyat ve silah hakkında söylediklerini Wohlleben’e aktardığını hatırladığı şeklinde cevapladı. Klemke itiraz ederek, S.’in 8. Duruşma gününde tekrar Wohlleben’in onayını almamış olduğunu söylediğini ifade etti.  Klemke o halde hangisinin doğru olduğunu öğrenmek istedi. S., Andreas Sch.’nin teklifini Wohlleben’e aktardıktan sonra mı onay aldığından yoksa  Wohlleben’in onayını o anda mı Sch.’ye ilettiğinden emin olmadığını söyledi. Fiyat önceden belirlenmiş limit dahilindeydi. Klemke o halde Wohlleben’in onayının neden gerekli olduğunu sordu. S. “Çünkü bana parayı veren oydu. (…) Evet de diyebilirdi hayır bu çok pahalı almıyoruz da diyebilirdi.”dedi.
Avukat Klemke S.’in kızkardeşi hakkında sorular sormaya başladı. Onun “babası direk olarak Alman kanından gelmeyen bir oğlu” vardı. S. babanın Gana’dan geldiğini söyledi. Avukat Klemke “yoldaşlar”ının bunu biliyor olup olmadıklarını sordu, S. buna olumlu cevap verdi. Avukat Klemke bununla ilgili yorumlar yapılıp yapılmadığını öğrenmek istedi. S. futbol oynadıkları sırada böyle bir durum yaşandığını söyledi. Wohlleben ve André K.da oradaydılar. Ama iğneli yorumlar hatırlamıyordu, her şey normaldi.
Klemke S. sahip olduğu kuru sıkı silahı sordu. S. silahı cool bulduğu için aldığını söyledi. Onu sadece bir defa, bir yılbaşı gecesinde kullanmıştı. Havai fişekleri ateşleyebilmek için bir parçanın sökülmesi gerekiyordu. S., Avukat Klemke’nin silahla başka şeylerin de  ateşlenip ateşlenemeyeceği hakkındaki sorusuna “Nasıl?” diye cevap verdi. Ardından Klemke, soruyu somutlaştırarak   gaz ve biber gazı mermilerinin atılıp atılmayacağını sordu. S.bunu onayladı, bu mermilerin varolduğunu söyledi. Kendisi de biber gazı ve kuru sıkı mermileri almıştı. Biber gazı mermilerini diğerleriyle beraber almıştı. Silah gümüş rengiydi, bir altı patlar değil bir tabancaydı ve 10-15 cm büyüklüğündeydi. Klemke’nin sorusu üzerine S., silahı yılbaşı gecesi dışında da bir kaç defa yanına almış olduğunu söyledi. Klemke’nin bunun ardından gelen sorusunu, silahı ateşleyip ateşlemediğini hatırlamadığı, ateşlediyse bunu ormanda yapmış olması gerktiği şeklinde cevapladı. Bunun dışında silahlarla bir ilgisi olmamıştı. Henüz camianın içinde değilken, belki 1996’da, annesinin patronuyla bir iki kez bir avcılık klubüne gitmişti. Ama bu kendisi için uygun değildi. Neden kendisi için uygun olmadığı yönündeki soruya S., bir çok şey denediği ve hiçbir yerde çok kalmadığı şeklinde cevapladı. Poligonda düşük kalibreli bir silah ile atış yapmıştı. Avukat Klemke’nin bunu kısa namlulu bir tüfek olup olmadığına dair sorusuna “Hiç fikrim yok” diyerek cevap verdi ve bunun kendisine sıkıcı geldiğini ekledi.
Bir aradan sonra duruşmaya saat 11.30’da tekrar başlandı.
Avukat Klemke, S.’in de kullandığı, annesinin Renault Clio marka arabasını sordu. Annesinin arabayı almasına izin vermediği bir durum yaşanıp yaşanmadığını sordu. S. böyle bir şey hatırlamadığını söyledi. Klemke’nin sorusu üzerine S., daha önce bir çok kez anlattığı gibi onlar yeraltına inmeden önce Böhnhardt ve Mundlos’u bir ya da iki kez görmüş olduğunu söyledi. Evine ikisi de gelmişti.  Bayan Zschäpe’nin evinde bir buluşma gerçekleşmişti, „sonra oradan Winzerclub’e gittik, yol üstündeydi.“ diye ekledi. Yeraltına inmeden önceki son buluşmanın ne zaman olduğu hatırında değildi ancak, ortadan kaybolmalarından kısa süre önce,  1998’de olması gerektiğini söyledi çünkü bu tarihte iki Uwe’yle birlikte katıldığı bir gösteri yapılmıştı. Avukat Klemke Chmentiz’deki randevuyu kimin ayarladığını sordu. S. bunu kendisine Wohlleben’in mi bildirdiğini yoksa Uwe’lerin telefonda mı söylediklerini hatırlamıyordu. Ancak Uwe’lerin kendisine ulaşım hattı  bağlantılarını telefonda söylememiş olduklarından oldukça emindi. Bu yüzden söz konusu kişinin Wohlleben olması gerektiğini düşünüyordu. Klemke istasyonda kimin kimi ayırt ettiğini sordu. S. iki tarafın da birbirini ayırt ettiğini söyledi. Her halükarda onlar onun için, o da onlar için gelmişti. İlk olarak kimin kimi gördüğünü hatırlamıyordu ama peronun üçüncü kısmının arkasındaydılar. Klemke S.‘in ikisini nasıl ayırt ettiğini sordu. S. Uwe’lerin orada yalnız mı durduklarını hatırlamıyordu, her halükarda bir kalabalık söz konusu değildi. Onları yüzlerinden ayır etmişti. Klemke o tarihte onun Uwe’leri bir yıldan fazla bir süredir görmediğinin doğru olup olmadığını öğrenmek istedi. S. sürenin iki yıl olduğunu söyledi, bundan önce onları sadece üç defa görmüştü.
