88. Duruşma Günü Tutanağı – 25 Şubat 2014

0

Bugünkü duruşmanın ilk sorgulamasında tanık Ingeborg Christine H. ifade verdi. H., Holger G. tarafından yapılan karavan kiralama işini ayrıntılarıyla anlattı. Duruşmanın odak noktasını Michèle Kiesewetter’in cinayetinin işlendiği dönemdeki, yani Nisan 2007 tarihindeki kiralama oluşturdu. Ardından polis memuru Karsten Ro., tanık Sh.’nin ifadesi hakkında bilgi verdi. Sh., Halit Yozgat’ın cinayete kurban gittiği saatte olay yerinde, Kassel’deki internet kafede bulunmaktaydı. Daha sonra LKA‚dan memur Steffen Be.’nin tanık ifadesiyle devam edildi; Andreas Sch.’nin Ceska tipi silahın temin edilip teslim edilmesi ile ilgili sorgulamasını anlattı. Son olarak da BKA memuru Ellen Bu., Andreas Sch.’nin bir telefon görüşmesi hakkındaki bilgileri sundu.

Tanıklar:

  • Ingeborg Christine H. (Karavan kiralama)
  • Karsten Ro. (PP Nordhessen, Halit Yozgat cinayeti, tanık Sh.’nin ifadesi)
  • Steffen Be. (LKA Thüringen, Andreas Sch.’nin sorgulaması)
  • Ellen Bu. (BKA Wiesbaden, Andreas Sch.’nin sorgulaması)

Duruşma günü saat 09:50’de başlar. Mandy St.’ye ilişkin bir raporun temin edilmesine dair bir dipnottan sonra Götzl ilk tanığa geçer: Ingeborg Christine H., karavanı kiralayan kişi. (54. Duruşma günüyle ilgili tutanağa bakınız.) H. kendiliğinden hiçbir şey anlatmaz. Götzl’ün sürekli sorular sorması gerekir. Götzl, Holger G. aracılığıyla yapılan karavan kiralama işini sorar. H., Holger G. adlı kişinin yıllarca onlardan seyahat aracı kiraladığını polisten öğrenmiştir. Bu adam tamamıyla silik, utangaç, genç bir adamdır ve bu adamın böylesine bir arka planı olacağını hiç akıllarından geçirmemişlerdir. Araçlar her seferinde düzenli ve temiz geri getirilmişlerdir. Şüphelenmeyi gerektirecek bir sebep olmamıştır. G. karavanların belirli bir büyüklükte ya da belirli bir modelde olması konusunda ısrar etmemiştir. Eğer doğru hatırlıyorsa, adamın saçları seyrektir ve tahmini olarak otuz yaşlarında, normal boyda, zayıf biridir. Muhtemelen gözlüğü yoktur. H. G.’nin ne kadar süreyle onun müşterisi olduğunu tam olarak söyleyemeyecektir; ama beş altı yıl diye tahmin etmektedir. Araçlar daima kısa süreliğine kiralanmışlardır; belki bir haftalığına.

Götzl, G. araç kiraladığında kiralama işinin nasıl gerçekleştiğini sorar. Diğerlerinde nasılsa onda da aynı süreç işlemiştir: Kira sözleşmesi, ödeme ve sonra kimlik ibrazı; nüfus cüzdanı ve ehliyet bilgileri bilgisayara aktarılmıştır. Götzl, kiralama süresi uzatılmak istendiğinde genelde prosedürün nasıl işlediğini bilmek ister. H. şu an bilemiyorum, der; genelde kira süresinin uzatılması az rastlanan bir durumdur. Öyle bir durumda ekstra bir ödemenin yapılması gerekir ya da depozitodan düşülür. H. sürenin uzatılması için telefonla aramanın yeterli olduğunu söyler. Depozitodan düşme işi onlarda yapılmaz; aksine depozito bir kasadadır; bir defter tutulur; müşteri depozitoyu geri aldığına dair bir makbuz imzalar. Her bir araç için ayrı ayrı depotizo istenir; bu eskiden beri böyledir. Sonra H.’ye fotoğraflar gösterilir; fakat fotoğraflarda nihai olarak kimseyi teşhis edememiştir. G.’nin ilk kez ne zaman geldiğini bilmemektedir. Bir soru üzerine G.’nin Chemnitz’den geldiğini bildiğini söyler. İşlerin halledilişine ilişkin konuşmaların içeriğini hatırlayamadığını söyler. Götzl, sorgulamada ona müşteri bilgilerinin bilgisayarda kayıtlı olup olmadığının sorulduğunu söyler. H., geriye dönüşlü olarak 2011 yılından 2009 yılına değin müşteri bilgilerinin kayıtlı olması gerektiğini, daha eski müşterilere ilişkin ise sadece muhasebe için tutulan makbuzların olacağını söyler. Götzl, H.’nin ifadesinde adres ve telefon numaralarına sahip olduğunu belirttiğini söyler. H. bunu doğrular; ancak sadece son iki yıla ait olanlar, der. H. sorgulama esnasında bilgisayarın elinin altında olduğunu doğrular. Götzl, H.’nin böylece G.’ye ilişkin bilgileri bulduğunu hatırlatır: Hannover’deki Dreihornstraße, doğum tarihi 14 Mayıs 1974 ve üçüncü sınıf bir ehliyet. Sonra da bunları ekrandan okuduğunu söyler, H. Götzl’ün H.’nın ifadesinde G.’nin yaklaşık olarak yılda bir kez araç kiralamış olduğunu hatırladığını ve bunun 2007 yılından itibaren olduğunu zannetiğini söylemiş olduğunu ihtar etmesi üzerine H. bu bilgiyi doğrular. G.’nin boyunun sorulması üzerine H. normal bir boyda olduğunu söyler; tahminince 1,70 1,80 cm. civarındadır. İfadesinde G.’nin ez az 1,70 cm. boyunda, sportif ve zayıf biri olduğunu, bir gözlük taktığını söylediğinin hatırlatılması üzerine H., bu konuda bir şey anımsamıyorum, der. Götzl, saçlarının kısa olduğu ve herhangi bir fevkaladelik içermediği, ayrıca G.’nin yüksek Almanca konuştuğu hatırlatmasında bulunur; H. bunu doğrular ve G.’nin “gayet normal” konuştuğunu söyler. Araçlar geri verildiğinde oranın bir çalışanı aracın her şeyinin yerli yerinde olup olmadığına bakar; araç tekrar kiraya verilmeden önce temizlenir ve her şeyiyle gözden geçirilir: “Bazen aracın aynı gün içinde trafiğe çıktığı olur.” İşin kiraya verme kısmından bizzat kendisi, oğlu ve çalışanı sorumludur.

Götzl, özel olarak Nisan 2007 yılında bir karavanın kiralanmasını sorar. H. aracın daha sonra tekrar getirilmiş olmasının soruşturulduğunu, fakat kendisinin bu konuyu artık bilmediğini söyler. Çalışanlar karavanı bir an önce temizlemek zorunda kalmışlardır; çünkü bir sonraki kiracı aracı çoktan beklemektedir. Aracın kirli bir halde geri getirildiğini hatırlamaktadır. Götzl, Güney Almanya’ya yapılan iş seyahatlerini sorar. H. “ne talihsizliktir ki” oğlunun karavanın geri getirildiği gün orada olmadığını bildiğini, söyler. Soruşturma esnasında bu bilgiye ulaşılmıştır. Götzl’ün tekrar sorması üzerine H. aracın geri getirildiği gün o gün müydü, emin olmadığını söyler. Oğluna haksız yere terör örgütüyle bağlantısı olmak suçunun atfedildiğini söyler. Onlar kullanılmış araç satın alıp araçları tadilattan geçirmekte ve tekrar satmaktadırlar. Söz konusu olan o günde oğlu orada değildir ve ona bu suç atfedilmektedir: “Buna bütünüyle karşı çıkıyorum.” G.’nin Nisan 2007 tarihinde yaptığı kira sözleşmesini uzatması söz konusu olmuş mudur, bilmiyordur. Belgelerden biri incelendiğinde der H., belgenin bilgisayardan çıktısı alınmış onlara ait bir ödeme belgesi olduğu görülmüştür. 16 Nisan tarihinde depozito olarak 500 Euro yatırılmış, 300 Euro da ödenmiştir. Kira süresi, 16 Nisan’dan 19 Nisan 2007 tarihine değindir. Götzl, Hannover’den Holger G. adlı birinin bilgilerini yüksek sesle okur ve burada bildirilmiş olan numarayı sorar. H. bu numaranın o kişinin cep telefonu numarası olduğunu ve kaydını kendisinin yaptığını söyler. “Flash 08” aracın modeline ilişkin bir tanımlamadır. H., “yatırıldı” diye düşülen nottaki el yazısının kendisinin olduğunu doğrular. İbraz edilen bir başka belgeye ilişkin H., bu belgenin 16 Nisan tarihli kira sözleşmesi olduğunu ve altındaki imzanın da kendisine ait olduğunu söyler. Bir soru üzerine H., normalde kiralayan kişinin de imza atması gerektiğini, ancak burada böyle olmadığını söyler. Sözleşmenin bir nüshası onlarda kalmakta, diğeri ise kiralayan kişiye verilmektedir; muhtemelen kiracı yanlışlıkla diğerini almıştır. Bir soru üzerine E. adında bir müşteriyi hatırlamadığını söyler.

