95. Duruşma Tutanağı – Duruşma Tarihi: 19 Mart 2014

0

Daha önce bir Federal (BKA) memurunun Andreas Sch.’nin soruşturması hakkında ifade vermesi gerektiğinden için, Carsten Ri. öğleyin sorguya çekildi. Ri. üçlü için bir daire kiralamış ve muhtemelen ile beraber kontratı imzalamış. Ri. sanıkları suçlayacak herhangi bir ayrıntıyı hatırlamak istemedi. davacılar da tanığı daha yoğun bir şekilde sorgulamak istediğinde, Federal Savcılık müteakip soruşturmayı bu sözlerle engelledi: „Biz ahiret mahkemesi değiliz.“

Tanıklar:

  • Tassilo Ba. (BKA, Andreas Sch.’nin soruşturması)
  • Carsten Ri. (ortadan kaybolan üçlüsü için daire kiralanması)

Duruşma günü saat 9.46’da başlıyor. İlk tanık, Andreas Sch.’yi Karlsruhe’da sorguya çeken memur, Meckenheim Federal Kriminal Dairesi’nden başkomiser Ba.‚dır (bkz. 88. duruşmanın tutanağı). Ba., Sch.’nin başka bir silahı devredip devretmediği, ilk silahın bir susturucuyla satılıp satılmadığı ve Sch.’nin silahı satın aldığı „Boban“ hakkında rapor veriyor. Sch.’nin başka bir silah satıp satmadığı sorusuna hayır cevabı verilmiş. Sch., hayatında sadece onu yani zaten elinde olanı sattığını söylemiş. Satış sürecine dair, ilk soruşturmada açıkladığı gibi olduğunu beyan etmiş. İlk soruşturmada Sch. Carsten S.’nin kimliğini kesin olarak belirleyememiş, bu yüzden de değişik fotoğrafların sunumunda Sch. S.’yi, silahını sattığı ve bunun da parayı kendisine veren kişi olarak kesinlikle belirlemiş. Silahın görünümüne gelince, Sch. aradan uzun zaman geçtiğini, ancak Doğu Avrupa silahı, muhtemelen bir iş silahı olduğunu söylemiş. Yugoslavya’dan olması olasıymış, çünkü silahı satın aldığı kişi Yugoslavmış. En azından Doğu Avrupa olduğundan nispeten eminmiş. Sonra Sch.’ye susturucu konusu hatırlatılmış. Sch. bunu başta yalanlamış. Ardından susturucunun önemli bir mesele olduğuna dikkat çekilmiş ve S. bir susturucunun olduğunu söylemiş. Sch. hatırlamadığını söylemiş. Görüşlerine göre bu inandırıcı olmamış, zira hayatında uğradığı tek silah mağazasıymış. Sonra Sch. bir susturucunun olduğunu söylemiş. Bunun sipariş verilip verilmediği sorusuna Sch., susturucunun kesinlikle S. tarafından sipariş edildiğini söylemiş; çünkü kendisi sipariş edilmeyen bir şeyi zaten teslim etmezmiş.

Sonra Sch.’den satışın nasıl gerçekleştiğini anlatması istenmiş. Sch. tam emin olamamış, Wohlleben ve Carsten S.’nin sıkça „Madley“de olduklarını söylemiş. Ancak Wohlleben’in ilk konuşmada hazır olup olmadığını bilemezmiş. Soruşturmanın ilerleyen zamanında Sch., S.’nin silahla ilgili yanına geldiğini ve kendisine susturuculu bir silah temin edip edemeyeceğini sorduğunu söylemiş. Verdiği ifadeye göre Sch. bunların silahla ne yapacaklarına kafa yormamış, gözü sadece paradaymış. Sonra Frank Li.’nin, 90’lı yıllarda daha çok sağcı kesimlerden şahısların silah aradıklarını ve kendisinin bunları hep Sch.’ye yönlendirdiğini söylediğine Sch.’nin dikkatini çekmişler. Sch. buna dair bir bilgisi olmadığını söylemiş. Satışın seyriyle ilgili sorulduğunda Sch., S.’nin kendisine görevi verdikten sonra şehir merkezinde arada bir uğradığı bir oyun gazinosuna gittiğini söylemiş. Orada, savaşta deneyimi olan „Boban“a sormuş. Boban kendisine, icabına bakarız ve tekrar buluşmalıyız, demiş. Ba.’ya göre „Boban“ın kimliği belirlenmiş: önadı Slobodan’mış, soyadını hatırlamıyormuş. Sonra Sch. ile değişik fotoğraflara bakmışlar. Sch. onu %60 olasılıkla tanıdığını söylemiş.

Ardından Sch., şimdi „Boban“ın kim olduğunu çözdüklerine göre, ifadesini yeniden gözden geçirmek gerektiğini söylemiş. İlk ifadesinin aksine Sch. silahı ondan değil de bir tanıdığından aldığını söylemiş. „Boban“ın sınırdışı edildiğini sandığı için kimliğini belirleyememişler. Silahı aslında Jürgen Lä.’den almış; bu kişi organizesi güçlü birisi olarak tanınıyormuş. Aynen anlatıldığı gibi olmuş, sadece kişi Jürgen Lä. imiş, „Boban“ değilmiş. Satışın seyriyle ilgili Sch., Lä. ile buluştuğunu ve ona görevi verdiğini anlatmış. Lä., bakalım ne yapabiliriz demiş. İki hafta kadar sonra Lä. silahın hazır olduğunu söylemiş. Silahın teslimi bir parkta ve kenar sokakta olmuş, Ba. tam olarak emin olmadığını söylüyor. Sch. biriktirdiği paranın tamanını yani 2000 DM ödemiş. Silahı evde saklamış. 1-2 hafta geçmiş, ama Sch. ne Wohlleben’den ne de Carsten S.’den haber alabilmiş. Günün birinde S. kendisini aramış ve 2-3 gün sonra buluşmuşlar. Küçük bir arabanın içinde Sch. paketi S.’ye vermiş. S. bunu şoför koltuğunun altına itmiş ve anlaştıkları gibi 2500 DM’i vermiş.

Ba., konu sonra mevzubahis ikinci silaha gelmiş diyor. Bu, ve S.’nin ifadelerinden anlaşılıyormuş. Ancak Sch. hayatında sadece bir silahın satışını yaptığı konusunda ısrarla durmuş. Sonra bu ikinci satış direkt Lä.’nin üzerinden olabilir mi diye sormuşlar. Sch. buna dair bir şey diyememiş. Sadece birbirlerini simaen tanıyorlarmış, Wohlleben ve Lä. Altlobeda’da oturuyorlarmış ama daha yakın bir tanışıklığın olup olmadığını söyleyemezmiş. Ba., son sorunun Sch.’nin Li. ile temasta olup olmadığı olduğunu söylüyor. Sch. olduğunu söylemiş. Li.’ye telefonda, Li.’nin başındaki belanın sorumluluğunu kendisi üstlendiğini söylemiş; telefonda soruşturmanın içeriğiyle ilgili bir şey konuşmamışlar. Ba., tanık Sch. hakkında bir şey söyleyemeyeceğini, sadece bir kez gördüğünü ifade ediyor. Sch. belli ki çok tedirginmiş ve çok terlemiş. Sch. sadece ihtar edildiğinde asıl meseleye gelmiş.

soruşturma tutanağından tanığın kendisine okuyor: Sch.’ye, kendisinin en az iki silah sattığından yola çıkmak zorunda kaldıkları söylenmiş; Holger G., kendisinin – Wohlleben’in bilgisine göre Sch.’ya ait olan – bir silah teslim ettiğini ifade vermiş; Carsten S. ise, gerçekten de Sch.’den bir tabanca satın aldığını ve bunu da şahsen Böhnhardt ve Mundlos’a teslim ettiğini ifadesinde söylemiş. Götzl, soruşturmada cevap olarak “Bu doğru değil” yazdığını söylüyor. Ba. bu iddiayı onaylıyor. Götzl, Sch.’nin daha önceki soruşturmada silahı sattığı kişinin saçının ortadan ayrık birisi olarak oldukça tanıdığını söylediğine dikkat çekiyor. Ba. bu yüzden ikinci kez fotoğraflara bakıldığını ve Sch.’nin de Carsten S.’nin kimliğini kesin olarak belirlediğini söylüyor. Ba. fotoğrafları inceleyip Sch.’nin No. 6’nın kimliğinin belirlediğini söylüyor. Götzl, Sch.’nin 50 veya daha az mermi olduğunu ama tam olarak bilmediğini söylediğine dikkat çekiyor. Ba. bu iddiayı da onaylıyor. Sch. silahın kalibresine dair bunun küçük bir tabanca olduğunu söylemiş. Götzl okumaya devam ediyor: Sch. “Boban”ın kendisine bunun bir Doğu Avrupa ülkesinden bir iş silahı olduğunu ama kalibre ve markasıyla ilgili bilgim yok dediğini ifade vermiş. Götzl, o zaman Sch.’nin ifadesinde bir silah ve 50 mermiden fazla teslim ettiğini neden anlatmadığını soruyor. Ba., o esnada Sch.’nin bunun abartılı olduğunu söylediği şeklinde cevap veriyor. Götlz, Sch.’nin bir susturucu temin edip etmediğini ve bunu teslim edip etmedi mi sorusuna, artık hatırlayamıyorum diye cevap verdiğine dikkat çekiyor. Ba., Sch.’nin ilk önce vaziyetin böyle olmadığını söylediğini düşündüm diyor. Bunun üzerine Götzl soruşturma tutanağından bunu okuyor: Sch.’ye hangi silahları ve ek parçalarını sattığını iyice düşünmesi söylenmiş; Sch. akabinde artık bir susturucunun da olduğunu göz ardı edemem demiş.