Klemke daha önce sözü geçen Alışveriş merkezi veya Restoran konusunu soruşturmaya başladı (bk.z 10. ve 13. Duruşma günleri). Klemke “Nereye gititiğinizi, hangi yöne gittiğinizi tam olarak haırlıyor musunuz? “Ne kadar yürüdüğünüzü hatırlıyor musunuz?“ ve „Alışveriş merkezinin istasyona uzaklığını tahmini olarak söyleyebilir misiniz?“ soruları ile devam etti. S.‘in „tahmini“ne göre “uzaklık on, on beş dakikadan fazla değil“di. Aklında kalan bir tek şey vardı, „oturduğumuz yerde alırveriş merkezi havası vardı.“dedi. Ne kendilerine servis yapılmıştı ne de kendileri bir şey almışlardı.“Bu oranın self servis olduğuna dair tahminimle uyuşuyor.“diye ekledi. Klemke’nin raporundan alıntı yaptığı Prof. Leygraf’a “Kaufhof Galeria veya Karstadt’taki bir restoran“ olduğunu söylemişti. S. bunu, sadece bu iki alışveriş merkezinde böyle bir uygulama olduğu şeklinde  açıkladı.
Asıl teslimatın gerçekleştirildiği virane eve ne kadar yürümüşlerdi? S. on dakikadan fazla olmadığını, kısa bir mesafe olduğunu söyledi. İstasyona kadar yolu geri yürümüştü. Klemke kurcalamaya devam etti:“Virane evden istasyona kadar olan yolu problemsiz bulabildiniz mi?“. S. “yolu bana göstermiş olmalıydılar“dedi, ancak bu sonuca şu anda varmıştı. Klemke’nin Chemnirz’e gitmek için neden annesinin arabasını kullanmamış olduğunu sorması üzerine S.“sanıyorum, bana Chemnitz’e kadar trenle gitmemi söylemiş olmalıydılar“dedi. Klemke „silah“ı hatırlatarak, bu durumda arabayla gitmeyi düşünmüş olup olmadığını sordu. S. „Yo yo, oraya kadar trenle gitmek gerekiyordu ben de öyle yaptım“dedi. Kendisine yapması söylenen şey hakkında hiç düşünmemiş miydi? S. olumlu cevap verdi:“Bana trenle git denmişti, ben de öyle yaptım“. Klemke virane evde onları rahatsız etmiş olan adamı sordu.“Onun evle ne ilgisi olduğuna dair bir fikriniz var mı?“ S. olumsuz yanıtladı. Uwe’lerden biri silaha susturucuyu takınca ne tepki verdiğini hatırlamıyordu.
Klemke 8. Duruşma gününde, S.‘in Andreas Sch.‘den silahı almasıyla ilgili olarak verdiği ifadeye atıf yaparak “Arabayla silahı almaya gittiğimde yanımda bir ehliyet olmalıydı, demiştiniz. Söylediğiniz kulağa, bunu çok iyi hatırlamıyormuşsunuz gibi geliyor“dedi. S. bunu Sch.‘nin ifadesini okuduktan sonra hatırladığını söyledi, silahı koltuğun altına itmişti. Klemke didiklemeye devam etti:“Burada o anda aklınıza bir şey geldiğini ve konuyu tekrar düşündüğünüzü  söylemiştiniz.(…) Ama bir şeyleri  karıştırıyor olabilirdiniz.“dedi. S. açıklamaya girişti:“bunu okuduğum zaman sahne hatırıma hale geldi. Sch. de arabadaydı.“  Klemke bu cevaba takıldı:“şimdiye kadar, aklınızda Sch.‘nin sizinle beraber araba oturduğuna dair bir sahne olduğunu söylememiştiniz“dedi. S. daha ikinci veya üçüncü ifadesinde tam da böyle söylemiş olduğunu ifade etti. Avukat Klemke, onun ilk defa ne zaman dosyaları inceleme fırsatı bulduğunu sordu. S.“Şu anda verdiğiğim ifadeden önceki ifadeleri kastediyorum“diye cevap verdi. Bundan önce bildiği sadece “bunun dükkanda olmadığıydı (…) okuduktan sonra tekrar aklıma geldi.“dedi. Klemke S.‘in, ilk ifadesinde “teslimat yeri olarak araba“yı işaret etme eğiliminde olup olmadığını sordu. S.“Biraz önce söylediğim gibi, hayır.“diye cevap verdi. Bu ifadeyi okuduktan sonra aklındaki resim netleşmişti. Avukat Klemke dosyadan onun “şimdi hatırlayamıyorum, oraya kırmızı Clio ile gitmiş olabilirim“ demiş olduğu ifadesini okudu ve Sch.‘nin ifadesini kaç defa okuduğunu sordu. S.‘nin „en az iki defa“ cevabı üzerine Klemke „ben de öyle tahmin etmiştim“ dedi.
Klemke S.‘in esas duruşmada verdiği ifadeye döndü, S. hatırında Uwe’lerin Chemnitz’de silaha susturucu takmalarına dair bir sahne olduğunu söylemişti. S. bundan daha önce bahsetmiş olup olmadığını hatırlamıyordu. Avukat Klemke S.‘in soruşturma sırasında verdiği ifadeyi hatırlattı, orada sadece “Mundlos ve Böhnhardt silaha baktılar“, deniyordu o zaman başka bir „eylemde bulunulduğundan“ bahsedilmiyordu. S. konuyu ve GSG-9  operasyonundan sonraki durumu  „hatırlama teması“, yerden kaldırma“ gibi anahtar kelimelerle açıkladı: „o zaman bilinenler, bunlarla yoğun bir şekilde meşgul olduğum şimdikinden farklıydı“ dedi. Klemke sorusunu yineledi ve sonunda kendisi bir cevap verdi :“burada, beşinci duruşma gününde, Uwe’lerden birinin susturucu taktığını söylediniz.“ dedi. S. kendini „demek ki o arada aklıma gelmiş“ diyerek savundu.