Götzl, H.’ya 16 Nisan’da kiralanan karavanın bir diğer müşteriye ne zaman kiralandığını hatırlayıp hatırlamadığını sorar. H. kendisinin hatırında olmadığını, fakat soruşturmalar sırasında hemen yeniden kiralandığının saptandığını söyler. Sonradan söz konusu bu süre için bir rezervasyon yapılmış mıydı, bilmemektedir. Götzl, H.’nın 7 Aralık 2011 tarihinde yapılan sorgulamada, araçların kiralama planı bilgisayarda olduğu için aracın 19 Nisan’dan sonra bir başkasına kiralanmadığını söyleyebileceğini, kira sözleşmesinin uzatıldığına dair bir kayıt girmediğini ve aracın kiralandığı bir sonraki tarihin ise 27 Nisan olduğunu belirttiğini söyler. H. o zaman öyledir, der; bu bilgileri zaten bilgisayardan almıştır. Bir soru üzerine H., G.’nin hiçbir zaman bir araçla kendilerine gelmediğini söyler. Götzl’ün o zamanlar kira süresinin uzatılma işleminin nasıl yapıldığına ilişkin sorusu üzerine H., bilgileri her zaman yeniden bilgisayara girmediklerini, üstelik belki de depozitodan düştüklerini söyler. Götzl, 22 Aralık 2011 tarihli bir başka sorgulamadan hatırlatmalarda bulunur. Bu sorgulamada, ’da alarma geçilerek başlatılan bir arama kapsamında olay yerinin 20 km. güneyinde Oberstenfeld’de bir karavan tespit edildiği konu edilmiştir. Götzl, H.’ye bu konunun kendisiyle ele alınıp alınmadığını sorar. H., hayır yanıtını verir. Götzl, araçların makbuz kesilmeden de kiralanıp kiralanmadığını, yani kira süresi uzatıldığında bunun kayıtlara geçirilmemesi gibi bir ihtimalin olup olmadığı sorusuna H.’nın soruşturmada, bir müşteri kiralamayı bir günlüğüne uzatır ve parayı masaya koyarsa, bu paranın bir kahve fincanının içine konduğunu söylediğini hatırlatır. H., böyle bir şeyin artık bilgisi dahilinde olmadığını söyler. Götzl, bir kez daha zamansal dizgeyi sorar ve sorgulama zaptından bir soru okur: İşletmenin evrakları arasında 25 Nisan tarihinde Klaba’dan başlayan Würzburg ve Heilbronn üzerinden Tübingen’e gidilip gelinen bir iş seyahati kaydı bulunmaktadır. H. söz konusu edilen şeyi bildiğini; ancak herhangi bir detayı hatırlayamadığını söyler. “Klaba” Klaffenbach’tır; yani onun ikamet ettiği yerdir. Oğlu dışında başkaları da bu iş seyahatinde ona eşlik etmiş midir, bunu da tam olarak söyleyemeyecektir. El yazısıyla doldurulmuş bir kira sözleşmesinin ibraz edilmesi üzerine H. bu sözleşmeyi kendisinin düzenlediğini söyler. „Cristall 590“, modelin adıdır. André E. isminin hatırlatılması üzerine H., öyleyse kiralayan odur, der; ancak bu isim ona bir şey ifade etmemektedir. E. adına el yazısıyla düzenlenmiş olan bir başka sözleşme için de H. bu sözleşmeyi de kendisinin düzenlediğini söyler. Araç kiralayan kişilerin isimlerinin hepsini aklında tutamayacağını, süreci de hatırlamadığını söyler. Saat 11:04’e değin ara verildikten sonra Götzl, H.’ya 16 Nisan 2007 tarihinde yapılan kira sözleşmesindeki plaka numarasını hatırlıyor mudur, diye sorar. H., hayır yanıtını verir. Götzl, orada C-PW 87 yazılı plaka numarasının söz konusu olduğunu söyler. H., bu konuda söyleyebilecek bir şeyim yok, yanıtını verir. OStain (Başsavcı) Greger, araç kiralamak isteyenlerin kimliklerini ispatlamak için herhangi bir belge göstermeleri gerekir mi, diye sorar. H. aracı almaya geldiklerinde kiralayanların her defasında ehliyetlerini ve nüfus cüzdanlarını ibraz etmeleri gerekir, der.

Saat 11:10’da Kassel KHK‚dan (Suçla Mücadele Birimi) tanık Ro. ile devam edilir. Başlamadan önce Götzl, tanık Faiz Hamadi Sh.’nin birkaç yıldan beri tekrar Irak’ta olduğu, 2013 yılında bir aracın alımı için sadece kısa bir süreliğine Köln’e geldiğini bildirdiğini ilan eder. Ro., Sh.’nin ifadesinde 2001 yılında Irak’tan Türkiye sınırına yakın bir bölgeden iltica dilekçesiyle başvurmak üzere Almanya’ya geldiğini söylediğini belirtir. Yakınlarda oturan çocuklu bir kuzenine yardım etmek için Kassel’e gelmiştir; orada sözlü çeviri yapmıştır. Sh.’nin Almancası o kadar iyidir ki onunla büyük ölçüde çevirmen olmadan anlaşabilmişlerdir. Sh. işsizdir ve olay yerinden çok uzak olmayan bir yerde araçları bakımdan geçirme işinde deneme amaçlı çalışmıştır. Sh. telefon etmek istemiş; fakat cep telefonunda yeterli bakiyesi bulunmadığı için yakınlarda bulunan bir dükkâna gönderilmiştir. Sh. bu internet kafeden kuzenini aramıştır; Bay Yozgat (baba olanı) aramasına yardımcı olmuştur. Sh. sonra tekrar işinin başına dönmüştür. İşten sonra tekrar telefon etmek istemiş ve bu nedenle internet kafeye gitmiştir; şahsi bir aracın satılması meselesi vardır.

Ro., geri kalanları dosyadaki bir eskiz yardımıyla açıklama izni verilmesini rica eder. Götzl, bu ricayı kabul eder ve Ro. öne çıkar. Duvara yansıtılan eskizin bir meslektaşına ait olduğunu söyler Ro.; belirli bir ölçek dahilinde hazırlanmamıştır; ama yeterlidir. Sh. Holländischen Straße’deki kapıdan girmiş, önce tezgaha yönelmiştir. Akşam üstü yaklaşık 16:50 sularında cep telefonundan aramaya çalışmıştır. Bilgisayarda yapılan karşılaştırmaya göre saat 16:52’dir. İki üç dakika sonra Sh. içeri girmiştir ; orada onun tanımadığı genç bir adam tezgahın arkasında oturmaktadır ki; bu daha sonra cinayete kurban giden Halit Yozgat’tır. Yozgat, 3 nolu kabini Sh.’nin telefon edebilmesi için kullanıma açmıştır. Kabinin cam kapılarında büyük boy afişler olduğu için görüş engellenmiştir. Sh. daha sonra olacak şeylere sırtını dönmüş bir halde durmuştur ve dört kez telefon etmiştir. Önce arabayı satan kişiyle, sonra iş ortağı ile, üçüncü konuşmayı ise aracı alacağını söyleyen kişiyle yapmıştır. Sh.’nin yaptığı telefon görüşmeleri dünyanın her yerinde kullanılan bir PIN numarasını girmesini gerektiren SIM kartıyla yapılmıştır. Sh. ifadesinde bu numarayı girebilmek için epey uğraştığını söylemiştir.

Sh. sorgulamada, ilk telefon görüşmesi sırasında bir balon patlamışcasına patlama sesi duyulduğunu söylemiştir. Ve sanki bir şey yere düşmüş ya da devrilmişcesine hafif bir gürültü duymuştur. İki üç kez Sh. bir şey söyleyememiştir. Gözucuyla internet kafeden çıkan birini görmüştür. Gözucuyla ve kapıdaki afişin aralığının izin verdiği ölçüde Sh. kişiyi görebilmiştir. Sh.’ye göre bu kişi 1,80 cm. boyunda, güçlü kuvvetli biridir, üzerinde açık renk giysiler vardır. Telefon görüşmelerinden sonra kimseyi görememiştir, genç adam da orada değildir. Sh. tezgâhtan yaklaşık 1,50 cm. uzakta olduğunu söylemiştir; tezgâhta da gözüne çarpan bir şey olmamıştır. Sonra arka bölüme gitmiştir. Ro., orasının dolambaçlı olduğunu söyler. Sh. arkadan sesler duyduğunu söylemiştir. Uzunlamasına bir mekanda çocuklarla birlikte bir kadın vardır; Sh. kadınla konuştuğunu, ona dükkanın sahibinin nerede olduğunu sorduğunu fakat yanıt alamadığını belirtmiştir. Arka bölümde iki kişi daha olmalıdır, der Ro, fakat sorgulamanın bir parçası değildir. Sonra her iki genç adamın da nerede oturduklarını gösterir. Sh. onlara dükkân sahibinin nerede olduğunu sormuştur. Dükkânın ön tarafında bir yerde vitrinin önünde durup beklediğini ve dışarı çıktığını söylerler, der Sh. Kısa bir süre sonra elinde alışveriş torbalarıyla Bay Yozgat (baba olanı) içeri girer ve Sh. ona sorar: “Para almak istemiyor musun?” Bunun üzerine Yozgat, oğlunun orada olması gerektiğini söyler; tezgahın arkasını dolanır, oğlunu bulur, seslenir, onu ayıltmaya çalışır.