Ba.’ya göre Sch. “kem küm etmiş”, sürekli kendisinin dikkatine çekilen şeyleri kabul etmiş. Ba., Sch.’nin bir susturucuyu teslim edip etmediğine dair bir şey hatırlamadığının inandırıcı olmadığını söylediklerini onaylıyor; bunun üzerine Sch., bir susturucu sipariş verdiğini söylemiş. Zaten teslim edeceğinden fazlasını teslim etmezmiş. Götzl, tutanakta Sch.’nin gerçeği söylemesi için uyarıldığını yazdığını söylüyor; susturucunun siparişi önemli bir noktaymış, belki de “Boban” bunu demiş olabilir: silahın yanında bir susturucu var, başka da bir şey yok. Ba. bunu onaylıyor ve Carsten S.’nin kesin olarak bir susturucuyu sipariş etmediğini ifade verdiğini söylüyor; asıl soru, bunun kesin olarak sipariş edilip edilmediği mi yoksa öylece silahla beraber teslim edilip edilmediğiymiş. Sch. tedirgin olup çok terlemiş ve sürekli işin içinden çıkmak istemiş. Götzl, tutanakta tanığın bu cümlede başını sallamış diye yazdığına dikkat çekiyor. Ba. bunu doğruluyor, Sch. susturucunun kesinlikle S. tarafından silahla beraber sipariş edildiğini söylemiş. Ba. bu iddiayı da onaylıyor: Sch. sürekli susturucusu olan tek bir silahtan bahsetmiş ve susturucu için kesin söz veremeyeceğini ancak sonunda yerine getirdiğini söylemiş.

Götzl, mevzubahis sürekli Carsten S. mi olmuş diye soruyor. Ba., Sch.’nin S. ve Wohlleben’in beraber gelip gelmedikleri konusunda başta emin olmadığını söylüyor. Ancak sonra susturucu meselesi çözüldükten sonra S. ve Wohlleben’den müşteri olarak söz etmiş, ama o buluşmada S. yalnız gelmiş. Ba., Sch.’ye S.’nin geleceğini kendisine Li. tarafından söylendiğini diyor. Ba. Sch.’nin artık silah satışından önce Wohlleben ile bu konuyu konuşup konuşmadığını bilmediğini söylüyor, zaten de Wohlleben hiçbir zaman silahı sipariş eden kimse olarak geçmemiş. Götzl, Sch.’nin başta onunla beraber mağazada olduğunu, ancak satışla ilgili ayrıntıların konuşulup konuşulmadığını artık bilmediğine dikkat çekiyor. Ayrıca Sch. Carsten S. ve Wohlleben’in silah ve susturucunun kim için olduğunu söylediklerini yalanlamış. Bir de Sch. satışın seyri hakkında, 1999 ila 2001 yılları arasında S.’nin mağazaya uğradığını ve kendisine dışarıya gelmesini istemiş; başbaşa kaldıklarında da Sch.’nin mermi ve susturucuyla beraber bir silahı sipariş verebilir mi diye sormuş. Ba. bunu onaylıyor. Götzl ayrıca Li.’nin Sch.’ye, buluşmadan önce birisinin kendisiyle görüşmek istediğini söylemiş; Li. sebebini açıklamamış.

Ba.’ya göre, “Boban”ı tanıyor mu sorusuna Sch. onu, “Boban”a veya onun bir arkadaşına ait oyun gazinosundan tanıdığını söylemiş. Götzl, Sch.’nin “Boban”a susturucusu olan bir silahı temin edebilir mi diye sorduğunu söylemiş; “Boban” buna çok şaşırmamış, bakalım ne yapabilirim demiş. Ba., “Boban”ın Sch.’ye silahı aldığını söylemiş, sonra Jena’da bir parkta buluşmuşlar; silah paketi “Boban”ın bir yurttaşındaymış. Ba., Sch.’nin “Bobanın bu olayla hiçbir alakası yok. Yurttaşı hakkında da bilgim yok, adını da bilmiyorum.” diyebilmesi için olayı böyle anlatmış ve önceden tedbir almış olduğunu söylüyor. Götzl’ün sorusu üzerine Ba. Sch.’nin, parayı Boban’ın yanındaki adama verdim dediğini söylüyor. Ancak Götzl, tutanağa göre Sch.’nin parayı “Boban”ın eline sıkıştırdığına dikkat çekiyor. Ba.’ya göre Sch. Boban’ın kimliğini netice itibariyle fotoğraflardan belirlemiş ve silahı Jürgen Lä.’den aldığını söylemiş. Sch. “Boban”ın kapısına dayanacağından korkmuş. Sch. “Boban”ı deli olarak nitelemiş. Sch. endişelenmiş ve kendi ifadesini düzeltmiş. Fotoğraflara baktığında No. 6’nın kimliğini belirtmiş. Götzl, Sch.’nin tutanağa göre şimdi “Boban”ı tanıdıklarına göre artık hiç kimseyi korumak niyetinde olmadığını ve “Boban”ı, ülke dışı edildiği için, zaten de tutuklamayacaklarını düşünmüş; silahı Jena’da bir arkadaştan almış, “o şimdi pek coşkuludur”. Lä. Sch.’yi meslek okulu zamanından beri tanıyor, kendi yaşlarındaymış, Altlobeda’da ikamet ediyor ve her şeyi temin edebilen birisi olarak tanınıyormuş.

Sonra Götzl tutanağın nasıl tutulduğunu soruyor. Ba., bir sekreterin tutanağı yazdığını söylüyor. Tutanağı oldukça harfiyen yazmaya çalışıyorlarmış. Kısa ifadeler zaten aynen tutanağa geçmiş. Sch. tutanağı okuyup imzalamış, hatta her sayfasını imzalamış. Ba., Sch.’nin iki şeyi değiştirdiğini söylüyor. Götzl, en sonda bir imzanın olduğunu ama her sayfada olmadığını söylüyor.

Götzl, Sch. ve Lä.’nin mağazanın önünde bir bankta oturduklarına, orada Sch. Lä.’ye, susturucusu ve mermileri olan bir ateşli silahı temin edebilir mi diye sorduğuna dikkat çekiyor. Sch. ifadesinde Lä.’nin başta silahı ne yapacağını sormuş, Sch. de bir müşteriye lazım demiş. Ba. bunu hatırlayamadığını söylüyor, Sch.’nin kendisi için olmadığını dediğini düşünmüş. Soru üzerine Ba., sekreterin bağımsız olarak not aldığını söylüyor. Ardından Götzl, Lä.’nin yaklaşık iki hafta sonra mağazaya geldiğine, oradan bir kilisenin yanından merdivenleri çıkıp bir parka geldiklerine, orada Lä. Sch.’ye silahı verdiğine, Sch.’nin parayı vermeyip Lä.’ye, satışın bitiminde parasını vereceğini söylediğine dikkat çekiyor. Ba. bunu onaylıyor. Götzl devam ediyor: Sch. silahı, S. ortaya çıkana ya da kendinden bir ses verene kadar saklamış. Götzl, bu ayrıntıların tutanağa göre hepsinin “Bu arkadaşın adı nedir?” meselesinde odaklandığını söylüyor ve Sch. bunların hepsini soru üzerine böyle anlattı mı diye soruyor. Ba., aradan iki yıl geçtiği için bunu hatırlayamadığını söylüyor. Tutanakta ayrıca, Sch.’nin Wohlleben’i neden telefonla aramadı sorusu yazıyormuş. Ba., Sch.’nin kendisinde onun numarasının olmadığını söylediğini ifade ediyor. Götzl okumaya devam ediyor: “ufaklık” hakkında konuşulmuş. Ba., bunun Carsten S. olduğunu söylüyor, Sch. böyle demiş. Götzl, Sch.’ye göre Carsten S.’nin kısa bir süre mağazaya geldiğine ve aynı gün içinde ya da ertesi gün silah teslimi olduğuna dikkat çekiyor.