Avukat Klemke sanık Carsten S.’e silahı satın almak için ödenen parayı sordu. Klemke S.’in 5. Duruşma gününde parayı “Bay Wohlleben’den almış olması gerektiğini” söylediğini aktardı. Buna karşılık 8. Duruşma gününde parayı nasıl aldığını hatırlamadığını söylemişti, o halde parayı Wohlleben’den aldığını nasıl hatırlıyordu? S.”Çünkü para benim değildi ve benim muhattabım oydu”dedi. Wohlleben “Sch.’ye git”demişti. Klemke’nin  onun bundan,  başka kimseinin söz konusu olmadığı sonucunu mu çıkardığını sorması üzerine S. itiraz ederek “Parayı ondan aldığımı biliyorum.(…) Parayı bana o verdi. Beni oraya gönderdi ve parayı almamı sağladı.”dedi. Klemke bunu nasıl bilebildiği hakkındaki sorusunu yinelemesi üzerine S. “biliyorum işte” diyerek tepki verdi ve Klemke buna “Ah, biliyorsunuz işte. Hepsi bu kadar.” yorumuyla tepki verdi.
Silahı kaç defa görmüştü? Carsten S. soruyu silahı üç defa gördüğü şeklinde cevapladı “bir defasında onda, bir defasında bende ve bir defasında Chemnitz’de”. Soru üzerine “O” diyerek Wohlleben’i kastettiğini söyledi. Alkında hala “çalışma odasındaki sahne” vardı. Avukat Klemke çalışma odasının o anki durumunu detaylarıyla S.’e tarif ettirdi. Sanık S. son olarak silahı odanının ortasında yere koyup açtıklarını anlattı. Öğleden sonra olduğunu tahmin ediyordu ama gece olmadığını kesinlikle söyleyemiyordu.
S.,  Ralf Wohlleben‘in susturucuyu takıp silahı kendisine yönelterek güldüğünü doğruladı ve “Komik bir durumdu, şaka yapmak istemişti,(…) komik ve nahoş arasında kalan bir durumdu bu.”dedi.  Avukat Klemke belirgin bir tutatsızlığa işaret ederek “Daha önce Bay Wohlleben’in evinin dinlendiğinden şüphelendiğini söylemiştiniz ama silahla beraber direk olarak onun evine gitmişsiniz.”dedi. S. bunu açıklayabilirdi: “Ben Göschwitz’deki ev hakkında konuşuyordum, Winzler’deki değil. (…) Dinlendiği düşünülen ev Göschwitz’deki evdi.” Klemke silahı kaç defa ve ne kadar süre için gördüğünü sordu. S. üç defasında da silahı  “kısa” bir süre görmüştü, “yani sadece bir kaç dakikalığına. Bununla ilgili belirgin bir şey hatırlamıyorum” dedi. Anne babası her an eve gelebilirlerdi. Klemke onun silahı Chemnitz’e nasıl götürdüğünü öğrenmek istedi. S. “Bir sırt çantası ile götürüdüm, bir omuz çantası da olabilir” dedi. Silah mermileri ve susturucusu ile beraber beyaz bir beze sarılıydı. Sonra havluyu çıkarmışlar ve susturucuyu takmışlardı, o sırada yaşlı adam gelmişti.  Avukat Klemke’nin iki sorusu daha vardı. “Sadece silaha mı baktınız yoksa iki Uwe’ye de baktınız mı?”diye sordu. S. buna olumsuz cevap verdi ve “Konu hakkında konuştunuz mu?” sorusunu hatırlamadığı şeklinde cevapladı.
Mahkeme Başkanı Götzl öğle arası verdi.
Saat 13.30’dan biraz sonra Avukat Klemke sorgulamaya devam etti. S. silahı evde ne kadar süre için görmüştü. S. bunu hatırlamıyordu, “bir dakika veya biraz daha fazla” dedi. Sadece bezi açmış ve kısaca içine bakmıştı. Evdeyken silahla bunun dışında hiçbir şey yapmamıştı. Avukat Klemle Wohlleben’in evdeki durumu hakkındaki sorusunu yineledi: “Anladığım kadarıyla evde döşemenin üstünde vuku bulan, silahın kontrolü nasıl gerçekleştirildi?” S. bu konuda her şeyi anlatmış olduğu şeklinde cevap verdi. Hatırladığı kadarıyla silahı eline almamıştı. “Paket gibi bir şeyin içinde olan” mermiler bezin içinde kalmıştı. S. mermileri tamamıyla görmüş müydü?  S. “bir şey vardı, teneke veya karton bir kutu, cephane olduğu belliydi. Bildiğim tek şey, cephanenin orada olduğu.”dedi. Avukat Klemke 6. Duruşma gününde S. ‘in “20-50 adet mermi” şeklinde somut açıklamalar yapmış olduğunu hatırlattı (bkz. 6. Duruşma Tutanağı). S.’in sezgisine göre böyle bir rakam verebileceğini söylemesi üzerine Avukat Klemke “Yine sezginize göre, tamam ama, sezgileriniz dışında buna ekleyebileceğiniz bir gözleminiz oldu mu?” diye sordu. S. ya kendisinin bunu görmüş olması ya da Sch.’nin kendisine söylemiş olması gerektiğini ifade etti, bu yüzden 50’den fazla olmadıklarını 5’ten fazla olduklarını biliyordu.