Tekrar sorulması üzerine Sh. hiçbir şey görmediğini, pek çok kez etrafına bakındığını, arkaya kadar gittiğini, fakat anlaşılan o ki tezgâhın arkasına bakmadığını söylemiştir. Bir sandalyeyi etmiş, fakat vefat eden Halit Yozgat’ı orada da görmemiştir. Ro. olay yerini bizzat kendi incelemeye gittiğinde tezgâhta kan gördüğünü, bunun üzerine Sh. ile konuştuğunu söyler; fakat Sh. belli ki kanı görmemiştir. Götzl tutanaktan Sh.’nin gürültüyü duyduğunda o yana döndüğünü, fakat hiçbir şey görmediğini söylediğini okur. Sh. 8 Nisan ve 20 Nisan 2006 tarihlerinde bir kez daha sorgulanır. Diğer polis meslektaşlarına verdiği ifade de Sh., gördüğünü iddia ettiği kişiyi sadece bir gölge olarak tarif etmiştir. Ro. sonraki sorgulamalarda Sh.’nin yerde bir sarsıntı hissettiğini, ama dışarı çıkan kişinin sesi miydi ya da yere devrilen şeyin sesi miydi, bilmediğini belirttiğini söyler. Götzl, dışarı çıkan kişiye ilişkin Sh.’nin bir olasılık saçlarının uzun olduğunu fakat bundan emin olmadığını söylediğini hatırlatır. Ro. bu bilgiyi doğrular; Sh. kişinin yüzünü görmemiştir. Ro. gürültülerle Sh.’nin gördüğünü söylediği kişi arasındaki zamana ilişkin Sh.’nin saniyelerden söz ettiğini, gürültünün hemen ardından o kişiyi gördüğünü belirttiğini söyler. Sh. kabinden çıktığında Halit Yozgat’ın tezgâhın arkasında yerde yatıyor olması gerekir, der Ro. Fakat Sh. uzun boylu biri değildir; yaklaşık 1,70 cm.’dir, dosyadan öğrendiğine göre de göz seviyesi 1, 62 cm.’dir. Ro., Sh.’nin gerçekten bir şey görmemiş olmasını imkan dahilinde görür. Yerde yatan insan bedeninin yüksekliği tahmini olarak 30 cm.’dir.

Sh.’nin kendisi de bir eskiz hazırlamıştır. Eskiz incelenir. Ro. Sh.’nin eskizde daire işaretlediği yerlerde kısa süre bulunduğunu söyler. Ro. ayrıca kabinlerin bulunduğu, internete girilen yerlerdeki, gençlerin ve çocuklarla birlikte kadının olduğu yerdeki daireleri gösterir. Devrilen sandalyeyi Sh. görmüştür, fakat sandalye öne doğru devrik olduğu için Halit Yozgat’ı görmemiştir. Götzl, Sh.’nin ifadesinde dükkânın arkasındaki gençlere hesabı ödeyebilir miyim diye sorduğunu belirttiğini söyler. Ro. Sh.’nin onların dükkândan biri olduklarını zannetiğini söyler; ancak onlar parayı alacak kişinin ön tarafta ya da dışarıda olması gerektiğini söylemişlerdir. Götzl, kadınla olan diyaloğu sorar. Sh., kadının Halit bulunduktan sonra dışarı çıktığını ve dışarıda olay yerinde kaldığını söylemiştir. Bu bilgi tespit edilebilmiştir. Götzl, Sh. tutanakta belirtildiğine göre, kadının dükkândan biri olduğunu düşündüğünü, fakat tepki vermediğini söylemiştir, der; Ro. bunu doğrular. Ro. Sh.’nin İsmail Yozgat’ın masanın etrafında dolandıktan sonra oğlunun ayılması gerektiğini söyleyişine ilişkin tarifi ile kurbanı daha önce görmediği için korkuya kapıldığını dile getirişinin oldukça inandırıcı olduğunu söyler. Sh. önce davalı olarak tutuklanmıştır. Götzl, Sh.’nin Halit Yozgat’ın ayaklarını görüp görmediğine ilişkin soruya hayır yanıtı verdiğini hatırlatır. Ro., Sh.’nin tezgâhtaki kanı ilkin görmediğini ancak sonra fark ettiğini söylediğini doğrular. Götzl’ün sorusu üzerine Ro., olay yerinde kana bulanmış bir tabure bulunduğunu ve 3 nolu kabinde sandalye bulunmadığını söyler. Sh.’ye bir sandalye kullanmış mıdır, diye sorulur. Fakat taburenin tezgâhın arkasında olması ve Bay Yozgat tarafından öne atılmış olması gerekir. Götzl, Sh.’nin beyanında sandalye kullanmadığını belirttiğini söyler, Ro. bunu doğrular. Bir soru üzerine Ro., Sh. ifadesinde
Halit Yozgat’ı ilk kez orada gördüğünü söylemiştir, der. Götzl, Sh.’nin, Yozgat bulunduktan sonra 4 nolu kabinden polisi ya da can kurtarma ekiplerini aramak istediğini, fakat genç bir adamın ona bunu yapmaması gerektiğini söylediğini belirtir. Ro. burada izlerin değerlendirilmemesi söz konusu oldu herhalde, der. Götzl, ayrıca Sh’nin. önce ilk yardım yapıldı dendiğinin, daha sonra ise Yozgat’ın öldüğünü öğrendiğini söylemiş olduğunu belirtir. Önce onun bu konuyla ilgisi olduğu düşünülmüş; fakat onun inandırıcı bulunan ifadesi sayesinde bu düşünceden vazgeçilmiştir. avukat Narin, kendisine uzun boylu Orta Avrupalı adam hakkında da sorular sorulmuş mudur, öğrenmek ister. Ona kendisinin tarif ettiği 1, 80 cm. boylarındaki, açık giyimli kişi sorulmuştur, der Ro. Orada bir başka kişinin daha olduğu ise sonra ortaya çıkmıştır. Sh.’ye Andreas Te.’nin resimleri de gösterilmiş midir, Ro. bilmemektedir; o komisyonun bir parçası değildir. Avukat Kienzle’nin sorusu üzerine Ro. Sh.’nin internet kafede yaptığı telefon görüşmelerinin zamanının soruşturulmasıyla bir ilgisi olmadığını söyler. Sorgulama 11:46’da sonlanır.

Öğle arasından sonra saat 13:04’de LKA (Eyalet Suçla Mücadele Dairesi) Thüringen’den tanık Be. ile devam edilir. Andreas Sch.’nin sorgulanmasının gerekçesi 25 Ocak 2012 tarihinde BGH’nın, aynı günün sabahı uygulanması için çıkarttığı arama kararıdır. Sch. KPI Jena’ya gelmeye hazır olduğunu belirtmiştir. Bu soruşturma devleti koruma biriminin sorgu odasında yapılmıştır. Be. dışında BKA‚dan meslektaşı Schu. da orada hazır bulunmuştur ve saat 15’e değin savcı Weingarten da oradadır. Sch. beyanda bulunmaya hazırdır. Sch.’ye karar gereği mesele açıklanmış; Sch.’nin Wohlleben’e bir silah temin ettiğine dair bir ifadenin mevcut olduğu söylenmiştir. Kuşkusuz Wohlleben biri eşliğinde onu, onun camiaya özgü dükkânında aramış ve mermi yüklü bir silah sormuştur. Bunun üzerine Sch. Wohlleben’e mermi yüklü bir silah temin edebilecek birilerinin adını verebileceğini söyler; bunlar kumarhanedeki Yugoslavlardır. Wohlleben ve ona eşlik eden kişi daha sonraları ona ulaşmaya çalışmamışlardır. Be., sorgulama esnasında Weingarten’ın, daha sonra birinin çıkıp da onun yani Sch.’nin silahları temin ettiğini iddia etmesindense gerçeğin şimdi dile getirilmesi konusunda onu uyardığını söyler. Bunun üzerine Sch. şöyle söylemiştir: “Ona bu boktan silahı ben temin ettim.” Sonra Sch. anlatmaya başlar ve şöyle der: “Zaten bir kez ağzımdan kaçırdım.” Sch. Wohlleben’in biri eşliğinde dükkâna geldiği doğrudur; der; o kişiyle camiadan tanışıyorlardır. Sorgulamanın akışında Sch. bu kişiyi Carsten S. olarak teşhis etmiştir. S. bir ya da iki kez gelmiş ve silah sormuştur ve herhangi bir zaman, 1999 ya da 2000 yılında bu kişiye silah teslim etmiştir. Sch. ifadesinde silahın Doğru Avrupa silahı olabileceğini, üzerinde Çek harflerinin belki de kiril harflerinin bulunduğunu söylemiştir; ayrıca içinde 50 kadar mermi bulunan bir kutu da mevcuttur; silah bir havluya sarılıdır ve o silahı bir arabada ya da dükkânın yanında teslim etmiştir; cebine 2500 DM’ı indirmiştir ve mesele onun için kapanmıştır. Götzl, Sch.’nin davranış biçimini sorar. Be. Sch., için bu meselenin gözle görülür bir biçimde can sıkıcı olduğu yanıtını verir; fakat yine de tavrı uzlaşmacı olmuştur. Fakat bu durum Sch.’yi başlangıçta yalan söylemesinden alıkoymamıştır. Sch. hiçbir zaman sesini yükseltmemiş ya da ters bir hareket göstermemiştir.

