80. Duruşma Günü – 29. Ocak 2014

0

Duruşma günü, Martin A.‘yı tedavi eden, salonda onun kafasında meydana gelmiş olan ağır hasarı anlatan doktorun dinlenmesi ile başladı. Ardından Anayasayı Koruma Dairesi eski çalışanı Andreas Te. tekrar ifade verdi. Sorgulamanın büyük kısmında Te.‘nin meslektaşı ile yaptığı, dinleme tutanağında yeralan bir telefon görüşmesinin davaya dahil edilmesine dair müdahil davacılar tarafından verilen dilekçe ile meşgul olundu. Telefon görüşmesinde Te.‘nin polis karşısında ifade vermesi ve Anayasayı Koruma Dairesi Şefi Irrgang ile gerçekleştirilen, bir konuşmadan bahsediliyordu.

Tanıklar ve Bilirkişiler

  • Prof. Dr. Götz Geldener (Martin A.‘nın tedavisini yapan yoğun bakım uzman )
  • Andreas Te. (Halit Yozgat cinayeti sırasında internet kafede bulunan eski Anayasayı Koruma Dairesi çalışanı)

Duruşma saat 9.49’da başladı. Müdahil davacılar olarak bugün, Ayşe ve İsmail Yozgat ile Yvonne Boulgarides hazır bulunuyordu.
İlk olarak, Ludwigsburg Kliniği anestezi ve yoğun bakım uzmanı Prof. Dr. Geldener dinlendi. Geldener 25 Nisan 2007 yılında Heilbronn’da vurulan polis memuru Martin A.‘nın tedavisini gerçekleştirmişti. Geldener A.‘nın 25 Nisan tarihinde öğleden sonra helikopterle getirilmiş olduğunu söyledi, suni solunum ünitesine bağlıydı ve bilinci kapalıydı. A. olay mahallinde afazi durumdaydı ve sarsılmış haldeydi. Acil doktoru tarafından kendisine narkoz verilmişti. Öğleden sonranın geç saatlerinde Ludwigsburg’da acil servise alınmıştı. A. kafatasının sağ tarafından vurulmuştu, kafatası tabanının büyük bölümü hasar görmüş durumdaydı ve parçalar beyinciğe kadar nüfuz etmişlerdi. Mermi saplı kalmıştı. Hastaya trepanasyon (baş delgi ameliyatı) uygulanmıştı ve hasta yoğun bakım ünitesine alınmıştı. Hastayı uyandırmaya çalışmışlardı, A. her yerini oynatabiliyordu ancak o anda onunla konuşmak mümkün değildi. Beyin zarları zedelenmişti burada enfeksiyon oluşması ihtimali vardı. Yeni travma yaşamış beyni ameliyat etmek tercih edilen bir şey değildi ancak, enfeksiyon tehlikesine karşı 27 Nisan tarihinde bacaktan alınan doku ile „örtü“ oluşturulmasına karar verilmişti. Devamında başka problemler yaşandığı ve kafatası içinde basınç oluştuğu için, vücut soğutulmak zorunda kalınmıştı. Ayrıca zatürre söz konusuydu. Beyin öyle şişmişti ki, beynin genişlemesine yer açabilmek için kranyektomi yapılması gerekmişti. 7 Mayıs’tan itibaren artık beyinde basınç söz konusu olmadığından, 16 Mayıs’ta taburcu olana kadar A.‘ya Neresheim Kliniğinde rehabilitasyon uygulanmıştı. Götzl, bu önlemler alınmasıydı nasıl bir gelişme yaşanacak olduğunu sordu. Geldener:“Hasta ölürdü.“dedi. Ölüm nedeni, mermi girmesi nedeniyle beyin şişmesi olabilirdi, kafatası-beyin travması sonucu kişi ölürdü. A.‘nın sonradan tekrar gelip gelmediğine dair soru üzerine Geldener, A.‘nın tekrar teşekkür etmek ve kan grubunu öğrenmek iiçin geldiğini söyledi, A. ayrıca kendisini sır saklama zorunluluğundan muaf tutmuştu. A.‘nın şu andaki durumuna ilişkin Geldener, A.‘nın büyük ölçüde iyileşmiş olduğunu, ancak merminin parçalarının hala beyninde olduğunu, bunların değişebileceklerini, orada dolaşabileceklerini söyledi. Bu elbette başka problemlere yolaçabilirdi. Bunun tesirleri ile ilgili olarak Geldener, sağ tarafta duyma güçlüğü ve ilk yıl,kramp girmesi durumlarından bahsetti, A.‘nın kendisi tarafılan yürütülen tedavisi 16 Mayıs 2007’de sona ermişti.

Ardından Wohlleben’in savunma avukatı , Frank Li.‘nin ifadeleri ile ilgili bir açıklama okudu. Wohlleben’in savunması, yani Klemke; Li.‘nin 7 Kasım 2013’teki sorgulanmasında ve dün olmak üzere Götzl’ün, bilhassa Li.‘nin 25 Ocak 2012 tarihli sorgulanmasından sürekli olarak aynı bölümlerden yaptığı aktarmalar vasıtasıyla, Wohlleben’in Li.‘den bir ateşli keskin nişan silahı istediği ve bunun için Li.‘nin Wohlleben’i Andreas Sch.‘ye gönderdiğini tanığın ağzından almaya çalıştığına dair bir izlenim edinmişti. bu “aleni beklenti“yi yerine getirmemişti. Tanık 25 Ocak 2012 tarihinde böyle bir açıklama yapmamıştı. Aynı günün öğleden sonrasında yapılan bir sorgulamada hiçbir soru tutanağa geçirilmemişti. Ancak yine de tanığa sorgulamayı yapanlar tarafından hedefi belirlenmiş, ifadeleri yönlendirici sorular sorulmuş olmalıydı. O sırada hedefi belirli, belki birden fazla defa kez tekrarlanan „engizisyonvari“ sorular olmadan tanığın silah konusunda varsayımda bulunması için bir neden yoktu. Li. soruşturmayı yürütenlerin kendisine „bunu böyle ibraz ettikleri“ni söylemişti. Wohlleben’in Andreas Sch. ile sözde bağlantısı hakkında Li. sabah sadece, 2012’de öğleden sonra gerçekleştirilen sorgulama sırasında bir ara tereddüt etmiş olması gerektiğini söylemişti. 7 Kasım’da tanık salonda, bütün cümlelerin “onlar tarafından biraraya getirilmiş“ olduklarından bahsetmişti. Wohlleben’in dükkana geldiğini ve silah sorduğunu hatırlamadığını söylediğinde, Li.‘nin tereddütleri dile gelmişti. Mahkeme Başkanı Li.‘ye bu aktarımı bir daha yapmamıştı. Klemke, tanık Li.‘nin Wohlleben’in talebine dair bir şey hatırlamadığını dile getirmiş olmasına dayanarak , BKA memurları Tu. ve Lo.‘nun sorgulanmasını talep etti.

Müdahil Avukat Narin de Li. hakkında bir açıklama yaptı. Tanığın bir çok defa yanlış ifade verdiğini veya ifadeleri bilinçli olarak reddettiğini söyledi. Örnek olarak, 7 Kasım 2013’te bir soruya sadece kuru sıkı tabanca ve arbalet sattığı şeklinde cevap verdiği hatırlatıldı. Narin’in, onun Uwe Böhnhardt’a bir arbalet satıp satmadığı sorusuna, hiçbir zaman arbalet satmadığı şeklinde cevap vermişti. Li., Andreas Sch. ile dava ve kendisinin davayı bir fars olarak gördüğü hakkında konuştuğunu kabul etmişti. Narin tavrı yüzünden tanığın suçlanamayacağını söyledi. Li., Soruşturma Komisyonları ile tartışma yaşadığını kabul etmişti. Orada politikacılar ve memurlar kısmen yalan söylemişlerdi. Bundan dolayı, Li.‘nin de bu hakkı çekip almaya çalışması normaldi.

Avukat Schneiders, Wohlleben’in savunmasının dün Avukat Kienzle tarafından verilen „EG Umfeld“e dair delil dilekçesine katıldığını söyledi. Yüksek Başsavcı Greger, BAW (Federal Savcılık) adında dünkü delil dilekçleri hakkında görüş bildirdi (bazınız 79. Duruşma Günü Tutanağı). Avukat Schön’ün dilekçesi hakkında, çoğu delil konusunun zaten BAW iddianamesinde delil olarak yeraldığını söyledi. Kienzle’nin ilk dilekçesine dair Greger, talep edilen soruşturmaların kabul edilmediklerini söyledi. Senatonun aydınlatma çabaları ancak gerçeklerle amacına ulaşabilirdi varsayımlar ile değil. Sunulan olgular, kadın memurun özel bir grubun üyesi olarak aşırı sağ camianın eylemlerine katılması durumu ile sınırlıydı. Soruşturmalarda, arka planda mesleğe kişiselliğin dahil edilmesinden kaynaklanan bir suç o bulunduğuna dair bir ipucuna kesinlikle ulaşılmamıştı. „EG Umfeld“ ile ilgili dilekçeye dair Greger, bunun cezai soruşturma alanında olmadığını ve GBA’nın görevi olmadığını söyledi. Baden-Württemberg ile ilgili referanslar biliniyordu ve ilgili oldukları derecede dosyalarda yeralmışlardı. A. ve Kiesewetter’in davranışlarının suça mahal verdiğine dair de, aşırı sağ başka bir halkanın dahil olduğuna dair de yeni bir ipucu ortaya çıkmamıştı. Ancak BAW daha fazla komplo teorisine malzeme vermemek için dilekçeyi geri çevirmiyordu. Müdahil Avukat Bliwier itiraz ederek soruşturmaların yürütülmüş olmasının uygunsuz olduğunu söyledi. Kiesewetter’in sivil mi üniformalı mı olduğu soruşturulmamıştı. Kadın polis memurunun rapor yazıp yazmadığı soruşturulmamıştı. Dava açılıp açılmadığı soruşturulmamıştı vb..