Klemke, Andreas Sch.’nin S.’in iddia ettiği gibi, daha ikinci buluşmada silahın susturucusu olduğundan bahsetmiş olup olmadığını sordu, S. bunu doğruladı. Başlarda bundan emin değildi ama üzerinde düşündükçe emin olmuştu. Avukat Klemke bu sonuca nasıl varmış olduğunu öğrenmek istedi. S. yürüyüşe çıkmıştı, şöyle devam etti  “sürekli olarak olayı gözümün önüne getirmeye çalışıyordum(…) Daha Karlsruhe’deyken veya daha öncesinde doğru olmayan bir şeyler vardı, silah hafızama “Alman yapımı” olarak kaydolmuştu ve bir ara aklıma söz konusu silahın hiçbir şekilde Alman yapımı olmadığı geldi.” Susturuculu silah bir “çözüm” sağlamıştı. Bir sorgulamada silahı ilk defa gördüğünde “şaşırmış”tı, onu şaşırtan susturucudan çok silahın boyutu olmuştu. Avukat Klemke susturucu bahsinin geçtiği “Sch. ile ikinci konuşma”nın nerede yapıldığını da öğrenmek istedi. S. hafızasına dükkanın dışında,“veya bir merdivenin karşısında” olarak “kaydolmuş” olduğunu söyledi
Avukat Klemke tekrar sanık Carsten S.‘in gümüş rengi havalı tabancayı  anlatmasını istedi. S. “Kabzası siyah plastiktendi ve şarjörü çıkartmak için bastırılan siyah bir parça vardı.“dedi. Sonra Avukat Klemke “Teslim aldığınız silah“ sözleriyle tekrar konuya döndü. Wohlleben şarjörü hiç çıkarmış mıydı? S. bunu hatırlamıyordu. Klemke mermi sayısıyla ilgili olarak S.‘in 8. Duruşma gününde verdiği ifadeye atıfta bulunarak „iki Uwe’nin de 50 mermi istediğini“ söylediğini aktardı. S. bunu bilmediğini söyleyerek ifadeyi düzeltti, hafızasına sadece „mümkün olduğu kadar çok“ ve „onlar için daha iyi cephane bulunduğu için“, “Alman yapımı“ „olması gerektiği“ şeklinde kaydolmuştu. Klemke S.‘in „Uwe’lerin 50’den fazla mermi istemiş olduklarını kesinlikle söylediğini“ ifade ederek konunun üzerine gitti. S. buna itiraz ederek “Daha az olsaydı reddedilebilirdi“ dedi. Mermi adedi hakkında bu sayıyı „bana telefonda vermiş olmalıydılar“ dedi. Talep edilen mermi adedi hakkındaki bu miktardan önceki duruşmalarda da bahsetmişti,“20, 50 olabilir, bu şekilde büyük bir miktardı“ dedi. Avukat Klemke orada söz konusu olanın teslim edilen cephane miktarı olduğunu söyleyerek itiraz etti. Avukat Klemke 6.2.2012 tarihli sorgulamadan alıntı yaptı, orada sadece „cephanesi ile beraber tabanca“ deniyordu. 1 Şubat’ta da talep edilen miktardan bahsedilmemişti. S. „Sadece iki atışlık mermi söz konusu olmadığının açık olduğunu sanıyordum“ dedi, talep edilen miktarı bu şekilde belirleyen soruşturma memurları değildi. Klemke bunu incelemeye girişti, 15 Şubat 2012 tarihli sorgulama tutanağından alıntı yaparak  bir soruyla ilgili “50 mermilik cephanesiyle beraber tabanca“yazılı olduğunu aktardı. S. „ben daha önce 50‘den aşağı bir miktar düşündüğüm sonucuna varırdım“dedi. Avukat Klemke bunun „ısmarlanan cephane“ mi  „gerçekten varolan miktar“ mı olduğunu sordu. S. „gerçekten varolan“ olarak cevapladı.
Avukat Klemke tekrar sormaya başladı:“Siz Chemnitz’e giderken silahın susturucusu olduğunu iki Uwe de biliyor muydu?“ S. bunu kesin olarak hatırlamıyordu, sadece „bunu telefondayken“ söylediği sonucunu çıkarabiliyordu. Klemke tekrar silahın Wohlleben tarafından görülmesi konusuna sıçradı:“Hafızanızda Wohlleben’in susturucuyu elinde deri eldiven varken taktığına dair bir sahne var, alıntı doğru mu?“ S. bunu doğruladı. Henüz Karlsruhe’deyken değil ama ikinci veya üçüncü sorgulama sırasında bunu anlatmıştı. Klemke’nin S.‘in olayı spontan olarak mı anlattığını sorması üzerine S. „Bunu hatırlamaya çalışıyordum ve o sırada Bay [ FDM’den (Federal Yüksek Mahkeme) Yüsksek Başsavcı]  Weingarten da eldiven takan birinin olup olmadığını sordu.“dedi. Diğer sorgulamaya kadar  kendisi açısından „orada eldivenler de bulunduğu kesinleşmişti. Artık Wohlleben’in eldiven takıyor olduğundan emindi. O zamanki sorgulama sırasında veya sonrasında bunun farkına varmıştı.“ Avukat Klemke „Bunu kendiniz mi hatırladınız yoksa yardımcı olan biri oldu mu?“diye sordu. S. „hafızamım derinliklerinden çıkıp geldi“ demesi üzerine Klemke „en derinlerden tek başına mı çıkıp geldi?“diye sordu. S. ikinci duruşmadan sonra olduğunu söyledi, „biraz önce söylediğim gibi Bay Weingarten bana anahtar kelimeyi vermişti. Bunun eşliğinde tekrar düşününce her şey açık hale geldi.“dedi. Avukat Klemke anahtar kelimeleri sordu, „eldiven“ de telaffuz edilmiş miydi? S. „Bunun için tutanağa bakmamız gerekebilir“ diye öneride bulunması üzerine Klemke alıntıyı okudu „soruyla ilgili olarak, Wohlleben’in eldiven takıyor olması mümkündür“. Gelen soru üzerine S., Bay Weingarten’ın sorusunu tam olarak hatırlamadığını söyledi.