Götzl devam ediyor: Sch.’ye şu soru sorulmuş: eğer Lä.’ye, kendisiyle sık sık silah alışverişinde bulundu mu diye sorulsa, bunu onaylar mı? Ba., Sch.’nin bunu sonuna kadar inkâr ettiğini söylüyor. Ba. soru üzerine, “Bütün bu tipleri hiç tanımıyordum. Ben daha çok şaka için sağcıydım” ifadesi Wohlleben için geçerli olduğunu söylüyor. Götzl bu ifadeye de dikkat çekiyor: “Biz beraber esrar da çektik. Bu da partici soytarıların hiç de işine gelmemiş.” Ba. bunu onaylıyor. Li. veya Wohlleben Lä.’yi bazı şeyleri temin edebilecek birisi olarak tanıyorlar mıydı sorusuna Sch., Li. ve Lä. birbirlerini tanıdıklarını ama Wohlleben’den emin olmadığını söylemiş; her halükarda Altlobeda’dan görüşmüşlük varmış. Li.’nin silah satışından bilgisi olup olmadığı sorusuna Sch. hayır cevap vermiş. Götzl, Frank’ın genel müdür olduğuna ve Sch.’nin böyle bir satışı dükkanda yaptığını duysaydı, bunu tasvip etmeyeceğine dikkat çekiyor. Sch., Li. Wohlleben’i, eğer bu sorsaydı, Lä.’ye havale edip edemeyeceğini Li. ile hiç konuşmadığını söylemiş; herhalde Wohlleben ve Lä. birbirlerini görmüşlükleri varmış ama Lä. sağcı kesime ait değilmiş. Götzl tutanaktan son ifadeleri okuyor: Sch.’den hikâyenin gerçeklere uyduğunu vurgulaması istenmiş, sadece Lä. yerine “Boban”dan bahsetmiş. Ayrıntılar gerçeklere uyuyormuş; Lä. böylece silahın Doğu Avrupalı bir iş silahı olduğunu söylemiş. Saat 11:26’ya kadar ara veriliyor.

Müdahil Langer, Sch.’nin S. veya Wohlleben’in silahın ne için lazım olduğuna dair ayrıntılı bilgi verip vermedikleri sorusuna, bunların bu konuya dair hiçbir şey demediklerini söylediğine dikkat çekiyor. Ba. bunu onaylıyor. Langer, Sch.’nin Lä.’ye silahı alacakların isimlerini verip vermediğini soruyor. Ba. buna olumsuz yanıt veriyor. Zschäpe’nin savunma avukatı Stahl’ın sorusu üzerine Ba., kendilerinin soruşturmada üç kişi olduklarını ve kimin hangi soruyu sorduğunu artık bilemediğini söylüyor. Başlangıcı Weingarten yapmış, sonra meslektaşı ve kendisi soru gruplarına göre sormuşlar. Sch.’ye soruşturmayla neyi amaç ettiklerini söylememişler. Zaten bu tanıklara söylenmezmiş. Maksat, elde edilen bilgileri onaylamak veya yeniden gözden geçirmekmiş. Weingarten tanığa 55. madde hakkında bilgi vermiş.

Bundan sonraki konu, Sch.’ye bazı sorulara cevap vermek zorunda olmadığı hakkında bilgi verilip verilmemesi. Stahl, Sch.’nin ilk defa susturucu olduğunu kabul ettiğinde Ba.’da nasıl bir izlenim bıraktığını soruyor. Ba., Sch.’nin “epey afallamış” olduğunu söylüyor; Sch.’nin omuzları düşmüş ve terlemiş. Sch. susturucu hakkında hiç konuşmak istemezmiş. Soru üzerine Ba., Sch.’nin hiç korkmadığını ama başına neler geleceğinden habersiz olduğunu düşünmüş. Sch.’nin adli kovuşturmadan korktuğuna dair hiçbir işaret yokmuş.

Av. Stahl, Sch.’nin hapse gidip gitmeyeceği sorusu konuşuldu mu diye soruyor. Ba., buna benzer bir şeyden söz edilmediğini söylüyor. Stahl, Sch.’ye kesin konuşmadan önce kaç tane silahı hangi parçalarla sattığını iyi düşünmesini söylendiğine, ardından Sch.’nin, aralarında bir susturucunun olduğunu hesaba katabileceğini söylediğine dikkat çekiyor. Stahl, Sch.’nin dikkatine çekilelenlerin bu kadar olup olmadığını soruyor. Ba: “Hepsi bu kadar, başka bir şey yok” diyor. Stahl, tutanağa göre Sch.’nin diğerleri kesinlikle susturucuyu sipariş ettiler cevabı, bunu gerektirmeyecek bir ihtardan sonra geldiğini söylüyor. Ba. Sch.’nin bunu neden söylediğini bilmediğini söylüyor. Stahl Ba.’ya, Sch.’ye kendisine susturucu sipariş verildi mi sorusu somut olarak soruldu mu diye soruyor. Ba., bunun Sch.’ye sorulduğunu söylüyor, ama kimin sorduğunu artık bilmiyormuş. Sch. soru üzerine bir susturucunun kesinlikle sipariş verildiğini söylemiş.

Zschäpe’nin savunma avukatı Sturm’un sorusu üzerine Ba., her sorunun tutanağa alınıp alınmadığını artık bilmediğini söylüyor. Soru üzerine Ba., Sch.’nin Karlsruhe’ye trenle geldiğini söylüyor. Wohlleben’in savunma avukatı Ba.’ya soruşturma için hazırlık yaptı mı diye soruyor. Ba. bunu ve başka soruşturmaları, örneğin susturucudan bahsedilen Carsten S.’ninkini, okuduğunu söylüyor. Andreas Sch.’nin Karlsruhe’deki soruşturması, eline geçen ilk soruşturmaymış; bunda Carsten S. susturucu hakkında konuşmuş ve Holger G. de ikinci silah nakliyle ilgili ifade vermiş. Sonra Klemke tutanağın kendisine dair soru soruyor. Ba., bunun iki nüshası olduğunu, birinin Karlsruhe’de kaldığını, diğerini de Meckenheim’a aldıklarını söylüyor. Artık süreci tam olarak hatırlamıyormuş. Klemke, Ba.’nın Carsten S.’nin de bulunduğu fotoğrafların arasında kaç kişinin daha saçın ortasında ayırma çizgisi olduğunu hatırlayıp hatırlamadığını soruyor. Kafadan söyleyemiyormuş. Klemke, Sch.’nin “Boban”dan korktuğunu söylemiş olduğunu söylüyor ve Sch. Lä.’den korktuğunu söyledi mi diye soruyor. Ba. bunu sormadıklarını ve böyle bir izlenime de kapılmadığını söylüyor. Klemke, Ba.nın sonraki alınan notlarda BAW’ye karşı Andreas Sch. ile ilgili öneriler de bulundu mu diye soruyor. Mesele, başlangıçtaki kuşkuyu olası bir suça bağlamakmış ama bu öneri geri çevrilmiş. Soru, Sch.’nin silahın kim ve ne için olduğunu bilip bilmediğiymiş. Klemke, buna dair bulguların olup olmadığını soruyor. Ba. hayır diyor, ama Sch.’nin her şeyi söylemediğine dair tutarsızlıkların olduğunu söylüyor. Ba., bunun sadece bir kuşku ve uygun olarak da hukuki takdire göre reddedilmiş olduğunu söylüyor. Ba. soru üzerine, bildiği kadarıyla S., Sch.’ye silahın kim için olduğunu söylememiş diyor. Klemke, Sch.’nin soruşturmasına hazırlık yaparken önemli bir değişiklik olup olmadığını söylüyor. Ba., öneri kuşkusuz soruşturmadan sonra yapılmış ve zaten kendileri de sadece “kendi yağlarında kavrulmuyorlar”mış. Öneriyi görev alanı yöneticisiyle beraber yazmaya karar vermiş, böylece kendileri suçlanamayacak hale geleceklerdi. Bu öneri geri çevrilmiş ve konu da kendileri için kapanmış.

Av. Klemke, Ba.’nın Sch. tanık olmasının doğru olup olmadığı hakkında kafa yordu mu diye soruyor. Ba. hayır diyor. Klemke, az önce Ba.’nın, öneriyle ilgili notta kayda değer bir şey değişmediğini söylemiş olduğunu diyor. Ba., bazı şeyler ortaya çıkmış diyor. Bilgi almak için Klemke’nin onlarda faturaların olup olmadığını, Sch.’nin silahların üçlü için olduğunu bilip bilmediğini soruyor; Ba., faturaların kendilerinde olmadığını ancak bunu önermek için iyi sebepler olduğunu söylüyor; hukuki takdirini savcılığa bıraktığını söylüyor. Klemke, Ba.’nın Sch.’yi bir sanık olarak soruşturmak isteyip istemediğini soruyor. Ba. bunu onaylıyor ama silah yasası zaman aşımına uğramış. Silaha ne olacağını bilmediği kanıtlanmadıkça Sch. tanık kalacakmış. Bunun hakkında kafa yorup Sch. tanık statüsü “harika uymuş”. Ba., başka bilgiler elde olsaymış duruşmayı kesip yeniden bilgi vermek gerekiyormuş diyor. Talep üzerine Ba. “harika uymuş” ibaresi biraz kabaymış, söz konusu bir hukuki takdirmiş, diyor. Klemke’nin gerekirse bilgi vermememe hakkına sahip olduğunu Sch.’ye anlatıldı mı sorusu üzerine, Ba. ona Ceza Davası Yasası’nın 55. maddesinin etraflıca anlatıldığını söylüyor.