Devamında Müdahil Avukat Kienzle bir delil dilekçesi okudu. Kienzle Andreas Te.‘nin sorgulanmasından önce Hessen (LfV) Eyaleti Anayasayı Koruma Dairesi eski yöneticisi ’ın ve LfV çalışanı Bay Fe.‘nin sorgulanmasını talep ediyordu. Irrgang, Te. ile Halit Yozgat cinayeti konusunda bir görüşme yaptığını anlatacaktı; bu görüşmede anlatılanlar, Te.‘nin suçun işlendiği şartlara dair bilgilerini ve algısını içerdiğinden, onun tanık olarak poliste aktardığı ifadelerini içerik açısından çok aşıyordu. Kienzle ayrıca, Irrgang’ın görüşmeyle ilgili belgeleri sunmaya zorlanmasını talep etti Te.‘nin Irrgang karşısında bilgileri ve olayları aktarıp bunları soruşturma dairelerine bildirmediğini ve Te. ile Irrgang arasında böyle bir konuşma gerçekleştiğini, 29 Mayıs 2006‘ta Te. ve LfV çalışanı Fe. arasında yapılan telefon görüşmesi kanıtlıyordu. Fe., Te.‘nin polis sorgulamasında Yozgat cinayeti hakkında bildiği her şeyi anlatmadığını poliste ancak „kısmi“ ifade verdiğini beyan edecekti. Fe. ayrıca, Te.‘nin Irrgang karşısında eksiksiz ifade verdiğini beyan edecekti. Tanık bütün bunların kendisine 2006 yılının Mayıs ayında bildirildiğini ve kendisinin 29 Mayıs 2006 tarihinde Te. ile bunun hakkında bir telefon görüşmesi yaptığını anlatacaktı. Yozgat cinayetinin aydınlatılması açısından Irrgang ve Fe.‘nin ifadelerinin büyük önemi vardı ve delilllerin iradı ayrıca, tanık Te.‘nin güvenilirliğinin değerlendirilmesine hizmet edecekti. Te. ve dahi LfV memurları cinayete ilişkin bilgileri kendilerine saklamışlardı. Bugüne kadar hala, LfV tarafından polise tam bilgi verilmemesi söz konusuydu. Bütün bunlar, GBA (Federal Savcılık) tarafından hala dava katılımcılarına uygun şekilde sunulmamış olan, telekomünikasyon takibi tutanağında yeralmaktaydı. Orada konu olan Te.‘nin nasıl ifade vereceği ve Irrgang‘tı. Te. ile görüşen Fe’nin, Te.‘nin polise karşı „kısmi“ ifade verdiği yönündeki tahmini nihai takdir olarak değerlendirilebilirdi. LfV’nin hukuk devletine aykırı olan bilgi saklama durumu, şimdi LfV çalışanlarının sorgulanması ile sonlandırılabilirdi. Ardından Kienzle TKÜ tutanağının dosyalara eklenmesini ve okunmasını talep etti.

Sonrasında Müdahil Avukat Kuhn, dünkü duruşmada ortaya çıkan suçun tespit edilmesi için bir dilekçe sundu. Kuhn, Frank Li.‘nin polis sorgulamasında sahte silah ya da silahı, hem keskin nişan silahları hem sahte silahları içeren, üst anlam olarak kullandığını ifade ettiğinde yalan ifade verdiğini söyledi. Li. ayrıca ne tür bir silahtan bahsettiğini hatırlamadığını söyleyerek aynı şekilde yalan ifade vermişti. Ancak onun polis sorgulaması tutanaklarından, keskin nişan silahlarından bahsedildiği ve onun buna dair hatırladıklarını anlattığı kesin bir şekilde anlaşılıyordu. Böylece Li. ana davanın görülmesi sırasında yalan ifade vererek suç işlemişti. Li. defalarca fırsatı olduğu halde ifadelerini düzeltmediği için; Senato cürümü tespit etmek, buna dair tutanak tutmak ve cezai dairelere iletmek mecburiyetindeydi. Çok sayıda müdahil avukat dilekçeye katıldı. Avukat , bir suç işlendiğine karar verirse Mahkememim elbette teklif edileni yapacağını söyledi. Stahl devam ederek, bu „devasa kapsam“ın ana davaya ait olmadığını kastettiğini ifade etti.

Avukat Bliwier, Avukat Kienzle’nin dilekçesine eklemede bulundu, sözkonusu koşullar BAW’deki gizli dosyaların incelenmesi ile ortaya çıkmıştı. Hakkında dilekçe verilen sorgulamalar acildi. Şayet Te.‘nin mümkün olduğunca gerçeğe yakın kalması söylendiyse, LfV’nin Te.‘nin ifade verme tarzı üzerinde yönlendirmede bulunduğunu önceden bildirmişlerdi. LfV geniş kapsamlı bilgilere sahipti. Benzer durumlarda sorgulamadan önce, ifadelerin nasıl olacağı konusunda kafa yorulurdu. Burada da durumu böyle görüyordu. İfadedelerin yönlendirilmesi ve bilgi saklanması konuları aciliyet taşıyordu. Federal Savcı Diemer, söylenenleri yazılı olarak talep ettiğini söyledi. Çünkü bazıları, kulağa olgular gibi gelen şeyleri içeriyorlardı ve gerçekten olgular olup olmadıklarının kontrol edilmeleri gerekiyordu. Müdahil Avukat Lunnebach meslektaşların davaya paralel olarak dava konusu araştırıyor olduklarını söyledi. BAW’nin bu dosyaları Mahkemeye sunmamış olması Mahkemeye karşı saygısızlıktı. Avukat Schneiders, Wohlleben’in savunmasının dilekçeye katıldığını söyledi, Lunnebach ve Bliwier’in açıklamalarına eklenecek bir şey yoktu. Bunu saat 11.25’e kadar verilen bir ara izledi.

Sonrasında, Götzl’ün sorusu üzerine Kienzle, erişime açık olmayan dosyalar problemi nedeniyle TKÜ tutanağının elbette kendisine sunulmadığını söyledi. Federal Savcı Diemer, BAW’nin tanıklar Irrgang ve Fe.‘nin sorgulanmasına karşı çıkmadığını, ancak tanık Te.‘nin sorgulanmasının ertelenmesi için bir neden görmediğini söyledi.Tutanak dosyaya alınacaktı. Avukat Kuhn’un dilekçesi ile ilgili olarak Savcı Schmidt, Yüksek Mahkeme Kurulunun bir tutanak tutmayacağını söyledi. Tanığın suç işleyip işlemediği sorusu hakkında karar verecek olan Mahkeme Başkanı değil bütün karar merciiydi. Tutanak tutulması konusunda Mahkemenin yetkisi bulunmuyordu. Dava katılımcıları elbette suç duyurusunda bulunabilirlerdi. Avukat Bliwier ,Diemer’in açıklaması ile ilgili olarak, süreci çok öfke uyandırıcı bulduğunu söyledi. Karlsruhe’ye gitmişler ve tekrar dosyaları incelemişlerdi. Tutanak kendilerine sunulmamıştı, onu kopya etmek çok meşakkatli bir işti. Sırf bu sayede metni Mahkemede aktarabliiyordu. Dolayısıyla BAW belgenin davayla bağlantılı olduğu konusunda tamamen bilinçli olarak, belgeyi elde etmeye gayret ediyordu. Te. eski bir sanıktı ve elbette bütün dosya kısımları dosyalara alınmak zorudaydı. BAW’nin bu şekilde yakalanması sadece tesadüf eseriydi. BAW tarafından sesler yükselmeye başlaması üzerine, Bliwier “Evet aynen öyle. Biz bulmasaydık, bu durum dosyalarda örtülü kalmaya devam edecekti.“dedi. Bliwier devam ederek, bunun katlanılması çok zor bir dosya incelemesi süreci olduğunu söyledi. Bliwier davaya ait olan dosyaların getirilmesinden çok memnun olacağını ifade etti.