Klemke,  tutuklanmadan önce S.‘in silahı medyada kaç defa görmüş olduğunu öğrenmek istedi.S. „20 defadan fazla olduğu kesin“ dedi, ancak seyrettiği görüntüleri saymamıştı. Başlarda „Alman yapımı olmalıydı“ cümlesiyle bağlantı kurmamıştı.
Talep ettiği on dakikalık „danışma arası“ndan sonra Avukat Klemke sorularına devam etti.  Sahte bomba düzeneğinin söz konusu olması o zamanki arkadaş çevresinde nasıl karşılanmıştı? S., ‘nın bu „önemsiz“ bir şeymiş gibi davrandığını  hatırlıyordu. Sanki onlara atfedilen bu şeyler o kadar da kötü değildi, sanki „devlet bunları uyduruyordu“. Klemke olayların „ kahramanlık olarak stilize edilmek gibi olumlu bir yankısının“ söz konusu olup olmadığını sordu. S. böyle bir şey hatırlamadığı şeklinde cevap verdi. Onların ortadan kaybolmalarının ardından spekülasyonda bulunmamışlardı, „olan biten buydu“. S.‘in „onların ortalığı karıştırdığı şeklindeki değerlendirmesi“ni içeren son ifadesi,  Avukat Klemke’yi tatmin etmemişti. Avukat Klemke bununla ilgili olarak Prof. Leygraf’ın bilirkişi, raporundan alıntılar yapmaya başladı. Onun konu hakkında „camiada  hayranlık ile konuşulup konuşulmadığına“ dair sorusuna S.‘in verdiği cevap „daha çok başlarına iş açtıkları şeklinde konuşulduğu“ olmuştu. S. somut bir şey hatırlamadığını ancak kendisinin „camiaya iki üç ay önce katılmış“ olduğunu söyledi. Kendisi için durum, „ortalığı karıştırdıkları veya başlarına iş açtıkları, dolayısıyla „üçünün artık ortada olmadıkları“ şeklindeydi. Ya da „‘yanık kablolar“ ve bu olay“ sevimlileştirilmişti.
Avukat Nicole Schneiders S.‘in aktardığı Jena’da yaşanan tartışmayı sordu, kendisiyle konuşan terkedenin ismini tekrar hatırlayabilmiş miydi? S. „hayır“ diye cevap verdi ve Avukat Schneiders’ın bu kişinin Sven K. oup olmadığını sorması üzerine,“olabilir, ama emin değilim“ dedi. Schneiders S.‘e, Sven K. ismi „sizin mali durumunuz hakkındaki soruşturmalarda ortaya çıktı“dedi. S. ona, JVA  (Cezaevi) Tonna‘ya 20 avro havale etmişti. S. doğruladı, onun iyi bir arkadaşı olduğunu ve bir esrar ekme suçu nedeniyle hapiste bulunduğunu söyledi. K. camiadan kendisinden önce ayrılmıştı.
Avukat Schneiders, bir JN Kongresi için 28 Ekim 2000’de, Rheinland-Pfalz’a yapılan yolculukta yanında kimin bulunduğunu sordu. S. Tina Sch., Matthias Lü., Matthias Kl., isimlerini saydı, başka isim hatırlayamıyordu. Bu etkinlikte fotoğraf çekilmiş miydi? S. bunu doğruladı. Schneiders, bu resimlerin dosyalarda, „Lochmüle“ soruşturması adı altında, ilk olarak 2004’de tab edildiklerini bildiren bir değerlendirme notuyla beraber yerladıklarını söyledi. S. fotoğrafların kendisine Ronny A.‘dan hediye geldiklerini ifade etti. Schneiders resim 229’da S.‘in bir sosis büfesinin önünde, „arkadaşlarından oldukça uzak bir tavır“ içinde poz veriyor olduğunu söyledi. Camiayı terkinden sonra, kongreye gerçekten isteksizce mi katılmıştı? S. aslında eğlendiğini itiraf etti, ancak raporlara göre „henüz ayrılmış gibi“ydi. Bu „daha çok bir his“ti ama bundan oldukça emindi.
Avukat Schneiders „tanık koruma“yı sordu. S. ifadeleri yüzünden „kendisini de tehlikede görmüş müydü?“ S. öfkeyi üzerine çekeceğini anlamış olduğunu söyledi. „Bir çok kişi benim hain olduğumu düşünecekti“diye ekledi. Schneiders JN ve çok sayıda terkeden konusunu irdelemeye başladı, K.veya A. ya da diğerleri „herhangi bir zaman tehlike yaşamış mıydı?“ S. kendisinin böyle bir duruma maruz kaldığını söyledi,“etrafım çevrilmişti ‘eşcinsel olduğun doğru mu?‘ diye sormuşlardı“ diye ekledi. Bir terkeden olmayan Ralf  Oe. „onu rahat bırakın“ demişti. Avukat Schneiders burada ifade vermesiyle ilgili olarak, „eğer söz konusu olduysa“ camiadan ayrılışıyla ilgili olana göre farklı, daha somut bir tehlike görüp görmediğini sordu. İnternette bir kaç defa „diğelerinin kendisi hakkında araştırdığı ve yazdığı“ kendisini derinden yaralayan şeylerle karşılaşmıştı. Schneider S.‘e son olarak „istihbarat önlemleri“ni sordu, S. kendisinin izlendiğinden şüphelenmediği için mi Wohlleben ve Kapke üzerinden kendisiyle iletişime geçildiğini öğrenmek istedi. S. bunu doğruladı. Ancak faaliyetleri yüzünden telefonunu JN’ye aldırtmıştı çünkü kendisi gösterilerde kontrol edilmişti. Schneiders konuşmak için kapı önüne çıkıp çıkmadığını sordu. Böyle bir şey neredeyse hiç yaşanmamıştı, o zamanlar hala ailesiyle yaşıyordu.