Sch. Wolfersdorf’ta kapıcı olarak ikamet etmiştir ve binanın anahtar yönetiminin izniyle mekanların incelenmesine ve aranmasına izin vermiştir. Sch., Frank Li. ismine değinmemiştir; fakat onlar direkt bu ismi sormuşlardır ve Sch., Wohlleben’in ilk önce Li.’ye gittiğini ve Li.’nin de onu kendisine yönlendirdiğini söylemiştir. Silahın sorulması ile teslimi arasındaki süreyi Sch. yaklaşık bir ya da iki ay ile sınırlamıştır. Sch. kendisine gösterilen ilk fotoğraf dosyasında kimseyi tanımamıştır; silah temin ettiğini itiraf ettikten sonra ise bizzat kendi, resimleri bir kez daha görmeyi talep etmiş ve Carsten S.’yi teşhis etmiştir. Bir isim bilmemekle birlikte, eğer resimdeki kişinin saçları yandan ayrık ise, söz konusu kişi odur. O kişiyi sadece görmüşlüğü vardır ve onu genelde Wohlleben, Böhnhardt, Mundlos ve ile birlikte görmüştür. Sch. onu tarif ederken, onun Hitler zamanı gençliği gibi dolaştığını söylemiştir; saçları yandan ayrılmıştır, üzerinde kahverengi gömlek vardır; diğerleri, Böhnhardt ve Mundlos da öyledir.

Götzl teslimatın ayrıntılarını sorar. Be., Sch.’nin ifadesinde onun tanıdığı „Boban“ (sesçil yazım) adlı bir Yugoslavın onunla mermileri olan bir silah konusunda konuştuğunu belirtmiştir. Silah kentin içinde Jena’da „Boban“ ve onun bir hemşerisi tarafından teslim edilmiştir. Bunun için temasa geçilmiş olması gerekir ki Sch. bu temasın dükkânda mı olduğunu yoksa kendisinin mi aradığını artık hatırlayamamaktadır. Silahın “”in önünde muhtemelen Ford Fiesta marka, küçük bir arabada teslim edilmiş olması gerekir; sonra o parasını almıştır. Sch. silahı küçük bir Doğu Avrupa silahı olarak tarif etmiştir; silahın çapı 9 mm.’den küçüktür. Kendisine gösterilen silahlardan birine, silahın o silah olabileceğini, çünkü onun da aynı şekilde küçük olduğunu söylemiştir. Soru üzerine Be., Sch.’nin ifadesine göre silahın fiyatı hakkında silahı getiren kişiyle ilk temasta değil, sorup soruşturduktan sonra konuşulmuştur, der. Götzl, Sch.’nin bu silahla ne kadar kazandığını sorar. Be: “Sch. silah için 2000 ödemiş, sonra 2500’e tekrar satmış ve böylece silah başına 500 DM kazanmıştır diye düşünmüştüm.” Be. Sch.’nin dediğine göre silahın ne amaçla kullanılacağına dair herhangi bir konuşma geçmediğini söyler. Fakat Sch. “oyuncak silahların” değil de mermi yüklü bir silahın söz konusu olduğunu izah etmiştir. Sch., Wohlleben ile olan ilişkisine dair, Wohlleben’i sağcı etkinliklerden tanıdığını, kendisinin ise Skin olduğunu, serüvene yoğunlaştığını, daha çok sigara ve içki içmeyle ilgilendiğini söylemiştir. “Politik boktan meseleler”le ilgilenmediğini, Wohlleben, Mundlos, Böhnhardt ve Kapke gibi kişilerin ise bundan hoşlanmadığını söylemiştir. Dükkânı işletmeye ise mali nedenlerle devam etmişlerdir.

Götzl, Sch.’nin Böhnhardt, Mundlos ve Zschäpe hakkında beyanda bulunup bulunmadığını sorar. Sch. Mundlos ve Böhnhardt’ı tanıdığını, onların pek çok kez dükkânda bulunduklarını, giysiler ve CD’ler satın aldıklarını söyler. Beate’yi tanımıyordur; fakat kuzeni ondan bahsetmiştir. Bunun dışında birbirlerini etkinliklerden tanımaktadırlar; Sch. bunu tekrar tekrar vurgulamıştır. Sch.’ye bir yığın insanın isminin olduğu bir liste verilmiştir; ancak listeden sadece pek az insanı tanımaktadır. Tino Brandt’ın muhbir olduğunu bilmektedir. (86. duruşma gününe ait tutanağa bakınız.) Sch. onun Kahla’da oturduğunu, bu nedenle artık ulaşılamaz olduğunu söylemiştir. Aslında Thüringen’de tanınan biri olan ’i [NPD-Kader] ise Sch. tanımamıştır. Götzl’ün sorusu üzerine Be., Sch.’nin ifadesinde Holger G. ismini ilk kez arama kararında okuduğunu belirttiğini söyler. Kapke hakkında ise onun Wohlleben, Böhnhardt ve Mundlos çevresinden olduğunu söyler; bu isimler Altlobeda’daki Kahverengi Bina’yı ya da Nazi Binası’nı işletmişlerdir. Ona gösterilen resimlerde Sch. silahı alan kişiyi de tanımıştır; sonra ikinci bir fotoğraf dosyası gündeme gelmiştir ki orada da Mundlos ve Böhnhardt’ı tanımıştır.

Sonra “Madley” mevzu bahis olur. Bu konuda Sch. dükkânı 1995 yılında Li. ile birlikte açtıklarını, ilk başlarda aynı haklara sahip olarak orada çalıştığını söylemiştir. Sonra askerliğini yapması gerekmiştir; askerlikten sonra ise “Madley”in bir çalışanı olmuştur. Götzl, Sch.’nin 1988 yılında mezuniyet sınavını verdikten sonra sağcı dünya görüşünden dolayı Jugendwerkhof’a (Alman Demokratik Cumhuriyet’indeki çocuk- gençlik eğitim ve ıslah kurumu) yerleştirildiğini ve orada tornacılık eğitimini tamamladığını belirtir. Be., Sch.’nin Madley’deki çalışma saatlerinin muntazaman 10’dan 18’e değin olduğunu beyan ettiğini söyler. Sch. dükkândaki mallara ilişkin ifadesinde “Madley”in Jena’dan gelen “yoldaşlar” için bir başvuru noktası olduğunu söylemiştir. Sch.’nin ifadesinde her türlü tekstil ürünüyle birlikte camia için tipik sayılacak sağcı ve solcu giyim kuşam malzemeleri sattığını söylediğinin hatırlatılması üzerine Be., bu bilgiyi doğrular. Aynı şekilde tutanakta yer alan Sch.’nin 2003 yılının ilkbaharına değin “Madley”in bir çalışanı olduğu, sonra ise Waldbad’da bir mini golf tesisi ile bir büfe işlettiğine dair ifadesini de doğrular. Sch., Wohlleben’i konserlerden ve dükkândan tanımaktadır; fakat yakın arkadaş olduklarından söz edilemez. Be. doğrular: “Böyle tarif etti.” Götzl, Sch.’nin Wohlleben’e sadece “kumarhanedeki Yugoslavlardan” bir silah aldığını söylediğini hatırlatır. Sch. bu kişiler sürekli olarak saçlarını yandan ayırdıkları ve kahverengi gömleklerle dolaştıkları için onlarla arkadaşlık kuramamıştır.

Götzl, Sch.’nin ifadesinde Wohlleben’in ya da bir arkadaşının onunla bir silah hakkında konuştuğunu, fakat kendisinin hiçbir zaman bir silah tedarik etmediğini, aksine sadece nereden temin edileceğini söylediğini okur. Be., evet Sch. ifadesinde böyle söylemiştir, der. Sonra resimler incelenir; Böhnhardt, Mundlos ve Zschäpe’nin resimlerinin yanısıra Holger G., André E., ve E.’nin muhtemelen ikiz kardeşi olan Maik E., Susann E., Tino Brandt, Thorsten Heise [Neonazi-Kader], André Kapke, Peter Klose [eski NPD Zwickau’dan, NSU’nun kendini ifşa etmesinden önce Facebook’da kendini „Paul Panther“ olarak göstermişti.], Claus Nordbruch [aşırı sağcı bir yazar, Güney Afrika’da yaşıyor, André Kapke ve Tino Brandt ile temas içinde] ve Carsten S.’nin resimleri gösterilir. Götzl, burada tanığa 6 ve 7 numaralı fotoğrafların dışındaki fotoğrafların gösterildiği ve eşlik eden kişiyi tanıyıp tanımadığı sorulduğunun ve Sch.’nin hayır yanıtı verdiği yazılıdır, der. Wohlleben’in tam olarak ne istediğinin tekrar sorulduğunun hatırlatılması üzerine Be., bu sorunun Sch. silahı temin ettiğini itiraf etmeden önce sorulduğunu söyler. Götzl, Wohlleben’in Sch.’ye öyle kolayca mermi yüklü bir silahı nereden bulacağını sorduğunu, Sch.’nin de ona “ Kanaken”lere (yabancılar, özellikle de Türk kökenliler için kullanılan aşağılayıcı bir sözcük) gitmesi gerektiği yanıtını verdiğini hatırlatır. Götzl okumaya devam eder: Sch.ifadesinde Wohlleben’in Sch.’ye mermi yüklü bir silah tedarik edip edemeyeceğini sormuş olabileceğini, Wohlleben’in mermi yüklü bir silah istediğini, lakin bu silahı niçin istediğini söylemediğini belirtmiştir. Be., evet, der, Sch. kendiliğinden böyle söylemiştir. Be., Sch.’nin Wohlleben’in bu soruyu bir daha sormadığını ve başka bir kimsenin de ona bir daha silah sormadığını düşündüğünü söylediğine dair hatırlatmayı da doğrular.