Yüksek Başsavcı Weingarten, Bliwier’in öfkelendirici olarak algıladığı şeyin, tam olarak aylar ve yıllardır bildirilen prosedür olduğunu söyledi. Kopyaların sunulması BAW’yi bir talebin kişisel olarak dile getirilmesine bağlı kılıyordu. GBA’nın TKÜ tutanağını Senatoya ulaştırması normal bir şeydi, Weingarten, Yozgat müdahil davacıları kendilerine başvursalardı da karşılıklılık esasına göre aynısını yapacak olduklarını söyledi. Kienzle itiraz ederek BAW’nın şu anda dördüncü kez, dosyaların tamamının davayla ilgisi bulunmadığına dair katı bir şekilde savunduğu iddia hattının gerisine çekilmek zorunda kaldığını söyledi. BAW olguların kesin olarak kendilerindeki dosyalardan çıkarıldıklarını kontrol etmek için yarım saate ihtiyaç duyuyorsa, bu çok şeyi açıklıyordu. Yozgat Müdahil Davacılarının gelecekte karşılıklılık esasından feragat edeceklerini, gelecekte bunun sadece Yüksek Mahkeme Kurulu üzerinden yapılacağını söyledi. Diemer itiraz ederek, kesinti nedeni olarak Kienzle tarafından dile getirilen varsayımın „bu avukatlık bürosundan dile getirilenlerin bir çoğu gibi“ spekülasyon olduğunu ifade etti. Avukat Behrens, tam olarak GBA’nın talep ettiği şeyi yapmış olduğunu, belgelerin tamamen somut bir listesini yapmaya çalışmış olduğunu, ancak yine de bu belgelerden birini bile elde edemediğini söyledi; örneğin kognitif söyleşi hakkındaki, Temme’nin resmi açıklamasına ulaşamamıştı. Ardından cinayet kurbanı Halit Yozgat‘ın babası İsmail Yozgat konuştu. Bir tercüman konuşulanları tercüme etti. Yozgat herkesin yeni yılını kutladı. Ardından bu konu hakkında tereddütü olduğunu söyledi: “Te.‘nin dosyaları neden verilmemişti. Ne saklanmak isteniyordu?“. Duyduğu kadarıyla Te.‘nin dosyaları teslim edilirse onun kişilik hakları ihlal edilmiş olacaktı. Sonra, „Te.‘nin hakları dikkate alınırken, benim kuzucuğumun, oğlumun hakları nerede kalıyor? Teşekkür ederim.“dedi. Avukat Hoffman, dilekçeye ve açıklamalara kaltıldığını söyledi. Avukat Kuhn’un dilekçesi ile ilgili olarak, salondaki hemen hemen herkes için Li.‘nin yalan söylediğinin açık olduğunu ifade etti. Mahkeme Başkanı bir çok defa Li.‘nin dikkatini gerçeği söyleme yükümlülüğüne çekmişti. Hoffmann bununla ilgilenmenin BAW’nin sorumluluğu olduğunu söyledi. Avukat Sturm, Te.‘nin sorgulanmasına devam edilmesinde Zschäpe’nin savunması açısından bir sakınca bulunmadığını ifade etti. Dosyaların tamamının sunulması gerektiği fikrindeydiler, bununla beraber tanığın yönlendirilmiş olduğu tanımlanabilir bir durum değildi. Avukat Narin, kendisinin de aynı şekilde BAW’den bir liste dosya talep ettiğini ancak bugüne kadar hiçbir şey teslim almadığını söyledi. Avukat Bliwier, şu anda konunun dosyaların getirilmesi değil, Te.‘nin ifade verme tarzı üzerinde ne derecede yönlendirilme yapıldığı konusu olduğunu ifade etti. Önce Irrgang ve Fe.‘nin sorgulanması herhangi bir şeyin gecikmesine neden olmazdı. Te. üç hafta içinde tekrar çağrılabilirdi. Bir komplo teorisi değil, Te.‘nin baskı altında, gözlem altında olup olmadığının değerlendirilmesi söz konusuydu.

Bunu saat 12.03’e kadar verilen bir ara izledi, ardından TKÜ (telekomünikasyon takibatı) tutanağı okundu. Önce bilgiler sıralandı: Hat sahibi Andreas Te.’ydi, görüşme 29.5.2006 tarihinde saat 9.12 ve saat 9.21 arasında yapılmıştı, değerlendirme “bağlantılı” şeklindeydi; aranan hattın sahibi Hessen İçişleri Bakanlığıydı, şube Kassel, Wolfhager Straße 171’di; görüşmeyi gerçekleştirenler Andreas Te. ve Frank Ulrich Fe.‘ydi. Ardından görüşme içeriği okunmaya başlandı: Te. LfV’nin Kassel’deki şubesini aramıştı ve Fe. İle konuşmayı talep etmişti. Önce ona baba olduğunu söylemişti. Ardından durum ve soruşturmaların gidişatı hakkında konuşulmuştu. Fe., Te.’ye bu konu konu hakkında konuşamayacağını söylemişti. Bay Fr. diye biri bir sınırlı ifade verme izni almıştı ve sorgulanacaktı. Fe. Ardından Andreas Te.’ye yeni haberleri sormıuştu. Tutanağın bundan sonrası kelimesi kelimesine aktarılıyor [aşağıdaki metin NSU-Watch tarafından duyulduğu şekliyle yazılmıştır]:

Fe.: Herhangi bir tepki geldiğinden haberin oldu mu?
Te. : Şimdiye kadar hayır, Bay He. de, Bay Irrgang’tan bir bir randevu alma olasılığının polis bir sonuca ulaştığı takdirde daha mümkün olacağını düşünüyordu.
Fe.: Peki, bir sonuca ulaşıyorlar mı?
Te. : Yani, sonunda bir şey çıkması lazım, randevuları ve bütün bunları karşılaştırdıklarında, mümkün ola… (Fe. Tarafından kesiliyor)
Fe.: Yani, bunu kimse beklemiyordu. Sonuçta burada konu ben değilim, konu herkes değil. Burada konu Kassel meselesi ve Kassel meselesine sen de biraz dahilsin değil mi? Ho.’nun, yani adli polis Ho.’nun, bana anlattığına göre buradaki ev aramasında çok şey söylemişsin ve şimdi problem bu.
Te.: Evet o gün orada olduğumu.
Fe.: Onun bana söylediğine göre bir dakika fark varmış. Bir dakika ve işte problem bu bir dakika. Bilemiyorum, umudunu kırmak istemem, daha gençsin ve daha yapacağın şeyler olmalı. Her şeyi doğru anlattığını umuyorum. Mu. bana, sana bir şey gizlememeni ve bir şey atlamamanı söylediğini anlattı. Bunu böyle yaptığını umut ediyorum.
Te.: Hayır, bunları yapmadım.
Fe.: Sen Irganng’la ne yapmışsın. Bana söylendiği kadarıyla, poliste olduğu gibi sınırlı konuşmamışsın, yani onlara her şeyi anlatmışsın. Bunları bilemem ve bilmek istemiyorum. Senin için iyi olmasını umuyorum. Ama oradan uzaklaştırıldığın için Kassel’in senin için artık söz konusu olmadığından eminim. Yabancılar alanında çalışmaya devam etmen gerekiyorsa, ajanları gönderiyoruz, işe alıyoruz vb. Artık nakilden sözedilmiyor, durum kötü görünüyor. Dolayısıyla burada şubedeki durum da öyle.

Ardından Fe. daha fazla konuşamayacağını daha vurgulayarak söylüyordu ve Te.’ye bebeğin nasıl olduğunu, adının ne olduğunu soruyordu. Görüşme önemsiz bir sohbet ile sonlanıyordu.

Bunu saat 13.24’e kadar verilen öğle arası izledi. Ardından Federal Savcı Diemer bir açıklama yaptı. TKÜ tutanağının okunması, Te.’ye bağlı olduğu resmi daire tarafından ifade saklaması yönünde bir etkide bulunduğunu varsaymak için bir sebep bulunmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Te.’nin bir şey saklamaması ve bir şey atlamaması gerektiğinden bahsediliyordu ve konuştuğu kişi, Te.’nin böyle yaptığını umuyordu. Bu yüzden soruşturmalar sırasında da tutanağın soruşturma dosyalarına girmesi için sebep olmamıştı. Kendisi, Ama Diemer, Mahkemenin bir delil dilekçesi hakkında karar vermesi için bunun, Mahkemenin onu değerlendimek için kullanacağı bütün bilgileri önceden içermesi gerektiğini düşünüyordu. Bunun gerçekleşmemiş olması, durumu açıklıyordu. Götzl Bay Te.’nin sorgulamasına devam edilmesinin planlandığını söyledi. Bir aciliyet bulunduğu görülmüyordu, Te. yeni olgular ile ilgili olarak tekrar çağrılacaktı.
Avukat Kienzle bu düzenlemeye itiraz ettiğini ve bunda ısrar ediliyorsa kesinlikle mahkeme kararı talep ettiğini söyledi. Diemer’in açıklaması ile ilgili olarak, onun Yozgat müdahil davacılarını yapmakla ile suçladığı şeyi yaptığını, iki satırı seçip çıkardığını söyledi. Zira sonraki satır şöyleydi: “Hayır yapmadım.” Kienzle çok elverişsiz şartlar altında kopya yazmaya zorlanmış olduklarını söyledi. Diemer itiraz ederek, olaylar ve failler meselesi dahilinde BAW’nin her şeyi yapmadığı suçlamasının, ağır bir suçlama olduğunu ve buna karşı çıkılması gerektiğini söyledi. Diemer dosyaların BAW’de iyi ışıklandırılmış ve ısıtılmış mekanlarda bulunduklarını ifade etti. Müdahil davacılar, BAW’nin dosyaları dışarı vermesini sağlayacak bir dilekçe vermediklerinde bu BAW’nin sorumluluğunda değildi. Kienzle kendisi için konunun süreç olduğunu söyledi. BAW ziyaretlerinde başlangıçta, neyi kopyalamak istediğini bildirmesinin yeterli olduğu söylenmişti. Sınırlama daha sonra gelmişti, Kienzle ”Bunun dışında bodruma değil de ışıklandırılmış, sıcak odalara yerleştirildiğim için size elbette teşekkür etmek durumundayım.”dedi. Savcı Schmidt, Kienzle’nin itirazının dayanağı olmadığını söyledi.