Avukat Nicole Schneiders bir kez daha silah için kullanılan paranın kaynağını sordu. S. Ka. ve Brandt’ın para toplama hakkındaki ifadelerini bu arada dosyalardan öğrenmiş olmalıydı,  paranın Ka., Brandt hatta G.‘den geldiği sonucuna varması niçin mümkün değildi? S. „Bu yolculukta Bay Ka. ya da Bay Brandt yoktu“ dedi, „bana sadece konuyla Wohlleben’in ilgileneceği söylenmişti“ diye ekledi. Schneiders kendisine üçlü hakkında kiminle konuştuğu sorulduğunda, niçin bugün Holger G.‘den bahsetmediğini sordu. S. „Hannover’den ziyaret için geldiği zaman, kamp ateşi etrafında bulundukları sırada Bay G. ile çalılıklara gittiği bir anı“ unutmuş olmalıydı. Orada bir teslimat olmamıştı ve „somut bir şey“ konuşulmamıştı, bu   yüzden „hisleri“nden de emindi. Hisleri onu hiç yanıltmışlar mıydı? Evet, bu normaldi, ama bu konuda oldukça emindi. Schneiders o ve Bay Sch. „Madley“den çıktıklarında izlendiklerinden çekinmiş olup olmadıklarını sordu. S. „daha çok izlenme olasılığı“nı tahmin ettiğini söyledi. Schneiders’ın Jena camiasında „belli güvenlik standartları“nın varolup olmadığı hakkındaki sorusuna S. şöyle cevap verdi: „Üçlü hakkında Bay Wohlleben ile telefonda konuşmadım.“ Schneiders konunun üzerine giderek, etkinliklerde, yürüyüş güzergahları veya benzeri konular konuşulurken telefonların kapatılıp kapatılmadıklarını sordu. S. „Bunu bilmiyorum. Yürüyüş güzergahlarının konuşulduğu toplantılarda hiç bulunmadım“dedi. Soru üzerine S., Tino Brandt’ın kendisine, izin verilmeyeceği neredeyse kesin olan için bir yürüyüş için başvurması  gerektiğini söylediğini anlattı. Ancak yürüyüş yasaklanmamıştı, dolayısıyla Brandt bunu iptal etmek durumunda kalmıştı. S. başvuruyu kendi başına yazmamıştı. Schneiders evdeki odasının hiç aranıp aranmadığını öğrenmek istedi. S. tek aramanın 2000 Ağustos’unda yapıldığını ve „o zamanlar uğraştığı şeylere karşı olduğundan“ annesinin  bir defasında odaya şöyle bir gözattığını söyledi.
Schneiders konuyu değiştirmek istedi ve S.‘in Wohlleben ile beraber Dr.Eisenecker’e [Godlenbow] ziyaretini sordu. Mundlos ve Böhnhardt’ınkilerin değil de niçin sadece Zschäpe’nin avukat vekaletnamelerinin imzalandığını biliyor muydu? S. bunu açıklayamıyordu (dosyalarda da böyle aktarılmış olmalıydı), „çünkü ben Chemnitz’deyken  üçüne de imzalatmıştım“dedi. Hans Günther Eisenecke ile yapılan görüşmeyle ilgili somut bir şey hatırlamıyordu. Bunun üzerine Schnediers niçin bazı konuları hatırlayıp diğerlerni hatırlayamadığını sordu. S. konuşmaların içeriklerini hatırlamanın kendisi için zor olduğunu söyledi. O günle ilgili olarak sadece, Eisenecker’in Wohlleben’e kendisinin de orada bulunmasında bir problem olup olmadığını sorduğunu hatırlıyordu. Schneiders Uwe Böhnhardt’ın dart oyunu makinesinin önünde çekilmiş olan „başka bir fotoğraf“ını sordu. S. o zamanlar bu kişinin Uwe Böhnhardt olduğunu bilmediğini, onun kendisiyle daha sonra tanıştırıldığını söyledi. Aklında „orada kahverengi üniformasıyla dikiliyor oluşu“ kalmıştı.
Avukat Schneiders  EDV değerlendirmesinde, S.‘in camiayı terkedişinin ardından özellilkle Wohlleben gibi kişileri gördüğü, „Halkların Şenliği“nden fotoğraflar bulunduğunu söyledi. S. Schnediers’ın sorularını sadece kişilerle ilgilendiği, „Bu şenliğe kaç milletin katıldığı“ veya “şenliği kimin düzenlediği“gibi soruları cevaplayamacağı şeklinde yanıtladı. 2000 yılındaki „Rudolf Heß Eylem Haftası“ sürecinde neler yapmıştı? 1999’da bazı arabalarla Thüringen’e gitmişler ve bir mekan adının ilan edilmesini beklemişlerdi. Ardından diğerleri ile beraber Erfurt’a gitmişti, „orada polislerden başka kimse yoktu, bunun üzerine oradan ayrıldık“dedi. 1998’de Gotha’da spontan bir gösteri düzenlenmişti. Pankartlar asmışlardı ve olasılıkla üstünde „Rudolf  Heß- bu cinayetti“ yazan afişler yapıştırmışlardı. İki farklı kampanyayı hatırlıyordu, birinde siyah afişler vardı, diğerinde farklı olanlar. Evinde yapılan aramada bu tür afişler bulunmuştu bu yüzden gözaltına alınmıştı. Bu yüzden günlerce SİM kartı kullanmaktan kaçınmıştı. Schneiders araya girdi, dosyalardan alıntı yaparak SİM kartın 15.9.‘da kullanılmış olduğunu söyledi. S. „bu müvekkilinizin [Wohlleben kastediliyor] SİM kartı olmalı, Bayan Anne L. adına hazırlanan kart olmadığı Apolda’dan birinin kartı olduğu kesin“diye açıklamada bulundu.