Götzl, Sch.’nin sorgulama esnasındaki davranış biçimini sorar. Be., Sch.’nin kendini rahatsız hissettiğini söyler; geleceği için endişelenmiştir; çünkü ikamet ettiği yerde aynı zamanda çalışmaktadır da. Sch. yeni hayatını, kız arkadaşını tehlikeye attğını düşündüğünü söylemiştir. Gergin olduğu gözlenmiştir. Sandalyesinde bir ileri bir geri hareket edip durmuştur. Götzl, bunların sorgulama zaptında yer almadığını söyler. Tanık, arama yapılmadan önce ona yani Be.’ye ya da oradaki başka birine bunların dile getirildiğini söyler; her koşulda Sch.’nin endişesi yüzünden okunmaktadır. Götzl, burada Sch.’nin hatırladığı kadarıyla Wohlleben’le başka bir konuşmasının olmadığı ve bu nedenle onu muhtemelen kumarhaneye “Jugolara” (Yugoslavlara) yönlendirdiğine dair bir ifade yer aldığını söyler. Sch. bu şekilde kurgulamış, der Be. Sch. giderek daha gergin bir hal almıştır. Götzl, “hatırladığım kadarıyla” ya da “muhtemelen” gibi ifade biçimlerinin Sch.’ye mi ait olduğunu sorar. Be. Sch.’nin ifadesini kelimesi kelimesini tutanağa geçirmeye çalıştığını söyler; fakat özellikle böyle meselelerde buna çok özen göstermişlerdir. Götzl, Sch.’nin ifadesinde Wohlleben’in silahın fiyatı, kalibresi ve mermiler hakkında bir bilgi vermediğini, fakat en başından beri bir çocuk oyuncağının değil de mermi yüklü bir silahın söz konusu olduğunun bilindiğini, Wohlleben’e hiçbir zaman bir şey sormadığını ve bu konuda bir şey anlatmadığını söylediğini yüksek sesle okur. Be., bu içeriği doğrular. Götzl, Wohlleben sorusunu tekrarladığında Sch.’nin hemen yanıt verip vermediğini sorar. Be. Weingarten’ın Sch.’yi gerçeği dile getirmesi, herhangi birinin başka şeyler anlatmasındansa, onun ifadesini iyice düşünmesi yolunda uyardığını söyler. Kısa bir süre, belki bir dakika kadar düşündükten sonra Sch. şunları söylemiştir: “Bu boktan silahı ben temin ettim.” Götzl, herhangi biriyle kastedilen kişinin adı söylenmiş midir, diye sorar. Be., Weingarten’ın şöyle bir argümanda bulunduğunu söyler: davalı Wohlleben bir şeyler söylemeden önce Sch.’nin bir şeyler söylemesi daha iyi olacaktır. Li.’nin aracılığıyla mı gerçekleşmişdir sorusuna Sch. açık açık evet demiştir. Götzl, burada Sch.’nin silahı, ilkbaharda, 2000 yılında olsa gerek, sattığını iddia ettiği yazılıdır, der. Be. Sch.’nin 1999 yılında mı 2000 yılında mı olduğuna dair kesin bir saptamada bulunmak istemediğini söyler. Götzl hatırlatmada bulunur: Sch. tekrar fotoğraf dosyasını istemiş, 16 nolu fotoğraftaki kişinin [Carsten S.] silahı alan kişi olduğundan emin olduğunu, ancak ismini bilmediğini, eğer bilseydi söyleyeceğini açıklamıştır; çünkü şimdi “zaten bir kez ağzından kaçırmıştır.” Be., bu bilgiyi doğrular. Götzl, ayrıca Sch. silahın sorulması ile teslim alınması arasında yaklaşık bir iki ay zaman geçtiğini, havanın sıcak olduğunu, 1999 ya da 2000 yılında olması gerektiğini söylemiştir, der. Götzl, Sch.’nin Doğu Avrupa tipi, muhtemelen bir Çek silahından söz ettiğini hatırlatır. Sorulması üzerine Be. Sch.’nin kullanılmış bir silahtan söz ettiğini söyler; silah küçük bir silahtır; öyle ki 9 mm.’den de küçüktür ve belki de üzerindeki harfler kiril hafleridir.

Be., Sch.’nin silahı alan kişiyi THS Jena’ya dahil biri olarak tanımladığını, vaktiyle onların Altlobeda’da Nazi binası olarak adlandırılan binaya sahip olduklarını, Kapke’nin orada “vasallarıyla birlikte” dolaştığını söylediğini teyit eder. (Çevirmenin notu: Vasal, feodal toplumsal hiyerarşide, bir üstüne bağlılık yemini etmiş ve böylece aralarında bir sadakat ilişkisi doğmuş olan bey.) Sch. silahı alan kişiyi tarif ederken 18 en fazla 19 yaşlarında, 1, 80 cm. boylarında ve saçlarının kökünün koyu renk olduğunu söylemiştir, der Götzl. Sch. bu kişiyi mütemadiyen Böhnhardt, Mundlos ve Kapke’nin çevresiyle ilişkilendirmiştir. Sch.’nin söylediğine göre bu kişinin sürekli traş olmuş biri olduğunu da Be. teyit eder. Bu kişi teslimatı almaya küçük bir araba ile gelmiştir; teslimat yan sokaklardan birinde bir park yerinde yapılmıştır. Be. bu bilgiyi de teyit eder ve Sch.’nin bu aracın Ford Fiesta olacağı tahmininde bulunduğunu söyler; aracın içi bir kadın arabası gibi oldukça derli topludur. Teslimata ilişkin ise Sch., teslimatı yaptığı kişinin sürücü koltuğunda oturduğunu, onun ise araca binip yanındaki koltuğa geçtiğini, silahı verdiğinde silahı alan kişinin silahı koltuğunun altına ittiğini söylemiştir. Sch. bir deste parayı almış, ondan sonra da vedalaşmışlardır. Be. bunu teyit eder. Sch.’nin ifadesinde teslimatın hafta içi ve öğleden sonra yapıldığını söylediği bilgisini de Be. doğrular. Ayrıca Sch. teslim alan kişiye telefonla ulaşmasının mümkün olmadığını, söz konusu kişinin bir ya da iki kez dükkâna geldiğini ve orada sözleştiklerini düşündüğünü, ancak bu kişinin dükkâna telefon açmış da olabileceğini söylemiştir; nasılsa dükkânda yeterince kartvizit bulunmaktadır. Götzl, Sch.’nin belki silahın fabrika çıkışına ilişkin notu da okumuş olabileceğini, fakat sadece Doğu ülkelerinden geldiğini anımsadığını söylediğine değinir. Be. bu bilgiyi doğrular. Sch.’nin söylediğine göre mermiler, çivilerin konduğu kutulara benzer mukavva bir kutunun içine konulmuştur, der Götzl. Be. Sch.’nin 50 adet mermi olduğu tahmininde bulunduğunu söyler. Götzl burada Sch.’nin kısa bir süreliğine kutunun içine baktığını, mermilerin parladığını ve pirinç rengi olduğunu söylediğinin yazılı olduğunu belirtir.

Sonra silahların resimleri incelenir. Götzl, tutanakta Sch.’nin artık emin olmadığı fakat 3 (Ceska 83), 4 (Ceska 70) ve 6 (Walther 7,65 Browning) numaralı silahlardan biri olabileceğini, silahın çok küçük bir silah olduğunu söylediği yazılı, der. Sch. ifadesinde silahın fiyatını silahı alan kişiyle yaptıkları son iki buluşmada 2500 DM olarak belirlediklerini söylemiştir. Be. bunu doğrular. Sch.’nin önce bu silahın ederinin ne olduğunu sorup soruşturması gerekmiştir. Götzl, Sch.’nin Wohlleben ile yapılan ilk görüşmede bu konuda konuşmadıklarını belirttiğini söyler. Be.: “O zaman evet öyle söylemiştir.” Kumarhanenin bulunduğu yere ilişkin ise Sch. kentin içinde, büroların bulunduğu bir kuleye yakın olduğu ve Keksrolle olarak adlandırıldığını söylemiştir. Oraya düzenli olarak gitmiştir. “Boban” hakkında ise Sch., Boban’ın onun yaşlarında olduğu, adam yaralama suçlarıyla dikkat çektiği ve 2003 yılında sınır dışı edildiğini söylemiştir. Götzl devam eder: Sch. “Boban”ı son olarak mini golf tesisinin açılışında görmüştür. Üç ya da dört hafta sonra “Boban” Sch. ile kumarhanede konuşmuş, her şeyi biraraya getirdiğini söylemiştir. Sonra da teslimat saat 17 sıralarında Goethe-Galeri’sine açılan bir geçiş yerinde yapılmıştır; “Boban” da yanında Sch.’nin tanımadığı bir hemşerisiyle oradadır. Bu eşlik eden kişi Sch.’ye silahı ve mermilerin olduğu kutuyu teslim etmiş, Sch. de ona bunun karşılığında 2000 DM vermiştir. Be. bu içeriği doğrular ve Sch.’nin bir soru üzerine paranın kendi şahsi parası olduğunu belirttiğini söyler. Götzl, Sch.’nin Frank Li.’nin bu alışverişten haber olmadığını ve ondan da silahın tedarik edilmesi konusunda hiçbir şey öğrenemediğini beyan ettiğine değinir. Şöyle olmuştur; Wohlleben’e önce Li.’ye gitmiştir; Li.’nin onunla bu konuda konuşmuş olması mümkündür, fakat hatırlamamaktadır. Götzl, Sch.’nin silahın saklanmasına ilişkin ne dediğini sorar. Sch. silahı yanında, evinde saklamış ve biran önce elden çıkarmak istemiştir, der Be. Götzl, Sch. neden böyle bir şeye karıştığını söylemiş midir, diye sorar. Be., Sch. sadece bir an önce eline geçecek olan paraya baktığını söylemiştir, der. Götzl, Sch.’ye silah konusunda onunla konuşanın kim olduğunun tekrar sorulduğunu söyler. Be. başlangıçta Sch. onunla konuşan kişinin kim olduğundan emin olmadığını, fakat Wohlleben’in teslimatı alan kişiyle birlikte dükkânda olduklarından ve silahı sorduklarından emin olduğunu söylemiştir, der. Sch.’nin söylediğine göre silaha ilişkin ayrıntılar yalnızca teslim alan kişiyle konuşulmuştur. Götzl devam eder: “Ya, o zaman iki kişi olduklarını düşünmüştüm; Wohlleben ve teslimatı alan kişi. Wohlleben’i önceden tanıdığım için Wohlleben bizi tanıştırmak istemişti sanırım.” Götzl yüksek sesle okumaya devam eder; Sch. ifadesinde silah nedeniyle kimin onunla konuştuğunu artık tam olarak bilemediğini, her durumda ikisinin de konuşma sırasında orada olduğunu ve ne istediklerini bildiklerini söylemiştir. Ayrıca bir sonraki buluşma itibarıyla sadece teslimatı alan kişinin geldiğini söylemiştir. Be. bu içeriği doğrular. Be. bir soru üzerine “düşünmüştüm” biçimindeki ifade biçimlerinin Sch.’ye ait olduğunu söyler. Wohlleben’in ona neden geldiğinin sorulması üzerine Sch., buna tam olarak yant veremeyeceğini, ancak “ Madley”in yoldaşlar için bir buluşma-danışma yeri olduğunu söylemiştir, der Götzl. Silahın neden Frank Li.’ye sipariş verilmediği sorusuna Sch., Wohlleben’in belki önceden Li.’ye sorduğu, onun da Wohlleben’i kendisine yönlendirdiği; ancak bunu Li.’ye sormak gerektiği yanıtını vermiştir. Be. bunu teyit eder. Bir soru üzerine Be., Sch.’nin bu silahın şimdiye değin satmış olduğu tek silah olduğunu söylemiştir.