Wohlleben’in savunma avukatı Schneiders, Carsten S. veya Wohlleben’in Sch.’ye silahın ne için kullanılacağı hakkında herhangi bir bilgi verip vermedikleri sorusuna dikkat çekiyor ve sorunun neden S. ve Wohlleben’e dayandırıldığını soruyor. Ba., Sch.’nin başta satışın gelişmeye başlandığında kimin işin içinde olup olmadığına dair tam olarak emin olmadığını söylüyor. Schneiders Ba.’nın “partili maymunlar” ibaresinin Wohlleben’e ima ettiğini nereden çıkardığını soruyor. Ba., Wohlleben’in siyasette etkin olduğunu bildiği için bunun onu ima ettiğini söylüyor. Schneiders, soruşturmada “Boban”a eşlik eden kişinin eşkâli neden belirlenmedi diye soruyor. Ba., Sch.’ye ilk önce “Boban”ın kimliğinin belirlenmesi için fotoğraflar gösterilmek istenmiş, eşlik eden kişi kendileri için başta önem taşımamış, zaten de Sch. o kişiyi sadece kendisini korumak için uydurmuş.

Carsten S.’nin savunma avukatı Pausch’un sorusu üzerine Ba., Sch.’nin ihtar edildiğinde ve ona tekrar tekrar bir şey sorulduğunda bildikleri veya tahmin ettikleri şeyler hakkında gerçeği itiraf ettiğini söylüyor. Susturucu ve Jürgen Lä. hakkında Ba., Sch.’nin gerçeği söylediğini düşündüğünü söylüyor. Pausch’un sorusu üzerine Ba. soruşturmanın normal geçtiğini, kimsenin sesini yükseltmediğini söylüyor. Ba. Sch.’nin ara verdiğini, olaylar hakkında düşünmek için zaman ayırdığını söylüyor. Pausch, neden Carsten S.’nin Alman malı sipariş ettiğini Sch.’nin dikkatine çekilmediğini soruyor. Ba. bunu bilmediğini ancak soruşturma için de önemli olmadığını söylüyor. Sch. elde olan silahı temin ettiğini söylemiş. Carsten S.’nin savunma avukatı Hösl’in, Ba.’nın 1998 garajda bulunan ve Andreas Sch.’nin adı geçtiği adres listesini tanıyıp tanımadığı sorusu üzerine tanık hayır diyor. Hösl, birbirlerini tanımalarına karşın Wohlleben ve Li. neden Jürgen Lä.’ye baş vurmadıkları sorusu soruldu mu diye soruyor. Ba. hayır diyor.

Zschäpe’nin savunma avukatı Heer’in sorusu üzerine Ba., soruşturmanın neden savcılık tarafından yapılması gerektiğinin kendisine bildirilmediğini söylüyor. Heer, soruşturmada kimin ağır bastığını söylüyor. Başlangıçta Weingarten imiş, ama sonra sorgulamayı terk etmiş, ardından meslektaşı Ha. [phon.]?? gelmiş. Heer’in ricası üzerine Ba. Karlsruhe’daki Federal Alman Savcılığı’nın binasını tasvir ediyor: sorgulama odasına gidişi, sorgulama odasının kendisi ve oturma düzeni. Nasıl oturduklarını artık söyleyemiyormuş ama tanığın yanında oturmamışlar. Heer, tutanakta Weingartenin 13:45 ila 14:05 arasında sorgulamayı terkettiğini yazdığını söylüyor ve 20 dakikalık bir sorgulamanın neden sadece bir ve çeyrek sayfada olduğunu soruyor. Ba. bunu söyleyemem diyor. Götzl, Ba.nın tanığın ayrıca ek ifadelerde buldunduğundan bahsetmiş ama bunlar tutanakta yokmuş. Ba.: „O zaman yanıldım“ diyor. Ardından öğle arası 14:23 kadar ara veriliyor.

Ardından avukat Stahl bir demeç veriyor, soruşturma tutanağından alıntı yapıyormuş: „Susturucunun sipariş meselesi davanın başlıca ve temel noktalarından biridir.” Stahl, aynen böyledir diyor. Soruşturmadan sorumlu makamların ortak sanık S.’nin sorgulanmasından kazandıkları bilgiye, yani üç kişinin susturucuyu sipariş etmediler denmesine rağmen Sch.’nin sorgulanmasına, cevabı nasıl oluştuğu bilinmeyen bir tezin ortaya atılması “son derece tatsız”mış. Tanık Sch., üç kişinin kesinlikle bir susturucu sipariş ettiklerini söylemiş. Bu soru sorulmuş olmalı zira bir tanık temin etmek konusunu siparişe konusuna değiştiremezmiş. Bu artık açıklığa kavuşturulamazmış, sadece belki tanık Weingarten’ın sorgulanması Sch.nin bu beyanı neden “hiç yoktan” yaptığını aydınlatabilirmiş. Bu davanın temel bir değerlendirme ölçütüymüş. Stahl, buna inanabilir diyor ancak tanığın korkudan ötürü istenen ve sorgulamanın hedefi olan cevapları vermiş olduğundan yola çıkabiliriz diyor.

Sırada “personel alma memuru”, 36 yaşındaki Münihli tanık Carsten Ri.’nin sorgulanması var. Sorgulama epey bitmek bilmeyen bir şekilde ilerliyor, Ri. neredeyse sadece tekrarlanan sorulara bilgi veriyor. Götzl, konunun Chemnitz’de Altchemnitzer Straße’da 1998 yılında bir daire olduğunu söylüyor ve Ri.nin buna ilişkin ne söyleyebileceğini soruyor. Ri: “Daireyi kendi adıma kiralayıp kullanımını başkalarına devrettim.” “Birileri” kendisine, daireyi kiralamaya hazır olup olmadığını sormuş. Daire daha önceden seçilmiş, kendisi aramamış. Emlakçı kadın ile daireyi görmeye gitmiş, sonra da orayı devralmış. Götzl kişileri soruyor. Ri., ayrıntılı olarak hatırlamadığını, kimin daireyi aradığını, kimin kendisine baş vurduğunu ve daireyi devraldığında kimin orada olduğunu artık bilmediğini söylüyor. Götzl, Ri.nin her şeyi başından anlatmasını istiyor. Ri.: “Evet, zaten söyledim ya, daire kiralandı.” Götzl, buna göre sanki her şey kendiliğinden olmuş diyor. Ri., tam olarak hatırlamadığını zaten polise de dediğini söylüyor. Götzli Ri.nin o zaman nerede yaşadığını soruyor. Ri., Chemnitz’de diyor, orada kendi dairesi varmış, diğer daire de buna göre kendisi için değilmiş. “Birisi” kendisine başvurmuş ve daireyi “üç kişi”nin kalması için kiralayabilir mi diye sormuş: “Ben de ona göre, tamam yapabilirim, dedim.” Ri. sadece daireyi devredip kontratı imzalamış.

Götzl, Ri.’nin bu olay dünyanın en normal şeyiymiş gibi davrandığını söylüyor. Ri: “Bana, işte polisin tanımadığı bir kimse olması gerektiği söylendi, ben de kullanılmak için hazır bulundum.” Götzl: “Polisin tanımadığı bir kimseyi kim kullanmak istedi?” Ri. bunu ayrıntılı olarak bilmediğini söylüyor. Soru üzerine, tabii ki arkadaş çevresinden biri olduğunu söylüyor. Götzl Ri.’ye soruşturmanın başında kendisine hak ve görevlerin öğretildiğini hatırlatıyor. Ri. ilk teması kimin yaptığını bilmediğini söylüyor. O kişinin arkadaş çevresinden geldiğini nereden bildiği sorusuna Ri., çevrenin biraz büyük olduğunu söylüyor. Götzl, arkadaş çevresinden bir isim öğrenirse mutlu olacağını söylüyor. Ri: “Bunu yapamam.” O zaman hangi arkadaşları vardı sorusuna Ri., “Çok vardı” diyor. Ri., tam olarak hatırlamadığı için herhangi bir ismi söylemek istemediğini söylüyor. Götzl Ri.nin olayları eksiksiz ve gerçeğe uygun şekilde açıklama zorunluluğu altında bulunduğunu hatırlatıyor. Ri., Ralph Ho.nun kendisine başvurduğunu ama bunun arkasında kimin olduğunu bilmediğini söylüyor. Bazı kişileri korumak adına bilgi paylaşımı olmamış ve kendisi de sormamış. Soru üzerine, burada Zschäpe, Mundlos ve Böhnhardt mevzubahistir diyor. Kendisine bunların Jena’dan kaçmak zorunda oldukları söylenmiş ama nedeni söylenmemiş, kendisi de sormamış. Bu kendisini ilgilendirmemiş, o zaman arkadaşlık adına yapmış; “artık her ne için yaptımsa.” Bu olayın kendisi için bir sakıncası yokmuş. Ri.’ye kirayı kendisinin ödemeyeceği söylenmiş, zaten de askerlikte olduğu için yapamazmış. Ara ara kendiside dairede bulunmuş, ayda bir filan sorun var mı yok mu ve herhangi bir ihtiyaçları var mı diye oraya gitmiş. Kendisine, bunun geçici bir çözüm olduğu söylenmiş. Daireyi iade zamanının ne zaman olduğunu sormuş. Ri. kontratın süresiz olduğunu düşünüyormuş. Kendisi Chemnitz’te ikamet etmiş ama hafta içi kışladaymış.