Schneiders başka bir konuya geçti ve „‘yi Sonneberg’ten mi tanıyorsunuz?“diye sordu. S. orada sadece „Haribo“ diye çağrılan bir tanıdığı olduğunu söyledi. Schneiders,“20.2.99‘da THS üyelerinin  NPD’nin Sonneberg‘deki ve Jena’daki  bilgi standlarına“ ve özellikle de „Jena’da Carsten S.‘e ve Sonneberg‘de Maik St.‘ye başvurmaları“nın söylendiğini bildiren dosyalara işaret etti. S. bunun (istihbaratçı) Brandt’a ait bir not olabileceğini, kendisinin bu St. ile bir ilgisinin bulunmadığı yorumunu yaptı.  Nicole Schneiders bir sonuç alamadığı sorularını sormaya devam etti: „O halde bu Maik St.‘nin Güney Afrika’da bulnmuş olduğunu da bilmiyorsunuz“ ve „ Hiç aşırı sağ camiadan birinin Güney Afrika’da vurulduğu haberini aldınız mı?“
10 dakikalık bir aradan sonra Schneiders S.’in evinde bulunan delilleri, özellikle de bir VHS video kasedi ele almaya başladı. S. neden sağ camiayla ilgli televizyondan alınma on bir haberin (1998-2000) montajını yapmıştı. S. bunu hatırlamıyordu. Ama kendisinin de göründüğü gösterilerle ilgili haberleri kaydetmişti. Schneiders bazı haberlerin başlıklarını okudu: “MDR 98 ‘Gençlik Sağa Kayıyor”, “n-tv talk in Berlin ‘dünya kupasında aşırı sağcı saldırılar”, n-tv Alman holiganlar”, ZDF Haberleri ‘Mart 98 Gösterisi”. S. bunların doğru olabileceklerini, somut bir şey hatırlamadığını söyledi. Delil değerlendirmede tespit edilen  “Tonstörung” adlı müzik grubunun ““Der Kampf geht weiter” („Kavga devam ediyor“) adlı şarkısının MP3 dosyasını, üniversite öğrenimi sırasında “Aşırı sağa kaşı önlemler” adlı sunumu için indirmişti.
Schneiders “TERZ” dergisinin kaydedilmiş bir makalesini sordu. S. makaleyi hatırlıyordu, “Bu Düsseldorf’dan bir sol dergiydi, camiayı terkeden kişilerle ilgili problemi konu alan bir makalede hem adım hem soyadım geçiyordu.” dedi. Schneiders detayları öğrenmek istedi ve “Bu dergiyle veya bu bilgilerin kaynağı ile iletişim kurmuş muydunuz?” diye sordu. S. “Antifa ile iletişime geçtiği”ni söyledi, orada “JN Destek  Noktası Yöneticisi” değil “NPD Bölge Yöneticisi” yazdığını, bunun dergini bir hatası olduğunu söyledi.
Avukat Nicole Schneiders “Nico Sch. ismi sizin için bir şey ifade ediyor mu?” diye sordu. S. Sch.’nin kendisini hatırlamıyordu, dosyalara “sağcı suçlu olarak geçmişti”, onun 2007 yılından bir fotoğrafı S.’e ait dosyalarda bulunmuştu. Schneiders dosydan okumaya devam etti, “Bir internet makalesine göre (…) Kassel Bandidos Club’ünün aşırı sağcılar ile işbirliği yaptığına dair şüpheler bulunuyor. Makalede müzisyen Nico Sch.’nin (…) Kassel’de işlenen cinayet ile zamansal ilgisinden bahsediliyor.” Bu kendisi için bir şey ifade etmiyordu, bir televizyon programından dolayı Sch.’nin “terkeden olup olmadığını” Google’da araştırmış olabilirdi. Avukat Schneiders ek olarak, S.’in 1999/2000 yıllarındaki banka hesabını ve banka hesabından kredi almış olup olmadığını sordu. S., böyle krediyi kısa zamanlı olarak bile kullanmamıştı.
Son olarak Avukat Klemke, sözü tekrar aldı. “Daha önce sizin hakkınızda yazan ve içerikleri çok da dostça olmayan şeyler yayınlayan internet sitelerinden bahsetmiştiniz. Bunlar ne tür internet siteleriydi?” diye sordu. Sadece iki haber vardı. S. “’Aşırı sağcı ve eşcinsel” yazan bir siteye rastlamıştım”dedi. Diğer haber “Terz” makalesiydi. Avukat Klemke dergiyi “daha çok sol eğilimi olan bir dergi” olarak tanımladı ve dergide yeralan S.’in NPD Bölge Yöneticisi olduğuna dair bilgiyi ele aldı. “Hiç bir zaman Jena’da NPD Bölge Yöneticiliği görevi yapmadığınızdan emin misiniz?”diye sordu. Kendisi “hiçbir şekilde bölge grubunu organize etmemiş”ti, bu görevi her zaman Wohlleben yapmıştı. Klemke, 2.12.2011’de Anayasayı Koruma Dairesinin paylaştığı bir bilgiyi içeren dosyadan bir  alıntı yaparak “Burada sizin KV Jena ve NPD’de bölge yöneticiligi yapmış olmanız gerektiği yazıyor. Hatta 20.5.99’da bölge yöneticiliğiniz onaylanmış.” S. çaresizdi “Bunu anlayamıyorum”dedi.