Götzl, Wohlleben ile olan teması için Sch.’nin aralarının hiç iyi olmadığını, “Madley”i sadece mali nedenlerle işletmeye devam ettiklerini ve bunun da Wohlleben’in hiç hoşuna gitmediğini söylediğine değinir. André E. içinse Sch., onu tanımadığını, Tino Brandt’ı ise sadece medyadan tanıdığını ve onun muhbir olduğunu bildiğini söylemiştir, der Götzl. Be. doğrular. Peter Dehoust [aşırı sağcı bir yayıncı] hakkında ise Sch. ismin ona tanıdık geldiğini fakat neyle ilişkilendireceğini bilemediğini, André Kapke ile ise hiçbir zaman doğru dürüst bir temaslarının olmadığını söylemiştir, der Götzl. Be. bunu teyit eder. Sonra Götzl, burada Sch.’nin fotoğraf dosyasından Mundlos, Böhnhardt, Zschäpe, Brandt ve Kapke’yi, ayrıca 16 numaralı resimde [Carsten S.]’yi saçlarını yandan ayırmış olması koşuluyla teslimatı alan kişi olarak tanıdığını söylediği yazılıdır, der. Sorulması üzerine Be. Sch.’nin tutanağı bizzat kendisinin rahat rahat okuduğunu ve her şeyin altına imza attığını söyler. Götzl, sorgulama süresince davranışlarında bir değişiklik gözlenmiş midir, diye sorar. Be., Sch.’nin başlangıçta daha sakin olduğunu; çünkü henüz davranışlarının sonuçlarının neler olduğunu bilmediğini söyler. Fakat bildiğim kadarıyla der Be., Sch. buna rağmen bize yalan söylemeye devam etmiştir. Götzl Be.’ye neye dayanarak bunu söylediğini sorar. Be., Sch. ile bir daha işinin olmadığını fakat basından okuduğunu ve Sch.’nin silahı “Boban”dan almadığını bildiğini düşündüğünü söyler.

Müdahil avukat Kuhn, tutanakta kimi şeyler tırnak içine alınmışsa bunun ne anlama geldiğini sorar. Be. bunun bir vurgulama olduğunu söyler, sanırım sadece “boktan silah” geçen yerde kullanılmıştı, der. Gerçekten de kelimesi kelimesine böyledir. Wohlleben’in savunma avukatı Klemke’nin sorusu üzerine Be., Sch.’nin resmi olarak sorgulamaya çağrılmadığını, Weingarten’ın orada olduğunu ve Sch.’nin kendi isteğiyle görev yerine geldiğini söyler. Klemke: “Kendisine seçme şansı bırakıldı mı?” Be: “Onu zorlama durumumuz yoktu.” Klemke, bu Sch.’nin bilgisine sunuldu mu, diye sorar. Be. Sch.’nin itiraz etmeden geldiğini söyler. Bir soru üzerine Sch. ile olan konuşmayı meslektaşı Schu. ile Weingarten’ın yaptığını söyler. Hatırladığı kadarıyla Sch.’nin gelmek istemediğine dair bir tartışma yaşanmamıştır; Sch. bu meselenin halledilmesini istemiştir. Klemke, tutanağın nasıl mümkün mertebe söylenenlere sadık kalınarak tutulduğunu sorar. Be., paragraf paragraf ilerlediklerini söyler. Be. konuşulanları olabildiğince hızlı ve büyük ölçüde kelimesi kelimesine yazmaya çalışmıştır. Önemli meselelerde böyle yapılması söylenmiştir. En sonunda da Sch.’nin tutanağı okuma fırsatı olmuştur. Fakat der Klemke, sorgulama beş buçuk saat sürmüştü. Doğru diye yanıt verir Be.; fakat ara da vermişlerdir. Ayrıca paragraf paragraf tekrarladıklarını hatırlamaktadır; o zaman genelde böyle yapmışlardır. Klemke ve Götzl arasında Klemke’nin sorduğu bir soru yüzünden tartışma yaşanır. Nihayetinde der Be., tutanağa geçirme aşamasında söylenen şeylerin manası belki her seferinde aynı sözcük kullanılmamışsa da hiçbir biçimde değiştirilmemiştir. Ana ifadeler ise kelimesi kelimesinedir. Klemke sorgulamanın dördüncü sayfasında Bay Wohlleben’in ya da bir arkadaşının Sch. ile silah nedeniyle konuştuğu yazılıdır; o zaman burada sadece bir kişi söz konusudur. Eğer orada öyle yazılıysa Sch. öyle demiştir, der Be. Bildiği kadarıyla Sch. Wohlleben’in orada olduğundan emindi. Öyle ise bu, Sch.’nin daha sonra söyledikleriyle çelişmektedir der Klemke ve Sch.’yi bu konuda uyarmışlar mıdır, diye sorar. Bu sorgulama çerçevesinde değil, der Be., fakat sonraki sorgulamada mümkün olmuştur. Wohlleben’in dükkânda olup olmadığını sormuşlardır. Be. için yanıt açıklayıcıdır.

Klemke, üzerinde Çek ya da kiril harfleri bulunan Doğu Avrupa tipi silah meselesinin üzerinde durmuşlar mıdır, diye sorar. Sch. bunu kendiğinden söylemiştir yanıtını verir tanık, bunun üzerine Be. bunu böyle kabul etmiştir; çünkü suçun işlendiği silahın bir Ceska olduğunu biliyorlardır. Bildiği kadarıyla harflerin nerede bulunduğunu sormamışlardır; genelde yan tarafına basılır çünkü. Sch.’nin kiril harflerini bilip bilmediği konusunu netleştirmişler midir, sorusu üzerine Be. Sch.’nin DDR (Alman Demokratik Cumhuriyeti) zamanında okula gittiğini, dolayısıyla okulda Rusça dersi almış olduğundan yola çıkılabileceği yanıtını verir. Klemke’nin başka harfler söz konusu olabilir miydi sorusuna Be., Sch.’nin kendiliğinden harflerin Çek ya da kiril harfleri olduğunu söylediğini ve eğer biri böyle bir iddiada bulunuyorsa, ne hakkında konuştuğunu biliyor olması gerek diye düşünürüm, der. Çapın 9 mm.’den küçük olduğunu da Sch. kendiliğinden söylemiştir. Klemke, Sch.’ye daha önce silahlarla işi olmuş mudur, silahın çapının küçük olduğunu nasıl tahmin etmiştir, acaba ölçmüş müdür diye sorular sorulmuş mudur, der. Be. hayır, der. Bir soru üzerine Be., eğer tutanakta yazılı değilse, o zaman Sch.’ye silahın çalışıp çalışmadığına bakmış mıdır, diye sormamışlardır, der. Sch. ifadesinde aldığı şeye baktığını söylemiştir ve aldığı malın siparişini verdiği mermi yüklü silah olduğundan hareket etmiş ve onu tekrar satmıştır. Sch. mermi yüklü bir silah ile mermi yüklü olmayan bir silah arasındaki ayrımı yapabilecek biri izlenimi yaratmıştır. Klemke, bir deste parayı neden saymadan aldığı Sch.’ye sorulmuş mudur, diye sorar. Be. bu ayrıntıya girmediklerini söyler; fakat anlaşılan para tamdı, der.