Saat 13.42’ye kadar verilen diğer bir aranın ardından Götzl, kararının onaylandığını bildirdi. Mikrofon ile ilgili bazı problemlerin giderilmesinin ardından Andreas Te.’nin sorgulamasına devam edildi (bazkınız 63. Duruşma Günü Tutanağı). Götzl öncelikle Te.’nin bürodan eve giderken kullandığı yolları sordu. Te. iki alternatif bulunduğunu söyledi. Wolfhager Straße’den sola Gelnhäuser Straße’ye dönebilir ve Holländische Straße’den devam edebilirdi ve şehir çıkışından ya da sağdan Wolfhager Straße’ye, sonra Mombachstraße gidebilirdi ve oradan da Holländische Straße’ye devam edebilirdi. Bu alternatif, internet kafenin bulunduğu yerden geçiyordu. Adres Kuzey Hessen Polis Merkezi, Grüner Weg 33’tü, orayı şu anki resmi görevi dolayısıyla da biliyordu. Untere Königsstraße 95 adresi o anda kendisine bir şey ifade etmiyordu. Götzl Merkez Postanesinin nerede bulunduğunu sordu. Te. postanenin Untere Königsstraße, muhtemelen 95 numarada bulunduğunu söyledi. Te. Bremer Straße 3 adresinin kendisine bir şey ifade etmediğini ifade etti ve belki Jägerstraße’de olup olamayacağını sordu. Götzl buna olumsuz cevap verdi. Onun takma ismi „Alexander Thomsen“di ve adresi Untere Königsstraße’de Merkez Postanesinin tam karşısındaki büyük binaydı. Kendisi sık sık Polis Merkezinde ve Merkez Postanesinde bulunuyordu, devlet güvenliği polis memurları ile de kontağı vardı. Merkez Postanesinde bir kişisel posta kutusu vardı ve orada posta kutusunu boşaltıyor ve para çekiyordu. Merkez Postanesine sık gidiyordu, Polis Merkezine ise belki haftada bir defa. Ardından Te.‘ye bir Google haritası gösterildi. Te. öne çıktı ve harita eşliğinde bürodan çıktığında izlediği yolu anlattı. Ardından Götzl, haritada alt kısmındaki yolu sordu. Te. Grünen Weg’ten ve kesinlikle Reuterstraße geçerek Polis Merkezine gittiğini söyledi. Ardından Postanenin ve o tarihteki sahte adresi olan binanın yerini gösterdi. Ancak binayla bir ilgisi olmamıştı, sadece kişiye özel adreslerin farkedilmelerinin güç olduğu büyük bina dahilinde bir adres verilmişti.

Sonrasında Götzl, Te. ile yapılan bir kognitif görüşmeyi sordu. Te. medyadan bunun 2009 yılında gerçekleştiğini öğrendiğini söyledi. “Soko Café “nin yöneticisi Adli Başkomiser We. İle yıllardır bağlantı halindeydi ve o ara sıra onu yokluyordu, bir kognitif görüşme dahilinde ifade vermek için hazır olup olmadığını sormuştu. Bunu daha önce de teklif etmişti ancak kendisinin o tarihteki sanık konumundan dolayı bu mümkün olmamıştı. Kendisi arabayla, We. ve diğer bir polis memuruyla Wiesbaden’e gitmişti, söyleşi orada yapılmıştı. Okuduğu ve duyduğu şeylerden sonra bunun çok zor olduğu uyarısında bulunmuştu ama denemek istiyordu. Sonrasında bir görüşme odasında bulunan psikoloğun yanına gitmişlerdi ve psikolog, kendisine gözlerini kapamasını, rahat nefes almasını ve anılarında o güne dönmesini istemişti. Olasılıkla, o gün bir şey duymuş olabileceğini söylemişti. Ama tam olay anında bilgisayar başında oturuyor olduğu için bir şey duyması gerektiğini elbette bildiği, uyarısında bulunmuştu. Bunun dışında, söyleşi yeni bir bilgi sağlamamıştı. Te. bu tip söyleşiler hakkında önceden bilgi edindiğini ve söyleşinin kendisinin tahmin ettiği şekilde gerçekleşmediğini ifade etti. Ancak psikoloğun çalışma şeklini eleştirmek istemiyordu. Götzl Adli Başkomiser We.’nin bir notunu okudu; Te. “ilove.de” sayfasında bir mesaj olup olmadığını kontrol etmeye internet kafeye gittiğini anlatmıştı. Not, içeri girdiğinde giriş kapısının açık olduğunu farkettiği şeklinde devam ediyordu. Te. hatırlamadığını, böyle olabileceğini, bunun bir defasında basında yeraldığını veya söyleşi sırasında yeniden su yüzüne çıkmış olduğunu söyledi. Götzl, Te.’nin sandalyesinin özelliklerini hatırladığını ancak odada başka kişilerin bulunup bulunmadığını hatırlamadığını aktardı. Götzl, notta Te.’nin internet odasında bir ses duyduğunu sandığını söylediğini yazdığını ifade etti, ama Te. bunu gerçekten mi duyduğundan yoksa sadece duymuş olması gerektiğini mi düşündüğünden emin değildi, mobilyalar çekiliyormuş gibi, patırtı gibi bir sesti bu. Götzl bunun bir sesin somut bir tanımı olduğunu söyledi. Te., polis tarafından da söylenmiş olabileceğini söyledi, hatırlamıyordu. Te. küçük ayrıntılar hakkında konuştuğunun açık olduğunu, geçen aylarda bunların hafızasında olmadıklarını söyledi: “Açık ki arkaplanda tahmin ettiğimden daha fazlası varmış.”. Götzl ”O tarihte ‘Mobilyalar çekiliyormuş gibi bir ses’ demişsiniz.” dedi. Te. hatırlayamadığı şeklinde cevap verdi., ama We.’yi bunu uydurmakla itham etmek istemiyordu. Böyle bir şey söylemiş olduğunu tahmin ediyordu. O tarihte, 2009’da, bunu söyleyemezdi. Te. soru üzerine, daha o tarihte gerçek anıları ve tahminleri arasında bu ayrımları yapmış olduğunu hatırladığını söyledi. Neleri basından öğrendiğini ve neleri hatırladığını elbette tek tek belirlememişti, kognitif söyleşinin özel durumuna aykırıydı bu. Ancak genel olarak bu şeyleri birbirinden ayırmakta zorlandığını söylediğini hatırlıyordu. Bunu arabadayken ve oradayken söylemişti. Götzl tarafından telaffuz edilen psikoloğun adını, Sch., hatırlamıyordu. Geçmişe dönüp baktığında, söyleşinin ne kadar sürdüğünü de söylemiyordu.