Müdahil Davacılar tarafından Avukat Detlef Kolloge’nin de soruları vardı, “Burada, Wohlleben üçlünün silah sahibi olduğunu bildiren bir konuşmadan bahsettiniz.”(bkz. (8.Duruşma günü) dedi. S. “üçlü” hakkında konuşmadığını söyledi. Kolloge,“tam o silahını teslim etmeden  iki yıl önce yaşanan bir baskın”ın iddianamenin dayanağı olduğuna işaret etti. S. buna cevap veremiyordu. Kolloge, bir yıl önce yaşanan olaya dair verdiği tepkinin “umarım benim silahım değildir” olduğunu söyledi. S. her şeyin birbiriyle uyuşmadığını kabul etti. Ancak aklına yeni bir şey gelmiyordu.
Müdahil Avukat Peer Stolle bir kanıt dilekçesi sundu: “André Ka.‘nın evinde bulunan, üstünde „doğum günü postası“ yazan on bir broşür söz konusuydu. Bu „doğum günü postası“ 24.8.1998 tarihliydi, „yayımlayan“ olarak „Wolle+Jena“ ismi yeralıyordu. Burada özellikle Böhnhardt, Mundlos ve Zschäpe ve yıkılan Adalet Heykeli hakkında bir makale ile üçlünün fotoğrafları bulunuyordu.“Kişisel ilanlar“ başlığının altında Uwe Mundlos’un resmi görülüyordu ve „seyahat etmeyi seven, bir bavul imalatçısı, sürekli bavulunu unutmasına engel olacak bir hanımefendi arıyor“ yazıyordu.  Mundlos, G. ve André Ka.‘nın fotoğraflarının yanında „Ettersberg’de yeni bir gaz istasyonu için iş adayı“ ve „Weimar“ yazıyordu. Bir gazete haberinde, evinde „Inatz Bubis, Joschka Fisher ve Gerhard Schröder, Helmut Kohl“ü (…) vahşi bir şekilde öldürmek istediğini söyleyen „bir ölüm listesi“ bulunan Andre Ka. hakkında „Ünlü terorist intikam yemini ediyor“ yazan bir gazete sayfası bulunuyordu. Bubis hakkında „kanca burunlu, yahudi „onuru“ zedelenmiş“, Joschka Fisher hakkında „eleştiriylerle ölüme gidiyor“ yazıyordu. Andere Ka. için düzelenen bir gösteriye dair makale vardı, „dokuz kişini hunharca öldürülmesini planladı“, „THS cinayetlerin nasıl işleneceğini planladı“ cümleleri makalede geçiyordu. „Çocuklar her zaman suçlu“ başlıklı bir haber, bir „zenciyi vuran“ „R. Wolle“‘yi anlatıyordu. Deliller Wohllben’in ırkçı bir dünya görüşüne sahip olduğuna ve cinayete kadar giden terörist metotların kullanılmasına hazır olduğuna işaret ediyordu. Mundlos, Böhnhardt ve Zschäpe’nin ortadan kayboluşundan aylar sonra Wohlleben delilin yaratılmasına katkıda bulunmuştu. G. ifadelerine göre Andre Ka., Jena camiasında silahlı mücadele taraftarı olduğunu ısrarla ifade edenlere dahildi. Holokaust  küçümseniyor ve şiddet içeren ve terörist metotlar araç olarak tanımlanıyordu. Ka. defteri yıllaca saklamıştı.
Federal Başsavcı Diemer „Talebe elbette karşı değiliz“dedi, delil zaten dosyada yeralıyordu. Avukat Heer, sonraki duruşmada görüş bildirme olanağının tanınmasını talep etti. Avukat Klemke de  görüş bildireceğini ilan etti. Müdahil davacı temsilcileri, özellikle Avukat Hoffman ve Avukat Huhn gibi Yozgat müdahil davacıları onayladıklarını bildirdiler.
Mahkeme Başkanı Götzl son olarak, BKA’ya Keupstraße’deki 1 ve 6 numaralı kamera görüntülerinin „büyütülmesi ve kalitesinin arttırılması için“ talimat verdiğini bildirdi. Saat 15.24’de oradan geçen Beate Zschäpe’ye benzeyen bir kişinin görüntülerinin netleştirilmesi gerekiyordu. Ardından Götzl, duruşmaya 15 Ekim Salı günü KHK Blumenroter’in sorgusu ile devam edileceğini bildirdi.
Duruşma saat 15.53’te sonra erdi.

-Müdahil Davacıları bloğunda müdahil avukatlar Alexander Hoffman ve D.Björn Elberling duruşma ile ilgili olarak şu açıklamayı yaptılar:

„S. Wohlleben’i ağır bir şekilde suçladı […] Dava sürecinde  ifadesi vasıtasıyla daha şimdiden  patlayıcı kullanılan başka bir  saldırıyı açık etmesinden sonra  S.‘in ifadeleri özellikle güvenilir hale gelmiştir. Bundan dolayı çok kişi tarafından Wolhlleben’in savunmasının yoğun bir sorgulama yapması beklenmiştir. Bu heyecanlı bir durumdu ama adil değildi. Saatlerce süren sorgulama S.‘i hafızasının sınırlarına getirdii ancak o hiç bir an açıklama kıtlığı yaşamadı. Avukat Klemke kim olduğunu göstermişi.r. „Kızkardeşinizin eşinin saf Alman kanından gelmediğini söylemiştiniz“ sorusuyla sanığın idelıjisine yakınlığını açık etmiştir.“