Wohlleben’in savunma avukatı Schneiders, Sch., aksesuar ya da yedek parça siparişi verdiğine dair bir açıklama yapmış mıdır, sorar. Be. hayır, der; o da böyle bir soru sormamıştır. Schneiders, “Sadece Wohlleben’in ve daha önce sözü edilen tanıdık olmayan kişinin orada olduğunu söyleyebilirim.” ifadesi belirli olanda bir emin olamama halini yansıtır, der ve bu bölümün kelimesi kelimesine mi yoksa içeriğine uygun olarak mı yazıldığını sorar. Be. Sch.’nin her seferinde kötü bir hafızası olduğunu ileri sürdüğünü ve bu nedenle pek çok şeyi isteme kipi ile formüle ettiğini söyler. Schneiders, Sch.’nin Wohlleben’in önce Li.’ye gitmiş olduğunu nereden bildiği Sch.’ye sorulmuş mudur, diye sorar. Bunu özellikle sormuşlardır; Sch. açık açık evet demekle birlikte ayrıntıların bizzat Li.’ye sorulmasını söylemiştir. Be. bir soru üzerine Sch.’ye kararın verildiğini ve ona bildirildiğini söyler. Sch. sorgulamada Holger G. ismini ilk kez kararda fark ettiğini de söylemiştir. Schneiders, Sch.’nin kararı sorgulama yapılmadan önce rahatça okumuş mudur, diye sorar. Be. başlangıçta meselenin kendisine ayrıntılı bir biçimde izah edildiğini söyler; tutanakta yazılı olanlar Sch.’ye yüksek sesle okunmuştur ve Sch. Holger G. isminin tutanakta yer aldığını zaten bilmektedir. İzahatı Schu.’nun ya da Weingarten’ın yapmış olduğunu söyler, Be. Soruların çoğunu da Schu. ve Weingarten sormuştur. Bu izahat çerçevesinde Sch.’ye bir avukat tutabileceği de söylenmiş midir, sorusuna Be., aramaya başlanıldığında binanın anahtarlarından sorumlu kişinin bir avukat çağırdığını, fakat bunun Sch. için ne oranda bir yardım anlamına geldiğini bilmediğini söyler. Bunun dışında Sch. hakları ve yükümlülükleri konusunda bilgilendirilmiştir ve Sch. de bunu anlamıştır. Schneiders, Weingarten bir şeyler söylediği an, kanunun 55. paragrafına göre susma hakkının olabileceğine dair bir şeyler söylenmiş midir, diye sorar. Sch. en başında etraflıca bilgilendirimiş, daha sonra başka herhangi bir uyarı yapılmış mıdır, bilmemektedir. Schneiders böyle bir şeyi hatırlıyor olsaydı, tutanağa geçirilir miydi, diye sorar. Be. evet, der.

Schneiders’in sorusu üzerine Be. Altlobeda’da Nazi binası denen bina o zamanlar da var mıydı diye araştırmadığını söyler. Schneiders, Be.’nin az önce, teslimatı alan kişinin Hitler gençliği gibi kahverengi bir gömlek giydiğinden söz ettiğini söyler; Be. bunu doğrular. Schneiders, buna ilişkin tutanakta herhangi bir şeyin yer almadığını söyler ve burada Hitler gençliği zamanlarındaki gibi bir saç kesiminden söz edilmektedir, der. Be. Sch.’nin her durumda Hitler gençliğinden söz ettiğini söyler: “Gerçekten de orada kahverengi gömleğe ilişkin bir şey yer almıyor mu?” Belki de bir şeyleri karıştırıyordur, bu dava kapsamında pek çok sorgulama yapmıştır. Müdahil avukatlarda hoşnutsuzluk baş gösterir. Be. bir soru üzerine silah resimlerinin BKA‚dan geldiğini söyler ve onun deneyimine göre silahların gerçek ölçülerine sadık kalınmamıştır. Saat 15:36’ya değin ara verilir.

Sonra avukat Klemke tekrar soru sorar. Sorgulama sırasında ne zaman Sch.’den Wohlleben’e eşlik eden kişinin tarif etmesi istenmiştir; acaba resimler gösterilmeden önce midir, bilmek ister. Be. şu an hatırlayamadığını söyler. Klemke fotoğraf dosyasının Sch. kişiyi tarif etmeden önce ona iki kez gösterildiğini söyler ve sıralamayı sorar. Be. Sch.’nin kendisinin resimleri görmeyi talep ettiğini ve 16 numaralı olana işaret ettiğini söyler. Kendi kişisel görüşü, Sch.’nin kişiyi önceden teşhis ettiğidir. Klemke, fotoğraf dosyasına bakıldığında Be.’nin söz konusu kişinin tarif edilmesine ilişkin soru sormakla kendini yükümlü görüp görmediğini sorar. Be., hayır, der. Klemke, sorgulamayı yürüten kişiler de mi bunu gerekli görmedi, diye sorar. Be: “Tutanakta nasıl yazılıysa öyle gerçekleşmiştir.”

Carsten S.’nin savunma avukatı Pausch’un sorusu üzerine Be., kendi şahsi izleniminin Sch.’nin olayları tam olarak, kesintisiz hatırlamadığını bahane ettiğidir. Eğer bir insan ömründe ilk kez bir silah sattığını iddia ediyorsa, bu hatırlanacak bir şeydir. Pausch, “boktan silah” cümlesinin kalın ve tırnak içinde yazıldığını ve neden bu cümlenin vurgulandığını sorar; Be.’nin az önce Sch.’nin bu cümleyi yüksek sesle söylediğini dile getirdiğini ekler. Tüm bu tedbirlerde söz konusu olan şey silahtı, der Be.; silah sorgulamanın asıl unsuruydu ve onlar Sch.’nin gerçeği dile getirdiğinden yola çıkmışlardır. Metindeki bu yerin öncesinde Be.’nin Weingarten’dan içeriğine uygun olarak alıntıladığı bir not olduğunu söyler Pausch ve bu notun sorulardan farklı olarak dolaylı cümle olarak yazılmış olmasının belirli nedenleri var mıdır, diye sorar. Weingarten da bu şekilde formüle etmiştir ve metin bir kez daha yüksek sesle okunmuştur. Pausch, Weingarten’ın bunu sözlü olarak ifade edip etmediğini sorar. Be: “Tabii ki etti.” Eğer doğru hatırlıyorsa, konuşulanlar yazıya dökülmemiştir; işte o an Weingarten konuşulanları yazıya geçirmiştir ve Weingarten için bu o denli önemlidir ki o noktada sorgulamayı da bizzat kendi yürütmüştür, der Be. Pausch, Be.’yi zor bir duruma düşürmek istemediğini, fakat burada düşülen notun kelimesi kelimesine değil, aksine dolaylı cümle olarak kurulduğunu söyler. Pausch, Be.’nin Weingarten konuşurken ses tonunun ne denli yüksek olduğunu hatırlayıp hatırlamadığını sorar. Başsavcı Weingarten’ın olduğu yöne doğru Pausch şöyle söyler: “Kendisi bıyık altından gülümsüyor.” Be. sorgulamanın tamamı boyunca hiçbir zaman diliminde kimsenin sesi yükselmedi; Weingarten pek tabii ki açık sözcüklerle konuşmuştu, fakat o küçük mekanda kimse bağırıp çağırmadı, der. “Tam olarak ne sordu” sorusuna verilen yanıt üç paragraftan oluşur; fakat 2. ve 3. paragraflar sorunun içeriğine uygun değildir, der Pausch ve bunun bir sebebinin olup olmadığını sorar. Be., Sch. böyle anlatmış olmalıdır, der. Pausch, Sch.’nin neye dayananarak yanıt verdiğini sorar, söz sırasında bir soru sorulduğuna ilişkin bir not düşülmemiştir. Be. öyleyse söz sırasında bir soru sorulmamıştır, der. Carsten S.’nin diğer savunma avukatı Hösl, Sch.’nin sorgulamanın üçlünün kayıplara karışmış olması bağlamında yapıldığının ayrıdında olup olmadığını sorar. Be., Sch. sorgulamanın neyin etrafında döndüğünün farkındaydı, der. Eğer tutanakta yer almasaydı, tekrar sormalarına gerek kalmayacaktı, der Be. Hösl, isim listesinde Jürgen He. adında biri olduğu ve Sch.’nin He. ‚yi tanımadığını söylediğini belirtir. O zaman Sch. öyle söylemişti, der Be. Hösl, fotoğraf dosyasında Jürgen He.’nin resminin olmadığını söyler. Be. de o zaman öyledir, der Be., fotoğraflar önceden verilmiştir. Bir soru üzerine Be., Sch.’nin ifadesinin değerlendirilmesine ilişkin hiçbir görüşmeye katılmış olmadığını söyler. Bu türden değerlendirmeler olur; fakat o somut olarak hiçbirine katılmamıştır. Avukat Schneiders, Sch.’nin söz ettiği ara vermeleri sorar. Sch. KPI’nin avlusunda sigara içmiştir. Bir kez o da orada bulunmuştur; fakat bunun dışında Schu. ya da savcı onun yanında olmuştur. Daha uzun süreli ara verildiğinde muhakkak ki o da onun yanında bulunmuştur; ancak konu hakkında konuşmaktan kaçınmışlardır. Ancak Sch.’nin geleceğine ilişkin korkularını buradan bilmektedir. Schneiders, Sch.’nin tutuklanmaktan korktuğuna dair bir şeyler söylemiş midir, diye sorar. Be., bana karşı hayır, yanıtını verir. Sorgulama saat 15:59’da sona erer.