Götzl’ün sorusu üzerine Te. elbette Bay Irrgang’ı tanıdığını, onun LfV’nin yöneticisi olduğunu söyledi. Götzl Te.’nin 6 nisan 2007 hakkında Irrgang ile konuşup konuşmadığını sordu. Te. Wiesbdaden’da, LfV’de Irrgang ile bir kez daha buluştuğunu ifade etti. Görüşmede ana konu sürmekte olan disiplin kovuşturmasıydı. Resmi açıklamasında, daire için yaptığı şeylerle ilgili olarak hesap vereceğini söylemişti. Ama orada konu soruşturmaların ayrıntıları değildi. Görüşmeden aklında kalan fazla ayrıntı yoktu. Sadece kendisini değil, LFV’yi ve meslektaşlarını da içine düşürdüğü bu durum yüzünden sonsuz derecede üzgün olduğunu söylemişti. Bunu yapanın kendisi olmadığını söylemişti. Irrgang’ın, Te.’nin ailesi olduğunu ve bu olayların aydınlatılması için her şeyi yapması gerektiğini söylediğini sanıyordu. Irrgang’ın bunu tam olarak böyle söyleyip söylemediğini hatırlamıyordu, görüşme sırasında sarsılmış durumdaydı. Götzl, bunu yapanın kendisi olmadığını söylerken, ne demek istediğini sordu. Te. “Bu cinayeti elbette ki benim işlemediğimi.” dedi. Evinde “15 yıllık kırıntı esrar” ve mermiler bulunduğu konuşulmuştu. Kendisinin hiçbir şekilde uyuşturucu kullanmadığını kesin olarak söylemişti. Görüşme 9 Mayıs’tan sonra bir zaman, resmi açıklamasını yapmasından sonra gerçekleşmişti. Kendisi evdeydi ve yapacak fazla bir şeyi yoktu, bunun için randevuyu tekrar not etmesi gerekmemişti. Hatırladığı kadarıyla, internet kafede bulunması durumunu Irrgang ile ayrıntılı olarak konuşmamıştı. Kendisinin fail olmadığını kesinlikle söylemişti, ama nasıl durumun nasıl olduğu ile ilgili bir, iki cümle daha söylemiş olması mümkündü.

Götzl’ün sorusu üzerine Te., Bay Fe.’nin LfV Kassel Şubesinin eski yöneticisi olduğunu ancak kendi amiri olmadığını söyledi. Özel eşyalarını almak için şubeye gittiğinde, Fe.’yi 6 Nisan 2006’dan sonra bir defa daha ve son kez görmüştü. Meslektaşlarının kendisine karşı olan tutumu çok da olumlu değildi. Fe. kendisini sadece kısaca selamlamıştı ve bu kendisinin şube ile son kontağı olmuştu. Bu 21 Nisan 2006’dan sonra gerçekleşmişti, 2007’nin başı olabilirdi. Kendisine karşı açılan davanın kapanmasından sonra olduğunu düşünüyordu, daha önce şubeyi ziyaret etmek uygunsuz olurdu. Polis tarafından bürodan alınıp el konulan şeyler tekrar geri gelmişti. Hatırladığı kadarıyla, 6 Nisan hakkında Fe. ile konuşmamıştı. Ortamın “buz gibi” olduğu söylenebilirdi. Bir telefon kontağı, bunu her şeyin anlatılması açısından söylüyordu, bulunuyordu ama büyük olasılıkla Fe. ile değildi. Önceki bir cinayet sırasında Te., bir arkadaşının kendisini filme aldığı bir mangal partisindeydi ve bu yüzden bu arkadaş durumu önce ona bildirmişti, Te. ona bunu polise bildirmesini söylemişti. Kaydı Bay Gu. diye biri yapmıştı. Götzl, Te.’nin 6 Nisan’dan sonra Fe. ile telefon görüşmesi yapıp yapmadığını sordu. Söz konusu telefon görüşmesi kesinlikle yapılmıştı, konu eşyalarını alması gerektiğiydi. Bay Gu. ile iletişimi kimin kurduğunu hatırlamıyordu. Büroya gitmemesi gerektiğini ona polis söylemişti. Başka bir telefon konuşması yapılması için bir sebep hatırlamıyordu. Soru üzerine Te., hatırladığı kadarıyla 6 Nisan’da verdiği ifadelerde Fe. ya da meslektaşlarının konu olmadıklarını söyledi. Bunun olması için bir neden görmüyordu ve meslektaşları bu konunun dışında kalmaları gerektiğinin farkındalardı. Götzl, 29 Nisan 2006’da Te. ve Fe. arasında gerçekleşen bir konuşmaya dair bir TKÜ tutanağının, Mahkemede bulunduğunu söyledi. Te. o anda bunu hatırlamadığını söyledi. Götzl, Te.’nin şubeyi aradığını, Fe. ile konuşmak istediğini ve bir oğlu olduğunu söylediğini aktardı. Te., zamanlama düşünüldüğünde bunun uygun düşebileceğini ifade etti., oğlu bir kaç gün önce doğmuştu. Bunu paylaşmak için aramış olabilirdi, ama o şu anda bunun hakkında hiçbir şey hatırlamıyordu. Yinelenen soru üzerine Te., hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Bunu saat 15.04’e kadar verilen bir ara izledi.

Ardından, Götzl’ün sorusu üzerine Te., verilen arada konunun üzerinden geçmeyi denediğini söyledi. O tarihte meslektaşlarından oğlunun doğumunu kutlayan bir posta kartı almıştı. Hatırladığı bir şey yoktu, ama kayıtlara geçmesi için söylemesi gerekiyordu ki o tarihte hayatı altüst durumdaydı. Kendisi anlaşılmaz bir cinayet serisi dahilinde sanıktı ve o zaman cereyan eden bir çok olay açık ki şu anda hatırında değildi. Te., Bay He.’nin LfV’nin eski gizliliği koruma görevlisi olduğunu söyledi. He.’yle bir çok vesile ile telefonda veya yüz yüze görüşmüştü. Bunlarda, bunu yapanın kendisi olmadığı elbette konuşulmuştu. Ayrıca disiplin kovuşturması hakkında da konuşulmuştu, bunu yürüten He.’ydi ve Kassel polisi ile bağlantı kuran da oydu. Götzl, Te.’nin bunu yapanın kendisi olmadığından bahsettiğini söyledi. Bu o tarihte hayatını derinden etkileyen bir olaydı ve herkese, olasılıkla farklı derecelerde, güvence vermişti. Soru üzerine Te., bir Bay Gu. ve bir Bay Mu. [isimler kulağa benzer geliyor]bulunduğunu söyledi, Mu. kendisinin o tarihteki bölüm şefiydi. Götzl, Te.’nin bu iki kişiyle 6 Nisan hakkında konuşmuş olup olmadığını sordu. O tarihte çoktan emekli olmuş olan, Mu. ile bunu yapanın kendisi olmadığı ve hiçbir şey görmediği yönünde konuşmuş olabilirdi. Mu.’ya da kesinlikle aynı şekilde güvence vermişti. Konuşmanın ayrıntılarını hatırlamıyordu ama Mu. ona mesafeli davranmıştı. Ama bu bir histi, konuşmada sarfedilen cümleleri hatırlamıyordu. Götzl konunun üstüne gitti. Te. sarfedilen cümleleri hatırlamadığını, bunun hissettiği bir şey olduğunu söyledi. Bu normal bir sonuçtu, Te. ”Ben olsaydım, insani olarak hiçkimseden daha fazla bir beklentim olmazdı.” dedi. Aslında Te. görüşmeleri yaparken, onun dokuz cinayet ile karşı karşıya olduğunu düşünen biri olduğunu nadiren düşünmüştü. Belki de o tarihte algısı çok da açık değildi.

Sonrasında Götzl TKÜ tutanağından aktarmaya başladı. Te. tekrar konunun üzerinden geçmeye çalıştığını ancak birşey hatırlamadığını yineledi. Götzl “Şimdiye kadar hala değil. […] bir sonuca varılmadı.” [yukarıya bakınız] şeklinde bir aktarım yaptı. Te., 9 Mayıs’ta resmi açıklamasını vermişse ve bir görüşmeye hazır olduğunu yazmışsa, söylenen şeyin tam olarak uygun olacağını söyledi. Götzl orada “Bay He. de böyle düşündü.” yazdığını söyledi, o halde Te., He. ile yapılan bir görüşme hatırlıyor muydu? Te. bu cümlenin kendisine yardımcı olmadığını söyledi; Irrgang’ın görüşme yapmak için, polisin bir sonuca varmasını beklemenin daha uygun olduğunu düşündüğü kastediliyor olabilirdi. Götzl, “Bay He. de böyle düşünüyordu.” cümlesini Te.’nin sarfetmiş olduğunu söyledi. Götzl ardından, Fe.’nin “Sen Irganng’la ne yapmışsın. Bana söylendiği kadarıyla, poliste olduğu gibi sınırlı konuşmamışsın, yani onlara her şeyi anlatmışsın.” dediğini aktardı. Te. bunu kendisinin de anlayamadığını söyledi, Fe.’nin bununla ne demek istemiş olabileceğini kavrayamıyordu. Götzl “Sen Irganng’la ne yapmışsın.” cümlesinde neden bahsedildiğini sordu. Te.’nin en fazla tahmin edebildiği, Fe.’nin, kendisinin Irrgang’a resmi açıklaması ile beraber gönderdiği, hesap vermeyi teklif ettiği mesajı kastettiğiydi. Ama bunu çok mantıklı bulmuyordu. O tarihte birine hesap vermesi gerekseydi, hesap vereceği bu kişi yönetici olurdu. Soru üzerine Te., tahminen Fe.’nin 21 Nisan 2006’daki Kassel LfV’de yapılan büro araması çerçevesinde polisin başvurduğu tek kişi olduğunu söyledi. Fe.’nin daha fazla dahil olup olmadığını bilmiyordu, ama Fe.’nin polis ile, devlet güvenliği ile kendisi kadar kontağı vardı. Te. Irrgang ile buluştuğunu ama bunun 29 Mayıs’tan sonra olması gerektiği, aksi takdirde Irrgang‘ın onunla bululuşmak istemediği şeklindeki cümlenin bir anlamı olmayacağını söyledi. Götzl ancak orada “Sen Irganng’la ne yapmışsın.” da yazdığını söyledi. Te.’nin tek fikri, konunun resmi açıklama ve konuşma teklifi olduğuydu. Götzl tekrar paragraftan [yukarıya bakınız] aktarım yaptı. Te., polise bildiği her şeyi söylediğini ifade etti. Götzl “Ya Irrgang’a?” diye sordu. Te. resmi açıklamasında yazdıklarını söylediği şeklinde cevap verdi; orada bir şey saklamadan tam ve eksiksiz olarak gerçeği söylemişti. 29 Mayıs 2006’dan önce Irrgang ile bir görüşme yapılmış olup olmadığı sorusu üzerine Te., bir defa Irrgang’a gittiğini hatırladığını ama zamanını hatırlamadığını, sonradan olması gerektiğini ancak bunu yüzde yüz söyleyemeyeceğini ifade etti. Götzl Te.’ye bunu tekrar düşünmesini söyledi. Te. bunu yapmayı geçen aylarda da denediğini, çünkü bunun Berlin’de de [Meclis Araştırma Komisyonu 27. Oturumunda, metin burada] konu edildiğini söyledi. Maalesef zamanı hatırlamasını sağlayacak bir şey bulamamıştı. 29 Mayıs kendisine biraz erken geliyordu, dolayısıyla bunun daha sonra gerçekleşmiş olması gerektiğini düşünüyordu, konuşmanın içeriğine bu daha uygundu.