Sonra konu Ri.’nin Chemnitz’deki adreslerine geliyor. Altchemnitzer Strasse’da ikamet etmiş mi sorusuna olumsuz cevap veriyor. Götzl, “geçici bir çözüm” ne anlama geldiğini soruyor. Ri., sürenin ilkin, “onlar başka bir yer bulup oradan çıkana kadar”, belirsiz olduğunu söylüyor. Sonuç itibariyle 6-9 ay kadar orada kalmışlar, tam olarak bilmiyormuş. Günün birinde oradan çıkacaklarını demişler, kira anlaşmasını bitirmiş, tadilat yapıp anahtarları iade etmiş. Daireyi beyaza boyamak zorunda kalmış. Dairenin en az iki anahtarı varmış ama kendisinde anahtar yokmuş. Kendisinin daireye belli zamanlarda gitmesi için bir şey kararlaştırılmamış. Kira ve depozitonun nasıl ödendiğini veya paranın kiracıya nasıl ulaştığını bilmiyormuş. Kendisinin nakit ödeme yaptığını düşünmüyormuş, herhalde havale yapmış. Götzl, daire yaptığı ziyaretlerin sebebini soruyor. Ri., ziyaretlerin kısa yani çeyrek ila yarım saat kadar olduğunu söylüyor. O esanada “normal şeyler” hakkında yani havadan sudan, bütün hafta askerlikte ne yaptığı hakkında konuşmuşlar ancak sohbetlerin içeriğini artık tam olarak bilmiyormuş.

Götzl, üç kişinin davranışlarının nasıl olduğunu soruyor. Ri: “İşte, benim için normaldi, sakinlerdi ve göze çarpan bir şey yoktu.” Dış görünüşlerinde dikkat çekici bir şey yokmuş. Böhnhardt ve Mundlos ile nerdeyse hiç teması olmamış, “asıl temas” Zschäpe ile olmuş. Onunla sadece dairede görüşmüş. Bildiği kadarıyla dairenin 2 odası varmış, yemek pişirme köşesi olan ana oda ve yatak odası olan da bir yan oda, ayrıca banyo varmış. Ziyaretlerinde hep ana odada kalmış. O oda yaklaşık 20-25 metrekareymiş. Ziyaretleri esnasında iki adamın ne yaptıklarını veya orada olup olmadıklarını bilmiyormuş. Götzl, iki adamın gözüne çarpmadığını söylediğini hatırlatıyor, bu yüzden onları görmüş olması lazım olduğunu söylüyor. Ri. onları bir iki defa gördüğünü söylüyor. Götzl sözünü keserek soruyu tekrar sorunca Ri. iki adamın dairede olduklarını ve hiç dışarıda görmediğini söylüyor. Yan odada olup olmadıklarını söyleyemezmiş. Bilmiyormuş ve ikisinin her seferinde orada olup olmadıklarını söyleyemezmiş.

Götzl, Ri.nin o zaman hangi isimleri tanıdığını soruyor. Soyadlarını ilk defa haberlerden öğrenmiş. O zaman iki erkeğin adlarının Uwe, Bayan Zschäpe’nin de Beate olduğunu biliyormuş. Dış görünüşleriyle ilgili erkeklerin haberlerde gördüğünden daha uzun saçlı olduklarını söylüyor, aynen kendisi gibi. [Ziyaretçiler tribünlerinde gülüyor: tanık Ri.’nin saçları kısa ve yarı kel.] Ri: “Bayan Zschäpe’nin saçları da şimdiki gibiydi.” Zschäpe’nin gözlüklü olduğunu hatırlamıyormuş. Üç kişi birbirlerini uzun bir zamandan beri tanıyormuş gibi arkadaşça geçiniyorlarmış. Jena’dan geldikleri hakkında konuşulmamış ama oralı olduklarını kendisi fark etmiş. Götzl’ün sorusu üzerine Ri: “Üç kişi neden oradan gittikleri söz konusu değildi. Hangi mesleği öğrendiklerini, hangi okula gittiklerini bilmiyorum. Zaten de bunun gibi şeylerin söz konusu olup olmadığını da hatırlamıyorum.” Dairede fazla mobilya yokmuş. Ana odada bir masa ve sandalyeler varmış, bir kanapenin olup olmadığını söyleyemezmiş. Götzl bilgisayar olup olmadığını soruyor. Ri.: “Bildiğim kadarıyla hayır.” Telefon konusu hakkında da bir bilgisi yokmuş, herhalde cep telefonları varmış. Üçüne ulaşamamış, belki onlara acil bir durum için kendi telefon numarasını vermiş. Üçüncü birisinin vasıtasıyla onlara ulaşılamamış, sadece direkt daireye giderek temas olmuş.

Götzl, kira kontratının kiminle ve nerede yapıldığını soruyor. Ri. emin olmadığını ancak emlakçiyle buluştuklarında ve daire verilirken Bayan Zschäpe de oradaymış, kontratı imzalayıp anahtarları almış. Ri. ev sahibinin adını artık bilmiyormuş ama galiba yerli birisi değilmiş. Depozitonun nasıl ödendiğini ve kira bedelinin ne olduğunu da bilmiyormuş. Ziyaretleri esnasında Zschäpe’nin davranışında bir gariplik bulmamış, normalmiş; iki Uwe’nin ne yaptıklarını bilmiyormuş. Götzl, Ri.nin daha önce başkaları için daire kiralayıp kiralamadığını veya buna benzer sorumluluk altına girdi mi diye soruyor. Ri. hayır diyor. Götzl, Ho.nun kim olduğunu soruyor: “Tam olarak söyleyemem ama sanıyorum ki o zaman arkadaş çevremden birisiydi.” Ho.nun kendisine böyle bir şeyi yapabilir mi diye sorduğunu zannediyormuş. Götzl: “Yani nasıl zannediyorsunuz?” Ri. bunu tam olarak yani %100 söyleyemeyeceğini söylüyor. Neden Ho. olduğunu tahmin etmesinin sebebi, kendisiyle üçü hakkında konuşmuş olmasıymış. Ho. onların Chemnitz’te olduklarını biliyormuş ve bu yüzden de Ho. kendisine danışmış. Ho. üç kişiyi en azından gıyaben tanıyormuş, şahsi temasta bulunup bulunmadıklarını bilmiyormuş.

Götzl: “Kimden tam olarak hangi bilgiyi aldınız?” Ri.: “Bu da tam olarak bilmediğim şeydir.” Götzl bir daha soruyor, Ri. de Ho. ile sohbet ettiğini, bunu herkesin bilmediğini, ama ne hakkında sohbet ettiklerini artık ayrıntılı olarak bilmiyormuş. Götzl, herkesin bilmediğinin ne anlama geldiğini soruyor. Ri., Ho. bu meseleyi herkesin öğrenmesini istemediğini söylüyor. Böylece kendisi yani Ri., üçünün Chemnitz’te olduklarını belli bir muhitin bildiğini biliyormuş ama o muhitte kimlerin olduğunu bilmiyormuş. Götzl, Starke’nın ne ifade ettiğini söylüyor. Ri. ismen tanıdığını ancak meseleyle bir ilgisi olup olmadığını bilemiyormuş. Götzl: “Starke adı sizin için ne ifade ediyor?” Ri: “Gıyaben tanıyorum.” Götzl tekrar sorduktan sonra Ri. Ho. bu addan bahsetmiş ama hangi bağlamda olduğunu bilmiyormuş. Üç kişi hakkında Ho. ile sadece kira meselesi esnasında konuşmuşlar: “Bu hep konuşulan bir mesele değildi.” Starke adında birisiyle teması olup olmadığı sorusuna Ri.:Bildiğim kadarıyla, hayır.” diyor. Bir defa karşılaşmış olabilir ama bilinçli olarak hatırlamıyormuş. Götzl, Ri.nin daireyi kiralamayı bir risk olarak görüp görmediğini soruyor. Ri. hayır diyor, bunun üzerinde de fikir yormamış. Üç kişinin polis tarafından arandıklarını bildiğini ama sebebini ve hangi bağlamda olduğunu bilmediğini söylüyor.