Götzl, asıl gelmesi öngörülen tanık Ba. bugün için hazır bulunmadığıdan BKA Wiesbaden’dan tanık KOK (Suçla Mücadele Komiseri) Bu. ile devam edileceğini söyler. Götzl, Andreas Sch.’nin 24 Mayıs 2012 tarihindeki sorgulamasının mevzu bahis olduğunu belirtir. Bu. çıkış noktasını aramadan sonra el konulan objelerin değerlendirilmesinin oluşturduğunu belirtir; hafıza kartında “Alma 1”in bulunduğu bir cep telefonu teşhis edilmiştir; bu kişi J. Böhnhardt’ın 1992 yılına değin evli kaldığı A. Böhnhardt’tır. J. Böhnhardt ise Uwe Böhnhardt’ın erkek kardeşidir. Bu telefon numarası 2009 yılında Andreas Sch. tarafından üç kez aranılmıştır. Bu kadın ile Sch.’nin ilişkisinin ne olduğunun saptanması gerekmektedir. Önceden haber vermeden Schloss Trockenborn-Wolfersdorf ‚a gitmişlerdir. Saat 11:30’da bir meslektaşı aracılığıyla tanık bilgilendirilmiştir. Sch., “ Alma 1”in Jena’dan iyi bir arkadaşı olduğunu fakat onun ismini tam olarak bilmediğini söyler. Onun ismini cebine yüklememiştir; çünkü kız arkadaşı sürekli cep telefonunu kurcalamaktadır. Onu dükkândan ve partilerden tanımaktadır.

“Alma 1” onun bir arkadaşı olan Marcel Mü. ile çıkmaktadır. Sch. bazen ondan kokain aldığını itiraf etmiştir. Sch. kadının aramalarının kokain tedarik etmekle ilgili olduğunu düşünmüştür; çünkü ona 400 Euro borcu vardır. Kadın hamiledir ve kalan son borcu 50 Euro’yu arkadaşıyla birlikte ondan Trockenborn’da almıştır. Sch., kadını 2007 yılından beri bir daha görmediğini, bugün nerede oturduğunu da bilmediğini, son olarak Jena-Lobeda’da oturmuş olması gerektiğini söylemiştir. Ayrıca Sch. kadının güncel telefon numarasını bilmediğini, çünkü sürekli olarak cep telefonunu kaybettiğini ve kadının ona ulaştığı telefonunun iki yıldan beri olmadığını da söylemiştir. Kadının politik olarak sağcı olduğunu kabul etmemiştir. Sch. ifadesinde kadının J. Böhnhardt ile evli olduğunu bilmediğini söylemiştir. 1997 yılında Federal Silahlı Kuvvetler’inde olduğunu ve ondan sonra onunla tanıştığını da eklemiştir. J. Böhnhardt’ı tanımamaktadır. Uwe Böhnhardt’ın baldızıyla kişisel bir diyaloğu olduğunu neden söylemediği sorusu üzerine Sch. onun soyadını bilmediğini ve bu konuda kafa yormadığını vurgular. Basılan tutanaklarda Sch. en son ne zaman diyalogları olduğunu kesin olarak bilmediğini, 2009 yılında da olabileceğini ilave etmiştir. Götzl, tutanağa göre tanışmanın 1999 ya da 2000 yıllarında olması gerektiğini söyler. Ayrıca Sch.’nin ifadesinde kadından kokain aldığını, fakat kadının kokaini nereden temin ettiğini bilmediğini söylediğine değinir. Bu. bilgiyi doğrular. Tanığın davranışlarına ilişkin Bu., tanığın sakin ve ifade vermeye hemen hazır olduğunu söyler. Bir ara hayat arkadaşı gelmiştir; bu gözle görülür derecede onda rahatsızlık uyandırmıştır. Sorgulama saat 16:10’da biter.

Başsavcı Greger’in tanık Vo.’nun ifadesinin kullanılmasına ve Zschäpe’nin 86. duruşma gününde savunulmasıyla ilgili Schomerusstraße 5 numarada yapılan aramada el konulan objelere ilişkin itiraz hakkında görüş bildirmesiyle devam edilir. Greger, ’nın açısından delillerin kullanılmasına ilişkin bir yasağın söz konusu olmadığını ayrıntılı bir biçimde izah eder. Savunma makamının iddia ettiği hukuksal hatalar hiçbir durumda beraberinde başka hatalara yol açmaz; çünkü delillerin toplanma aşamasındaki kimi yetersizlikler ya da hukuka uygunsuz hareketler dellillerin kullanılmasına ilişkin bir yasağa sebebiyet vermez; sadece bilerek ya da keyfi yapılan vahim ihlallerde bir yasaklamadan söz edilebilir. Burada bu türden ihlallerin önemi yoktur. Gera Savcılığı’nın 26 Ocak 1998 yılında o dönemdeki zaman diliminde objenin aranılmasına ilişkin kararı tebliğ etmesinin hukuka aykırı olduğu zaten şüphelidir. 11 Şubat 1998 tarihindeki aramaya ilişkin polis kararı, hatalı olduğunu ortaya koymakla birlikte, kararın gerekçesi bu düzenlemede bulunan memurların bilerek kural dışı hareket etmek istemediklerini göstermektedir. Bunun dışında sanık dairede yapılan ilk aramada gerçekten de gönüllü ve nihai olarak caydığı için temel hakkın koruma alanına sadece çok az dokunulmuştur.

Sonra Başsavcı Weingarten’ın, avukat Basay’ın aynı şekilde 86. duruşma gününde söz konusu olan delillerle ilişkili dilekçesi için görüş bildirir. Bu dilekçe hukuki nedenlerle reddedilmek zorundadır. Dilekçeyi sunan kişinin, NSU’nun Baden-Württemberg ile ilgisinin olduğuna dair beyanı, bunu ilişkilendirebilecek gerçek, somut noktalardan yoksundur ve bunu hukuki anlamda açıklığa kavuşturmanın aciliyeti de yoktur; çünkü NSU’nun genel anlamdaki ilişkilerine dair bir açıklık bu davada ortaya çıkmamıştır. Dilekçeyi sunan kişiler, sanığın Michèle Kiesewetter öldürüldüğü zaman 35 km. uzaklıktaki Backnang’da olduğu kanıtladıkları sürece, tanık Ri. sadece bunu teyit edebilecek kişiler hakkında konuşabilir. Bu dilekçeyle adı geçen meselenin mahiyeti şudur: İsmini saklı tutan bir kadın Backnang’daki karakola, Zschäpe’nin nerede kalacağını bilemediği için Backnang’da adını verdiği bir adamın yanında kaldığını bildirmiştir. Adam bununla övünmüştür. Bu sorgulamak için aciliyet gerektirmemekle birlikte aklama anlamı da taşımamaktadır. Bu bilgiye göre Zschäpe tek başına, evsiz, Böhnhardt ve Mundlos’la bir bağlantısı olmadan Backnang’da kalmış; orada kendini entrikaya karışmakla yükümlü görmeyen bir adama güvenmiş olabilir. Zschäpe’nin orada ikamet etmiş olacağı varsayımı için yine de yeterli bir sebep oluşturmamaktadır. Ayrıca ev sahibi olduğu sanılan kişiyle yapılan sorgulamada Noel zamanı, geceyi Litvanyalı, Zschäpe’ye çok benzeyen bir kadınla geçirdiği ortaya çıkmıştır; Zschäpe ise bu tarihte çoktan tutuklanmıştır. Adam, kendisinden ayrıldığı eşinin bunu öğrendiği ve polise bildirdiği olasılığı üzerinde durmaktadır. Adam Portekizlidir; devlet korumasıyla ilgili bilgiye sahip değildir ve psikolojik durumu oldukça kötüdür. Weingarten, bu bir ön açıklamadır, der. GBA, (Federal Yüksek Mahkeme Başsavcılığı) Kiesewetter’in çevresinin soruşturulması kapsamında çoktan Ri.’nin ismine yer vemiştir, ancak Ri., bu çağrıya henüz yanıtlamamıştır.

Savcı Schmidt, polis memurları Sven Ho., Manfred Et. ve Timo He’nin 86. duruşma günündeki sorgulanmaları ile ilgili dilekçeye ilişkin görüşlerini bildirir. Bu dilekçe ile talep edilen şeyler yerine getirilemez. Dilekçe esas davanın meselesinden fazlasıyla uzaklaşmaktadır. Görev planına bakan kişilerin kim olduğunun açıklanmasına ilişkin soru, sanığın suçlu olduğu ya da suçunun ne denli olduğuna ilişkin sorunun yanıtlanması için gerekli bir soru değildir. Bu saptamalar, adı konulamayan kişilerden oluşan bir çevrenin soruşturma için az da olsa işe yarar bir şeyler sunmadığını göstermektedir. Mesleki çevreye dair bilgilerin kullanıldığı varsayımı ise bir tahminden öte bir şey değildir. Bu tür spekülasyonlar mahkemenin olayları açıklığa kavuşturma yükümlülüğünü harekete geçirmeye uygun değildir.

Zschäpe’nin savunma makamı BAW’nin delillere ilişkin görüşlerine katılır ve başsavcı Greger’in “işi”ne yanıt verme hakkını saklı tutar.

Duruşma günü saat 16:33’de sonlanır.

BAW (Federal Savcı) diğer polis memurlarının Kiesewetter davasının tanıkları olarak sorgulanmalarını reddetti. Avukat Peer Stolle buna ilişkin şu açıklamada bulundu:

“Federal Savcılık bir kez daha olayların aydınlatılmasıyla ilgilenmediğini gösterdi. Delillere ilişkin dilekçe gözle görülür bir şekilde işlenen suçun nedeni ile ilgili soruşturmayı hedeflemektedir. Bunun için de memurların failler tarafından bilerek mi seçildiğinin ya da genel anlamda belirli bir polis birliğinin ya da polis memurlarının hedef seçildiğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle de Kiesewetter ve Arnold’un görev yerlerinin belirlenmesinden ve bizzat görevlerinden kimlerin haberinin olduğunun bilinmesi çok önemlidir. Pek tabii ki bunun için de polis teşkilatının kendi içinde de soruşturmaya gitmek gerekir.”