Götzl’ün sorusu üzerine Te., flört sitesinde e-posta kimliğinin „wildman70“ olduğunu, isim olarak „Jörg Schneeberg“ ismini verdiğini, bu ismi rastgele seçmiş olduğunu söyledi, bu ismin adresi Brüderstraße’ydi. Sokak adının Bremer Weg olduğunun aktarılması üzerine, Bremer Weg veya Bremer Straße de olabileceğini söyledi. Yüksek Mahkeme Heyetinden gelen soru üzerine Te., „ilove.de“ sayfasını tekrar ziyaret edip etmediğini hatırlamadığını, ama ettiyse bunun 6 Nisan ve 21 Nisan tarihleri arasında olması gerektiğini ifade etti. Sayfada yapılan yapılan sohbetlerdeki bildirimlerde zaman etiketi bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Te., böyle olup olmadığını hatırlamadığını söyledi. Bunun böyle olması kendisine mantıklı geliyordu önce bu fikir daha önce aklına gelmemişti. Federal Savcı Diemer, Gu. Ve Mu.’nun kim olduklarını tekrar sordu, ardından Bliwier sorularını sormaya başladı.

Bliwier, tekrar 7 ve 9 Nisan tarihli hafta sonuna ve 10 Nisan tarihli Pazartesi gününe dönmek istiyordu. Bliwier, Te.’nin Pazar günkü “Extra Tip”ten Halil Yozgat cinayetini ilk defa öğrendiğini söylemiş olduğunu ifade etti. Te. bunu doğruladı. Bliwier, Te.’nin Pazartesi günü tekrar büroya gittiğini ve bürodan çıktığı zamanı tespit ettiğini söylediğini ifade etti. Soru üzerine Te., Pazartesi günü işe ne zaman gittiğini hatırlamadığını söyledi. Genellikle işe sabah gidiyordu. Bliwier onun Bayan E. İle konuşmuş olduğunu söyledi. Te. bunu salonda son defa bulunduğu zamandan bildiğini söyledi, ama ayrıntıları hatırlamıyordu. “Extra Tip”ten başka yerlerden, örneğin medyadan başka bilgiler edinip edinmediğinin sorulması üzerine Te., nereden hangi bilgileri aldığını hatırlamadığını söyledi. Te. büroda bulunduğu için HNA [Hessische/Niedersächsische Allgemeine] gazetesini okuduğunu doğruladı. Te. Pazartesi günü HNA’ya gözatmış olduğunu düşündüğünü ama bunun bir varsayım olduğunu söyledi. Bliwier, Kriminal Başkomiser T.’nin bir notuna göre, Te.’ye Bayan E. tarafından konuyla ilgili sorular sorulmuş olduğunu, kurbanın adını bilip bilmediğinin ve Anayasayı Koruma Dairesini ilgilendiren bir durum bulunup bulunmadığının sorulduğunu ifade etti. Te. Aralık başında olduğu gibi, bu konuda bir şey hatırlamadığını söyledi. Bliwer, Te.’nin konuyla ilgili olarak E.’ye, kurbanı tanımadığını ve kafeyi görmeyi gitmediğini söylediğini aktardı. Te., E.’ye yapılanın doğru olmadığını ifade etti, ama bunun nedenlerini açıklamıştı. Bu konuşmayı hatırlamıyordu. Bliwier, Te. duygu hallerini tekrar tekrar tanımlayabilecek ve olay anında başka yerde blunduğunu tarif edebilecek durumda olduğu için, bunu anlamakta güçlük çektiğini söyledi. Bliwier o Pazartesi günü Te.’nin “ZK 10”da bulunduğunu söyledi ve Te.’nin gerçekten bir şey hatırlamadığını mı sordu. Te. konuşmaların içeriklerini hatırlamadığını söyledi. Bliwier, E.’ye göre Te.’nin; sebep olarak vakanın bölgesel bir bağlantısı olmamasını, silahın halihazırda bütün ülke dahilinde birden fazla vakada kullanılmış olmasını gösterdiğini aktardı. Te. bunun hakkında hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Orada ne tür bir silah kullanılmış olduğu hakkında bilgisi bulunup bulunmadığını sorulması üzerine Te., bir ara bunu öğrendiğini ama ne zaman ve nasıl olduğunu hatırlamadığını söyledi. Bliwier, Te.’nin bunu soruşturmayı yürütenlerden mi, internetten mi yoksa gazeteden mi öğrendiğini sordu. Te. bu şekilde belirleyebilecek olsa, zaten hatırlayabilecek olduğunu söyleyerek itiraz etti. Bliwier, Te.’nin bunu bir ihtimal “Extra Tip”teki bir makaleden öğrenmiş olup olamayacağını sordu. Te. bilmediğini, böyle bir şey hatırlamadığını söyledi. Bliwier, “Extra Tip”teki makalede ne tür bir silah kullanılmış olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmadığını ifade etti. Bliwier HNA’nın Pazartesi günü olay hakkında bir haber yayınlanmamış olduğunu söyledi. Bliwier ardından, bu bilgiyi nereden almış olabileceğinin somut hale gelip gelmediğini sordu. Te. buna olumsuz cevap verdi, hatırlamıyordu. Bliwier, ne tür silah kullanılmış olduğuna dair bilginin ilk defa Pazartesi günü saat 16.40’da „Spiegel Online“ da yayınlanmış olduğunu aktardı. Sonra Te.‘ye “Neden Pazartesi günü ne zaman dairede bulunduğunuzu sorduğumu şimdi anlıyor musunuz?“ diye sordu. Bliwier, eğer Te. bunu Bayan E.‘ye Pazartesi günü erken saatte dairede anlattıysa, bunu yayınlanmış bilgilerden öğrenmiş olamayacağını çünkü o zamana kadar hiç bir şey yayınlanmamış olduğunu söyledi. Te. konuşma hakkında hiçbir şey hatırlamadığını ve silah hakındaki bilgiyi nereden edindiğini de hatırlamadığını yineledi. Te. eğer Pazartesi günü bunun o silah olduğunu bilmiyorduysa, bunu Bayan E.‘ye nasıl söylemiş olduğunu anlayamadığını ifade etti. Bliwier itiraz ederek „O halde başka bilgilere sahiptiniz.“ dedi. Ardından, Te.‘nin bilgiyi internetten veya gazeteden öğrendiğinde ısrarlı olup olmadığını sordu. Te. „Ya da konuşmalardan.“ şeklinde karşılık verdi. Te., bunu gazeteden veya internetten öğrendiğini kendisi söylememişti. Te. gergin bir şekilde Bliwier’nin burada bir şeyleri çarpıttığını söyledi. Bliwier bu utanmazlığı bu defalık bir kenara bıraktığını söyledi. Götzl, doğru olmayan aktarımlar yapıldığında bunun bir problem olduğunu söyledi. Te buna nedne bu şekilde „tepki verdiği“ ile ilgili bir şey söylemek istediğini ifade etti. Te. medyada kendisini öfkelendiren suçlamalar yeraldığını söyledi. Götzl Te.‘ye „Ama, gerçeği söylemekle yükümlü olduğunuzu biliyorsunuz, bunu konuşmuştuk.“dedi. Te. bunun bilincinde olduğunu söyledi. Bliwier bilgi kaynakları olarak internet ve gazete seçeneklerini dışarıda tuttuklarını ve şimdi Te.‘nin polis memurları ile yapılan konuşmaları olaya dahil ettiğini söyledi. Eğer dosyalarda yeralan doğruysa, Te. E.‘ye aynı silahın kullanıldığını söylediyse, öncesinde soruşturma memurları ile konuşulmuş olunamazdı. Te. ama Bliwier’in kendisine Pazartesi günü „ZK 10“ da bulunduğunu da aktardığını söyledi. Bliwier ancak bunun E. ile yapılan konuşmanın sonrasında olduğunu ifade etti. Bliwier devam etti, dosya kaydına göre Te.‘nin kurbanı hiç tanımadığını söyleyerek bölüm amirine bilinçli olarak yalan söylediğini ifade etti. Avukat Stahl itiraz ederek bunun bir beyan olduğunu söyledi. Bliwier zaten bittiğini söyledi ve Te.‘ye, konuşma sırasında Bayan E.‘nin kurbanın adının „ZK 10“da açıklığa kavuşturulmasını talep ettiğini, ifade etti. Bliwier ardından, öyleyse Te.‘nin E. ile görüşmeden önce „ZK 10“da hangi memurlarla konuşmuş oldunğunu sordu. Götzl müdahele ederek Te.‘nin söz konusu konuşmayı yapmış olduğunu söylemediğini, bunu Bliwier’in kendi sorusunda eklemiş olduğunu söyledi. Bliwier, konunun tanığın bir şekilde bunu görüşmelerden öğrenmiş olduğunu söylemiş olması olduğunu söyledi, sorusu bununla ilgiliydi. Avukat Sturm itiraz ederek, Te. hatırlamadığını söylediği halde konunun üzerine gidildiğini söyledi. Bliwier, Zschäpe’nin savunmasının yaklaşık 75 gün şu anda ilk defa harekete geçmesini ilginç bulduğu şeklinde karşılık verdi. Bunu konuya dahil eden Bliwier değil, Te.‘nin kendisiydi. Ardından Te.‘ye, bilgiyi başka kişilerden almış olabileceğini söylerken kimleri düşündüğünü sordu. Te. bu bilgiyi kimden ve ne zaman aldığını hatırlamadığını söyledi. Polisten almış olduğunu düşünmek mümkündü, ama bu bir varsayımdı. Bliwier bununla ne kastedildiğini anlamadığını söyledi.Te. „ZK 10“ genellikle bir çok kişiyle karşılaştığını, orada bir şey kapmış olabileceğini ama bu bilgiyi ne zaman ve kimden almış olduğunu hatırlamadığını söyledi. Bliwier bu bilgilerin ilk olarak saat 16.45’te yayınlamış olduğunu yineledi. Götzl, Bliwier‘in bir delil dilekçesi vermesi gerektiğini, Bliwier bunu bir aktarımda kullanmış olduğu için belirgin olmadığını söyledi. Bliwier bu tanığa kapsamlı bir aktarım bile yapılabileceğini söyledi. Götzl sinirli bir tepkiyle bir ara verdi. Saat 16.08’de duruşma tekrar başladı.