Götzl, Ri.nin polisin aradığı birisine yardım etmesinin bir risk olup olmadığını soruyor. Ri. kira süresinin sınırlı olduğunu bildiğinden bir risk görmediğini söylüyor. Üçüyle veya Ho. ile sohbet ederken işin içyüzünün ne olduğunu sormaya çalıştı mı sorusuna Ri. hayır cevabı veriyor. Kendisinin herhalde saf olduğunu, bir şeyden haberdar olmadığını söylüyor. Götzl’ün, Ri.nin mesele hakkında konuşması yasak mı diye sorusuna Ri. meseleye ilgi duymadığını söylüyor. Şahsi durumuna dair, o zaman asker olduğunu, borçları olmadığını ama zengin de olmadığını söylüyor. İki daireyi kiralayacak durumda olmadığını da ekliyor. Kirayı bitirmek için bildirim süresini bilmediğini ama üç ay olduğunu tahmin ediyormuş. Götzl: “Kira bedelini geri alabilmeyeceğiniz problem yaratabileceğini düşündünüz mü hiç?” Ri. başta düşündüğünü ama Ho. Ri.nin parayı temin etmeyeceğini söylemiş. Ri. ev kontratının dairede imzalandığını söylüyor. Herhalde kendisi oraya arabasıyla gitmiş çünkü hep arabayla hareket ediyormuş. Dairenin adresi kendisine daha önce bildirilmiş. Götzl: “Kimden?” Ri. Ho.’dan, diyor ama belki daha önce emlakçiyi aramış olabilirmiş. Götzl, Ri. numara nereden aldığını soruyor. Ri. emlakçiyi arayıp aramadığını bilmediğini söylüyor ama muhtemelen ilanda yazılmış olabilirmiş.

Götzl, Ri.nin dairenin teslim edilmesinde Zschäpenin de bulunduğundan bahsettiğini söylüyor ve nasıl geçtiğini soruyor. Ri. Zschäpe ve kendisinin de orada olduğunu söylüyor. Zschäpe ile ilk defa daireye bakarken karşılaşmış. İki Uwe ile daha sonra dairede karşılaşmış. Götzl, Ri.nin ödeme ayrıntılarını kiminle konuştuğunu soruyor. Ri., herhalde Zschäpe ile diyor ancak ayrıntıları hatırlamıyor, bilmiyormuş. Götzl, daire için bir kefil lazım olmuş mu diye soruyor. Ri., kendisine poliste “o şeyi” iki kişinin imzalamış olduğu söylenmiş ama herhangi bir adı hatırlamıyormuş. Sonra Ri. öne gidip bir kira kontratı formuna göz atıyor. Bu herhalde dairenin kira kontratı olduğunu söylüyor. İki imzanın birisinin Fiedler olduğunu ama bu isimde birisini tanımadığını söylüyor. Zschäpenin kendini Fiedler olarak mı tanıtmış, bilemiyormuş. Götzl, Fiedler adının kontrata ne zaman imza olarak konduğunu soruyor. Ri., Zschäpenin kendini Fiedler olarak tanıttığını tahmin ediyormuş ama emin değilmiş. Götzl, söz konusu 12 numaralı ev diyor. Ri.: “Evet.” Götzl’ün sorusu üzerine Ri. dairenin birinci katta olduğunu söylüyor. Götzl, kontratta ikinci kat geçtiğine dikkat çekiyor. Ayrıca kontrata göre daire dairenin 26,9 metrekare olmak üzere bir odalı, ayrıca bir depo odası, tuvalet ve banyolu, yemek pişirme köşesi ve kilerli olduğuna dikkat çekiyor. Ri. bunun yerinde olduğunu söylüyor. Götzl, kontratta kira bedelinin 700 Mark olduğuna ve ayrıca evcil hayvanların yasak olduğunu yazdığına dikkat çekiyor. Götzl, ev kiralanırken bu konu görüşüldü mü diye soruyor. Ri., bilemediğini, herhalde ev sahibinin isteği olduğunu söylüyor.

Soru üzerine Ri., hatırladığı kadar kontratın 1998 yılının ortasında veya sonunda imzalandığını söylüyor. Götzl, 29.8.998 tarihine dikkat çekiyor. Ri., kontratın Zschäpe tarafından feshedildiğini ve kira süresinin bundan sonra tekrar uzatıldığını söylüyor. Bunun neden olduğunu bilmiyormuş, herhalde “onlar”ın kalacak başka bir yerleri olmadığı için böyle olmuş. Kimin bu konuyla uğraştığını da bilmiyormuş. Bunun ardından fesih ihbarı tanığın dikkatine sunuluyor: kontrat 31.12.1998 tarihine kadar feshedilip 30.3.1999 tarihinde bitecekmiş. Ri. kontrattaki kendi imzası olduğunu onaylıyor. Götzl bundan sonra ev sahibi U.nun Ri.’ye yazdığı bir mektuba dikkat çekiyor: bunda “karınızla konuşulduğu üzere” 31.4.1999 tarihine kadar uzatıldığı onaylandığı yazıyormuş. Götzl, “karınızla konuşulduğu üzere” ibaresinin ne demek olduğunu soruyor. Ri., muhtemelen Zschäpe’dir diyor: “Emlakçiye kendimizi karı-koca olarak tanıttık.” Götzl, ayrıca kiranın başlangıcında bir aylık kira fazla ödendiği için bir kiranın daha ödenmemiş olduğu yazıyormuş. Ri. fazla bir isteğin olup olmadığını söyleyemezmiş. Muhtemelen kendisine bir ek masraflar hesabı gönderilmiş ama bilmiyormuş. Bu olaya dair bir anlaşmayı hatırlamıyormuş, belki depozitoyla beraber sıfırlanmıştır; sonradan ödeme olduğunu hatırlamıyormuş. Götzl, 1998 için bir ek masraflar hesabına dikkat çekiyor; su ve ısıtma için sonradan ödenmesi gereken 304 Mark varmış. Ri: “Bu şimdilik bir şey ifade etmiyor.” Götzl, Ri.nin ek masrafları kendi cebinden mi yaptığını soruyor. Ri. bunu bilmediğini ancak büyük olasılıkla “biz ödedik veya ben ödedim” diyor.

Ardından Götzl Ri.’nin polis tarafından yapılan soruşturmalarına dikkat çekiyor. Götzl, Ri.nin 9.5.2012 tarihinde o kişileri şahsen tanımadığını söylemiş. Starke başka bir tanıdık vasıtasıyla yanına gelmiş zira onun birkaç arkadaşı ev aramış. Ri. bunun böyle olmadığını, Starkenın kendiliğinden yanına gelmediğini söylüyor. Götzl, Ri.nin bunu böyle tasvir edip etmediğini, soruşturma anını hatırlıyor mu diye soruyor. Ri. durumu hatırladığını söylüyor. Götzl, tutanağın sonunda “okundu ve onaylandı” yazdığını söylüyor, ayrıca Ri.’nin de imzası varmış. Götzl, Ri.nin bunu okuyup okumadığını soruyor. Ri. evet diyor ama belki doğru dürüst okumamış olabilirmiş. Götzl, o zaman Starke’nın adı zikredildi mi diye soruyor. Ri. evet diyor ancak Starke’yi gıyaben tanıyormuş. Götzl, Ri.nin ifadesinde Starke ile kendisinin arasındaki teması bir arkadaşın, Chemnitzli Ralph Ho.nun, yaptığını söylediğine dikkat çekiyor. Götzl: “Buna ne diyeceksiniz?” Ri: “O zaman herhalde öyledir.” Götzl, bunun ne demek olduğunu soruyor. Ri., her şeyi ve tüm zaman sürelerini %100 hatırlamadığını söylüyor. Tutanakta böyle yazıyor ve kendisinin imzası da varsa, o halde böyledir diyor. O esnada da tam olarak hatırlamadığını söylemiş olduğunu söylüyor. Ho. ile son teması belki on sene önceymiş. O zaman o üç kişinin Jena’daki sağcı harekete mensup ve bilmediği nedenlerden ötürü oradan gitmek zorunda olduklarını biliyormuş.

Ri.nin sağcı hareketin içinde olup olmadığı sorusuna evet olarak cevap veriyor. “Parti bazında etkin” veya bir örgütte olmamış ama görüş olarak sağcıymış. Götzl bir kez daha bilgi almak için tekrar soruyor. Ri. sağcı görüşe sahip ancak “herhangi sağcı ortam”da bulunmadığını söylüyor. Götzl arkadaşlarını soruyor, Ri. Ralph Ho.’nun adını veriyor. Götzl tekrar sorunca bir Ronny ve Steve’den de söz ediyor. Onlarla “normal şeyler” yaptığını yani birahaneye veya sinemaya gittiklerini söylüyor. Götzl, neden illa kedisinin o daireyi kiralaması gerektiğin herhangi bir kimseyle konuşup konuşmadığını soruyor. Ri: “Çünkü polisin tanımadığı birisi gerekliydi.” Polisle sorunu yokmuş, en azından sabıkalı değilmiş. Bunu kim söyledi sorusu üzerine Ri. yeniden Ho.nun adını veriyor. Ho. en azından kendisinin sabıkalı olmadığını biliyormuş. Götzl Ri.nin, üç kişinin daireden çıktıktan sonra orasını teslim etmek üzere hazırladığını beyan ettiğine dikkat çekiyor. Ayrıca onlar kendisine bilgisayar oyunları bırakmışlar ve beklenilen sonradan ödemeler için kendisine belli bir miktar para vermişler. Ri: “Olabilir.” Götzl tutanakta bunun böyle olduğunu yazdığını söylüyor. Ri: “Özür dilerim, artık bunu hatırlamıyorum.”