Götzl Bliwier’in sorularının gerçekten yer bulacaklarını, şimdi sakin olunması ve usüle uygun bir şekilde devam edilmesi gerektiğini söyledi. Bliwier Te.‘nin 22 Nisan 2006’daki sorgulamasından aktarım yaptı; Te. 10 Nisan Pazartesi günü, Bay He.‘nin Bayan E. vasıtasıyla, internet kafe olayında onların [LfV] bir bağlantı görüp görmediklerinin sorduğunu söylemişti. Devamında, aynı Pazartesi gününün öğleden sonrasında, Te.‘nin Kuzey Hessen Polis Merkezinde, „ZK 10″‘da bulunduğu ve Bay Me. ile görüştüğü söyleniyordu. Te. somut bir şey hatırlamadığını söyledi. Ardından Bliwier TKÜ tutanağından aktarım yaptı:„Peki, bir sonuca ulaşıyorlar mı? —Yani, sonunda bir şey çıkması lazım, randevuları ve bütün bunları karşılaştırdıklarında, mümkün olabilir.”. Bliwier, Te.’nin görüşmenin 9 dakika sürdüğünü hatırlayıp hatırlamadığını sordu, Te. olumsuz cevap verdi. Bliwier ardından, Te.’nin dahil olduğundan sözedilen “Kassel Meselesi” ile ilgili kısmından aktarım yaptı. Te. hiçbir şey hatırlamadığını, o sırada da Fe.’yi anlamadığını söyledi. Bliwier “Kassel Meselesi” ile neyin kastedildiğini sordu. Te. konunun cinayet, şube, şubenin Irrgang’ın ile ilişkisi olabileceğini, Fe.’yi anlayamadığını, o tarihte Fe.’yi anlayıp anlayamadığını da hatırlamadığını söyledi. Te., bu telefon görüşmesi hakkında hala somut bir şey hatırlamıyordu. Bliwier aktarım yapmaya devam etti ve bir dakika fark ile ne kastedildiğini sordu. Te. polis tarafınan bildirilen kısa zaman aralığının kastedildiğini sandığını söyledi. Bliwier, olayın gerçekleştiği şartların konuşulduğu başka görüşmeler de bulunduğunu söyledi ve TE.’nin bunları hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Te., eğer telefon görüşmesini hatırlamıyorsa başkalarının da yapılmış olabileğini tamamen ihtimal dışı bırakamayacağını söyledi. Bliwier, telefon görüşmesinin sağladığı bir avantajın, dinlenebilmesi olduğunu söyledi. Te.’ye doğruyu söyleme yükümlülüğü bulunduğu hatırlayıp hatırlamadığını sordu ve bunu ona hatırlattı. Te., bunu doğumun bildirilmesi ile birarada düşünebileceğini ama içeriğe dair somut hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Te. bir telefon dinlemesi gerçekleştirildiğini medyadan öğrendiğini, bunun kendisine resmi olarak bildirilmediğini ifade etti. Ama kendisi “tamamen farklı bir branşta” çalışmıyordu ve böyle bir şey olabileceğini biliyordu. o tarihte bir sorgulama sırasında Te.’nin bir avukatı olduğunu söylemişti. Bunu nereden bildiklerini sormamıştı, buna böyle kabul etmişti. Bliwier Bayan Pi. ile yapılan, onun Te.’nin bir avukat tutmasına sevindiğini söylediği bir telefon görüşmesi söz konusu olduğunu ifade etti, bunu mu kastettiğini sordu. Te. kendisinin dinlendiğini sürekli olarak kulağına geldiğini, memur Bi.’nin kendisine açıkça avukattan bahsetmiş olduğunu, ama izlenip izlenmediğini kendisinin de bilmediğini söyledi. Soru üzerine Te., avukata yasal durumu anlattığını sandığını söyledi, bir cinayet şüphesi söz konusuysa bir avukat ne olduğunu sorardı. Avukatla bu ilk görüşmesi hakkında bir şey hatırlamıyordu ama tahmin ediyordu. Te. o tarihte hayatının altüst durumda olduğunu yineledi. Bliwier Te.’nin buna katkısı olduğu yorumunu yapmak istemediğini söyledi. Ardından Te.’ye bu olayları aklında bastırdığını kendisinin de kabullenip kabullenmediğini sordu.

Bliwier, cinayet zanlısı olduğuna göre Te.’nin bir avukat ne sıklıkta görüştüğünü sordu. Te. çok sık olmadığını söyledi. Bliwier’nin sorusu üzerine avukatın not tutup tutmadığını bilmediği cevabını verdi. Avukatın isminin sorulması üzerine Te., bunun kendisi ve avukatı arasındaki mahremiyeti hedef alan bir soru olup olmadığını sordu. Götzl, isim söylenmesini uygun bulduğunu ifade etti. Te., Pa. İsmini telaffuz etti. Te., avukatını susma yükümlüğünden muaf etmeye prensip olarak karşı olmadığını, ancak buna bu kadar çabuk karar vermek istemediğini ve avukatla konuşmak istediğini söyledi. Bliwier, Te.’nin salonda yapılan bu sorgulamaya hazırlanıp hazırlanmadığını sordu. Te., bu şeylerin hiçbir zaman gerçekten hayatından çıkmadıkları cevabını verdi. Meclis Araştırma Komisyonuna gittiğinde de buraya, Mahkemeye çağrıldığında da bunlarla meşgul olmuştu. Te. soruşturma dosyasının önünde olup olmadığı sorusuna olumsuz cevap verdi. Tek gördüğü, kendisine talep edilmeksizin gönderilen, Araştırma Komisyonundaki ifadelerinin bir nüshasıydı. Avukatın tavsiyesi, polisin işini sürdürmesine mümkün olduğunca yardımcı olmaktı, böylece suçlamalar bertaraf edilebilirdi. Avukatın da dosyaları herhangi bir defa gördüğünü sanmıyordu. Bliwier, burada verilecek ifadeye hazırlanmak için LfV ile görüşülüp görüşülmediğini sordu. Te. buna olumsuz cevap verdi. Kendisi orayı aramıştı ve bunu yazılı olarak yapmayı talep etmişti. Şube şefi aramıştı, onun yeni adresini bile bilmiyordu. Te. “Bağlantılarım işte bu kadar.” dedi. Burada ifade verme iznini tekrar talep etmişti ve almıştı. Anayasayı Koruma Federal Dairesi ya da soruşturma daireleri ile iletişimi olmamıştı. Tanık, kendi çevresi dahilinde hazırlanmış ama resmi mekanlarla ilgili olarak bunu yapmamıştı. İfade verme izni ile ilgili olarak şu anki bürosunun gizlilik koruma görevlisi ile görüşmüştü, ancak orada sadece iznin nasıl anlaşılması gerektiği konuşulmuştu. Bunu saat 6.47’ye kadar verilen bir ara izledi.

Ardından Avukat Kienzle, Te.’nin resmi açıklamasını ne zaman gönderdiğini sordu. Te. hatırlamadığını söyledi ama basından bir telefon görüşmesi yapılmış olduğunu öğrenmişti. Basına göre, telefon görüşmesinde karşısındaki kişi Te.’nin “mümkün olduğunca gerçeğe yakın kalma”sını söylemişti. Ama Te. kendisi hakkında basında çıkan makalelere temkinli yaklaştığını söyledi. Kienzle bunu anladığını ama burada söz konusu olanın kendi hatırladıkları olduğunu söyledi. Kienzle, Te.’nin LfV’de kendisine herhangi bir defa mümkün olduğunca gerçeğe yakın kalmasının söylendiğini hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Te. bir şey hatırlamadığını ancak, parçaları resmi açıklamasını ne kadar detaylı yazması gerektiğinin konuşulmuş olduğu şeklinde birleştirebildiğini söyledi. Ama kendisi mümkün olduğunca gerçeğe bağlı kalmayı değil, gerçeği yazmak istemişti. Bir görüşmeyi hatırlamıyordu, sadece nasıl yazması gerektiğini sorduğunu hatırlıyordu. Soru üzerine Te., hiç bir zaman nasıl ifade vereceği hakkında herhangi bir direktif almadığını söyledi. Eğer mümkün olduğunca gerçeğe yakın yazması söylendiyse bile, “Ben tamamen gerçeği yazdım.” dedi. Kienzle TKÜ tutanağından aktarım yaptı, orada He.’nin ona mümkün olduğunca gerçeğe yakın kalmasını tavsiye etttiği, Polisin ve Savcılığın buna anlayış gösterebileceğini düşündüğünü söylediği ifade ediliyordu. Kienzle, LfV’nin ile Te. ile herhangi bir defa, soruşturma dahilinde onun mesleki faaliyeti hakkında konuşup konuşmadığını sordu. Te. kendisinin orada olmadığını söyledi. Kienzle sorusunu somutlaştırarak, Bay He.’nin telefonda Te.’ye, Polisin ve Savcılığın onun davranış şekline karşı anlayış gösterebileceklerini işaret etmiş olduğunu söyledi ve Te.’nin bunu anlayıp anlamadığını sordu. Te. buna olumsuz cevap verdi. Te. “Burada bulunma nedenimiz olan şartlar”ın ortaya çıkarılmasından daha önce de Bay We. bir görüşme gerçekleştiğini, seri cinayetlerin konuşulduğunu söyledi, We. ona işi dolayısıyla kendisine daha sert davranılabileceğini söylemişti. Kienzle tekrar bir aktarım yaptı; Bay He., onun cinayetten ne zamandan itibaren haberdar olduğunun ve cinayet mahallinde bulunduğundan ne zamandan itibaren haberdar olduğunun, açıklama için önemine işaret etmişti. Te. buna dair bir şey hatırlamadığını söyledi. Kienzle, Te.’nin bu içeriğe sahip bir telefon görüşmesi yapılmadığını söyleyen önceki ifadesine dair şimdi bir açıklaması olup olmadığını sordu, şu anda çok sayıda telefon görüşmesi yapılmış olduğu görülüyordu. Kienzle devam ederek Te.’nin kendisine, resmi açıklamasına dair telefon görüşmesinin, içerik de dahil olmak üzere, yapıldığını ve Te’nin daha önce sadece polisle olandan mı bahsetmiş olduğunu söylemek istediğini sordu. Te. daha önce konuyu, onun polisteki tutumu üzerinde LfV’nin etkide bulunmuş olduğu şeklinde anladığını söyledi. Durum böyle değildi. Te. gerçeğe “yakın” şeyleri değil, gerçeği yazmış olduğu için He.’nin böyle bir şey yapmak için bir sebebi yoktu. Kendisi He. ile sadece açıklamanın ne derece kapsamlı yazması gerektiğini öğrenmek için iletişime geçmişti. Kienzle, Te.’nin ifadelerine LfV’nin tepkisinin nasıl olduğunu sordu. Te. kendisinin bunda da bir etkileme durumu görmediğini, kendisine bir şeyleri bir kenara bırakmasının söylenmediğini ifade etti.

Götzl Zschäpe’ye döndü. Normalde Savunma Avukatı onun solunda Götzl yönünde oturuyordu, ama kendisi bugün salonda değildi. Götzl Zschäpe’ye „Bayan Zschäpe halsiz mi düşütünüz? Ara sıra gözlerinizi kapıyorsunuz“ dedi. Bu davada ilk defa Zschäpe umuma açık bir şey söyledi, ama kürsüde mikrofon sesi yükseltilmemiş olduğundan bir şey anaşılamadı. Götzl, bugün daha uzun devam edilmeyeceğini söyledi.

Avukat Kienzle, Te.’nin bir soru kataloğu izleyip izlemediğini sordu. Te. resmi açıklamasını yazarken gerçeği takip ettiği cevabını verdi. Kienzle’nin sorusu üzerine Te., internet kafede gerçekleştirilen, vakanın yeniden canlandırmasına katılmış olduğunu söyledi. Ardından Kienzle Te. ile yapılan bir televizyon röportajını sordu. Te. haber programının ona yazılı olarak talep gönderdiğini ve kendisinin bu röportajı yapmaya karar verdiğini söyledi. Bunun hepsi, iki günden fazla sürmüştü, ailesi, eşi de hazır bulunmuşlardı. Haber programını hazırlayanlarla röportajı nasıl yapmayı planladıklarını önceden görüşmüşlerdi. Medyayla iyi bir deneyimleri olmamıştı. Kienzle Te.’nin bununla ilgili olarak LfV ile iletişime geçip geçmediğini sordu, Te. buna olumsuz cevap verdi. LfV’den ifade verme izni almamıştı, sadece kişisel olarak yaşadıklarını anlatacağını, görevi ile ilgili konuşmayacağını açıkça bildirmişti. Röportajda kendisi de Mahkeme de sorgulanmış olan bir kaynak kişi [Benjamin Gä., 65. Duruşma Günü] ile ilgili bir soru sorulmuştu, ama gerçekten yardımcı olabileceği halde hiçbir şey söylememişti. Kienzle neyin yardımcı olabilecek olduğunu sordu. Te. bu kaynak ile, telefon konuşmaları yapılmış olduğunu, telefon görüşmesi ile ilgili We. İle de konuştuğunu söyledi; bu telefon görüşmesi hakkında basitçe söylenebilecek şey buydu . Kienzle hangi açıklama olduğunu sordu. Te., tehiminen kaynağın parasını almak istediğini söyledi. Kienzle bunun on iki dakikalık görüşme olup olmadığını sordu. Te. 6 Nisan’daki görüşmenin söz konusu olduğunu söyledi, orada önce kendisi aranmaya çalışılmıştı, sonra o aramıştı, bu burada Mahkemede de konuşulmuştu. Kienzle Te.’nin düzenli olarak gittiği başka internet kafeler olup olmadığını sordu. Götzl araya girdi ve bunu kendisinin daha önce sormuş olduğunu söyledi. Kienzle, o halde bir ara verilmesine ihtiyacı olduğunu söyledi. Sorgulamaya hazırlanma ile ilgili küçük bir tartışma yaşandı. Sonunda Götzl, sorgulamaya o anda ara verildiğini, Te.’nin olasılıkla Mart ayında tekrar çağrılacağını, bu arada Te.’nin avukatı susma zorunluluğundan muaf edip etmeyeceğini düşünmesi gerektiğini söyledi. Avukat Bliwier, bu durumda Irrgang‘ın, Fe. ve E.‘nin de tekrar çağrılmasının tavsiye edildiğini söyledi.

Duruşma Günü saat 17.11’de sona erdi.

Avukat Stolle duruşmanın ardından Te.‘nin ifadelerini yorumladı: „Tanığın ifadelerinin gerçekten bu derece uzak olması, Anayasayı Koruma Dairelerinin faaliyetlerine anlamlı bir ışık tutmaktadır. Gerçeğe dair bu tutum sadece halihazırdaki duruşmadan değil, diğer davalardan da tanıdıktır.“
http://www.hummel-kaleck.org/mitteilung75.html