Götzl, soruşturma tutanağında Ri.’nin her ziyaretinde üçünün de orada olduğunu yazdığını söylüyor zira orada saklanmak zorundaydılar; Ri. de her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmek için oraya gitmiş, her ziyareti 30 dakika sürmüş. Götzl, daha önce anlaşma yaparak mı gittiğini soruyor. Ri., kendiliğinden gitmenin doğru olduğunu hissettiğinden oraya gitmiş. Götzl bunun ardından üçünün bilgisayar oyunları oynadıklarına ve bu da konuşmaların konusu olduğuna dikkat çekiyor. Ri. konuşmaların herhalde oyunlar olduğunu söylüyor. Siyaset hakkında konuşulmamış, dairede silah görmemiş. Ri. soru üzerine, sağcı ortamla nasıl temas olduğunu artık bilmediğini söylüyor. Götzl: “Hiç de mi bir fikriniz yok? Sürekli sormak lazım.” Ri. bu olayın 20 sene önce olduğunu söylüyor. Götzl, kendi kendine soruşturma yapma niyetinde olmadığını söylüyor. Ri. o zaman muhtemelen okul veya tanıdıkları üzeri olduğunu ve “ona göre de oradan kopamadım” söylüyor.

Sonra seçilen fotoğraf örnekleri inceleniyor. Ri. Böhnhardt ve Mundlos’u tanıyor ama fotoğrafları haberlerden tanıdığını söylüyor. Götzl, Ri.nin burada Böhnhardt, Mundlos ve Zschäpe’den bahsetmiş ancak şimdi onları fotoğraflarda tanımadığını söylüyormuş. Ri. iki Uwe’yi de televizyondan tanıdığını, ikisini şahsen uzun saçlı olarak hatırladığını tekrarlıyor. André E. ve Wohlleben’i tanımıyormuş. Ho. ile 1996/97 yıllarında tanışmış. Götzl, Ri.’nin 2.3.2012 tarihli soruşturmasında bu temasın meslek okulunda olduğunu, Reitbahnstraße’da bir okuldaşın evinin önünde buluştukları, Ho.nun sağcı eğilimleri ve bunun kıyafetlerinden belli olduğunu, başka isimleri tanımadığını ve başka temasları olmadığını yazdığına dikkat çekiyor. Götzl ayrıca orada “Boktan yabancılar” gibi “yabancı düşmanı” söylemler olduğuna dikkat çekiyor. Ri. bunları onaylıyor. Tutanakta Ho.nun Starke ve üçlü ile temasa arabuluculuk yaptığı, Ho.nun Ri.’ye başvurduğu yazıyormuş. Ri: “Aynen.” Götzl, kendisinin neden kurcalamak zorunda kaldığını soruyor. Ri: “ İşte, sorularınız belli belirsizdi.” Götzl, Ri.nin hep pasif ve sadece “bir kimse”den bahsettiğini, isim vermediğini, böylece de soruların problemli olmadığını söylüyor. Ri: “Bu en azından benim algımdı.” Götzl, konuşulandan bir çok şeyin çıkarılabileceğini ve Ri.nin kendisinden kaçındığını algıladığını söylüyor. Ri: “Bu benim niyetim değildi.” Götzl, tutanakta “Daha sonra bir grupta buluştuk ve her şeyi konuştuk.” Yazdığını söylüyor. Ri., herhalde öyle olmuştur, artık hatırlamıyorum, kimin orada olduğunu bilmiyorum diyor. Bu şahısların dairede bulunmuş olabilirler ama artık bilmediğini söylüyor. Götzl ardından Ri.nin 2012’de Ho.’dan bir kısa mesaj aldığına dikkat çekiyor. Ri. mesajda sağcı söylem bir şeyin, “Heil bilmem ne” yazdığını söylüyor. Bir yeni yıl mesajıymış, bu yüzden de bu kişiyle teması olamazmış. Ri., Ho. ile ilişkilerini koparmış.

Ardından saat 16.30’a kadar bir ara veriliyor. Bundan sonra da fotoğraflar inceleniyor, muhtemelen seçilen fotoğraf örneklerinden bazıları. Zschäpenin göründüğü fotoğrafta Ri., Uwelerin fotoğrafların aksine Zschäpenin o zaman da aynı göründüğünü söylüyor. Götzl, Ri.’nin soruşturmasına göre kendisinin sağcı ortama girişinin bilinçli bir adım olmadığı yazdığına dikkat çekiyor. Ri. kendisinin o ortama az çok tesadüf girdiğini ve kendini orada bulduğunu söylüyor. Götzl, tutanakta birkaç ismin yazdığını ama Starke’nın isminin çizildiğini söylüyor. Ri. bunun yanlış kaydedildiğini söylüyor. Götzl, burada Ho., Ronny ve Jörg E.’nin [phon.] adlarının olduğunu, Ri.nin Chemnitz’te sağcı insanlarla buluştuğunu ve bir dereceye kadar Ri. onların görüşünü paylaştığı yazdığını söylüyor. Ri. o zamanlar mevzubahis geçmiş olaylar olduğunu, “Üçüncü Reich”ta olanları hemen kötülemediğini, her şeyin kötü olmadığı, Wehrmacht’ta olanların hepsinin cani olmadığını ve iltica politikasına karşı olduklarını söylüyor. Götzl, Ri.nin kendini aşırı sağcı olarak tanımlamadığını söylediğine dikkat çekiyor. Ri. kendisinin “radikal veya aşırı görüşleri” uygulamaya niyetli olmadığını, bu yüzden de herhangi bir partide üye olmadığını ve görüşleri uğruna kimseyle dövüşmediğini söylüyor. Kendisi o zaman toplumda düzgün görünüşlüymüş. Kendi yaşında birisinin solcudan çok sağcı bir görüşe sahip olması olağanüstü bir şey değilmiş. Götzl, Ri.nin Zschäpe ile bir çift rolüne büründüklerini, bunu kimsenin ileri sürmediğini, kendilerini ele vermemek için böyle davranmışlar yazdığını söylüyor. Ri: “Daireyi kiralarken göze çarpmamak için en kolay yolu buydu.” Ri. Starke ile İsveç’te olduğunu inkâr ediyor. Götzl, bilgisayar oyunlarının uçuş simülatörü ve bir polis oyunu olduğuna dikkat çekiyor. Ri. bunu onaylıyor ancak değiştirilmiş bir Monopoly oyunu olduğunu kabul etmiyor. Ardından Ri.’ye rol dağılımı hakkında soru sorulmuş, Ri. de bir şeyi bilmediğini, sadece Beatenin kendisiyle ilgilendiğini söylüyor. Ri., diğerleri olsa olsa Merhaba demişler diyor.

Başsavcı Greger’in sorusu üzerine Ri. dairede hiçbir zaman ziyaretçiye rastlamadığını söylüyor. Üçlüden biri veya ikisinin daireden çıktıklarına dair de bilgisi yokmuş. Oraya uğradığında bir değişiklik görmemiş. Başka isimlerin kullanıldığına dair de bilgisi yokmuş. Daireye girişin kontratı imzalamanın ardından Ağustos’ta olduğunu düşünüyormuş. Daha sonraki daireye dair bilgisi yokmuş. Sanık Carsten S.’yi tanımıyormuş. Başka kişilerin daire hakkında bilgileri olup olmadığını bilmiyormuş. 1998’te üçlünün kaybolduğunu sağcı ortam biliyor muydu sorusunu Ri. hayırlıyor. Götzl, Ri.nin Zwickau’da Polenzstrasse’da bir dair tutup tutmadığını soruyor, Ri. bunu da hayırlıyor. Götzl sonra soru hakkını Zschäpe’nin savunma vekillerine veriyor. Bunlar birbirleriyle fazlasıyla görüştükleri için soru hakkı müdahil avukat Reinecke’ye veriliyor. Reinecke tekrardan kira kontratının incelenmesinden yana olduğunu söylüyor. Soru üzerine Ri., kontratte mavi renkle bir şey yazıldığını ve kendi imzasıyla Fiedler’inkinin siyah olduğunu söylüyor. Muhtemelen Zschäpe kendisinin de orada olduğunda oraya Fiedler yazmıştır. İkisi imzayı zorla mı yoksa gönüllü olarak mı attıklarını artık bilemiyormuş. Reinecke, Ri. mi sonrasında daireye bakmış yoksa Zschäpe’ye mi bırakmış diye soruyor. Ri. bunu reddediyor: “Daireye beraber baktık ve anahtarları devraldık.” Reinecke, kontratta mavi kalemle herhangi bir itirazın olmamış yazdığını ve buna dair “iki matkap deliği ve iki banyo fayansı kırık” not edildiğini söylüyor. Ri. galiba bu itirazlarda bulunduk diyor. Tam bilemiyormuş ama herhalde iptal yazısını kendisi yazmış. Reinecke 22.12. tarihli bir taahhüt faturasından söz ediyor; bu Frühlingsstrasse’da bulunmuş. Ri. bunu başka birisinin yapıp postaneye götürdüğünün muhtemel olduğunu söylüyor. Ri., neden daireden çıktıkları hakkında konuşmadıklarını söylüyor. Reinecke kendisinin üçlüye “Yeni bir daire buldunuz mu?” sorduğunu söylüyor. Ri: “Olabilir ama bilemiyorum.” Poliste, o dairenin üç kişi için küçük olduğunu söylediğini onaylıyor, zira sürekli bir çözüm değilmiş.

Müdahil dava vekillerinin sorusu üzerine Ri. üçlü ile temasın bunlar daireden çıktıktan sonra birden kesildiğini söylüyor; üçünün tekrar meydana çıktıklarını medyadan öğrenmiş. Avukat Langer’in sorusu üzerine Ri., posta kutusunda veya kapıda bir adın olup olmadığını bilmediğini söylüyor; herhalde bir ad yazıyormuş. Carsten Ri.’ye gelen mektupları kendisi daireye geldiğinde vermişler, yan masrafların faturası da diğer adresine gelmiş. Avukat Ilius Ri.’ye kendisi için “arkadaşlık” ne ifade ettiğini soruyor. Ri. bunun askeri, askeri hizmete bağlı bir kavram olduğunu söylüyor. Özellikle sağcı ortamdaki arkadaşlara yardım etmekmiş. Üçlünün kendisi için bu anlamda arkadaş olduklarını söylüyor, ne kadar da şahsi olmasa da. Yine de bu tanıma girmiş. Ilius, Ri.nin sözünü ettiği Ronny, olabilir mi diye soruyor. Ri. bunun kendisi için hiçbir şey ifade etmediğini söylüyor. Hendrik La. adını gıyaben sağcı ortamdan tanıyormuş lakin bir yere bağlayamıyormuş. Askerlikteyken Askeri İstihbarat Birimi (MAD) kendisiyle konuşmamış. Avukat Narin’in sorusu üzerine Ri. dairede bir telsizin olduğundan haberi olmadığını söylüyor. Mandy St. ve Maik E. adlarını tanımadığını söylüyor. Narin başka Neonazilerin adlarını sayıyor ama Ri. bunları tanımadığını söylüyor. Avukat Wierig, Ri.’nin dairede bilgisayar olmadığını söylemiş ama üçlü kendisine oyun bırakmış. Ri. o halde bilgisayarları vardı diyor ama gözünün önünde üstünde bilgisayar olan bir masayı göremiyormuş. Wierig buna cevaben, Ri.’nin daha önce üçüyle bilgisayar oyunları hakkında konuştuğunu ama iki Uwe ile konuşmadığını söylediğini söylüyor. Ri. asıl temasın Zschäpe ile olduğunu söylüyor, Uweler ile doğru dürüst konuşmamış. Avukat Lunnebach, Ri. “Starke çevresi” demekle neyi kastettiğini soruyor. Ri. o dört kişi yani Starke ve üçlü olduğunu söylüyor. Lunnebach Ri.’nin daha önce soruşturmada Starke ile olsa olsa grup toplantılarında temasa geçtiğini söylediğini diyor ve bunların üçlü ve Starke olup olmadığını söylüyor. Ri. bunu onaylıyor.

Avukat Hoffmann, Ri. için “arkadaşlık”ın, insan saklayacak kadar önemli olup olmadığını soruyor. Ri. yaptığının, arkadaşlığın sadece başka bir ifadesi olduğunu söylüyor. Hoffmann, Starke’nin Ri.’yi sadece bir kez gördüğünü, bu yüzden bir arkadaş olamayacağını ve Ho. da üçlüyü tanımadığını söylüyor. Ayrıca Starke üçlünün arkadaşıymış ama Ri. sadece Ho. ve Ronny’den söz etmiş: “Onlarla olan arkadaşlığınız sizin için polisin aradığı insanları saklayacak kadar önemliydi, öyle mi?” Ri. meselenin ordudaki gibi olduğunu, orada yan yana savaşıldığını söylüyor. Hoffman, “Peki siz ve onlar hangi birlikteydiniz?” diye soruyor. Avukat Stahl soruya itiraz ediyor ama Hoffmann, Ri.’nin meseleyi orduya benzettiğini ve kendisi de şimdi buna istinaden soruyu sorduğunu söylüyor. Ri., orduda da herkesi tanımadığını, bunlarla cephede yan yana düşmana karşı savaştığını ve zorunlu olarak bir araya gelen bir topluluk tek bir hedefi yerine getirirmiş: “Onlarda da aynen öyledi.” Hoffmann, ortak düşmanın ne olduğunu soruyor. Ri., beraberlik duygusundan ötürü böyle davranmak zorunda kaldığını söylüyor. Nereye ait olduğu sorusuna Ri., sağcı ortama cevabını veriyor. Hoffmann, orada kimseyi tanımadığına göre bu kim diye soruyor. Ri. söz konusu “sağcı düşünceler” olduğunu söylüyor. Hoffmann, bunun ne anlama geldiğini soruyor. Ri., şimdiki politikayla, mesela iltica hakkıyla, memnun olmadıklarını söylüyor. Hoffmann, sağcı ortama bağlılığın nedeni iltica hakkına savaş açmak mıydı diye soruyor. Ri. hayır diyor, üçlünün sağcı ortamdan olup polis tarafından aranmış oldukları yeterli olmuş. Soru üzerine Ri., arama çağrılarının olmadığını, arandıklarını ilk defa 2011’de medyadan duyduğunu söylüyor. Kendi kendini polise ihbar ettiğini kabul etmiyor, daireyi kiralamakla “yabancı yurttaşların öldürülmesi” arasında bir ilişki görmemiş. Ri. soruşturmalarından sonra “arkadaşlar” veya avukatların kendisiyle temasa geçtiklerini kabul etmiyor, sadece medya kendisiyle temasa geçmiş.

Avukat Pınar, Ri.’nin kendisi için üçlünün neden saklandıklarının önemli olmadığını söylediğini ve bu tutumun sınırsız olup olmadığını soruyor. Ri.: “Öyle istiyorsanız, evet, ayrım yapmadım, ha çikolata çalmışlar, ha birini öldürmüşler.” Pınar, Ri.’nin üçlünün insan öldürebilmiş olduklarını öğrendiğinde neler düşündüğünü soruyor. Federal Savcı Diemer araya girip bu sorunun soruşturmayla ne ilgisi olduğunu soruyor. Pınar, Federal Savcılığın bu soruşturmada ne zaman harekete geçtiğini ve ne zaman geçmediğini ve Federal Yargıtay’ın inzibati cezalara dair yargısı okunduğunda bunların hepsinin Federal Savcılığı’nın solcu soruşturmalara dair olduğunu dikkate şayan bulduğunu söylüyor. Götzl Diemer’e söz hakkı vermediğini, yaptığının yakışık almaz olduğunu söylüyor. Diemer: “Soruya itiraz etmek isterim, zira soruşturmayla ilgisi yok. Tanığın görevi izlenimlerini beyan etmektir, herhangi bir tutum için mazeret göstermek değildir. Biz ahret mahkemesi değiliz.” [Bunun ardından kopan tartışmaya soruşturmaya dâhil olan birçok kişi katıldı, kısmen mikrofonsuz olarak. Bu yüzden bütün söylenilenler burada yansıtılamıyor] Pınar ve Götzl arasında şiddetli tartışma kopuyor. Avukat Hoffmann salona “Tanık bize düpedüz yalan söylüyor ve Federal Savcılık da onu destekliyor” diye bağırıyor. Götzl, sözünün kesilmesini istemediğini söylüyor. Ardından soruşturmaya saat 17.21’e kadar ara veriyor.

Bunun ardından Avukat Pınar, tanığın müdahil davacılar tarafından tekrar sorguya çekilmesinin anlamsız olduğunu söylüyor, sadece bir demeç vereceklermiş. Avukat Kienzle, Diemer’in “ahret mahkemesi” açıklamasına dair görüşünü ileri sürmek istiyormuş. Müdahil davacılar bu şekilde soru soramazmış. Federal Savcılığın tanıkların sorgulanmalarının seyrinden memnun olduğu apaçıkmış. Götzl, Pınar’ın sorusuna izin verdiğini söylüyor. Kienzle, Diemer’in itiraz sebebinin – müdahil davacıları sordukları soruların ancak ahret mahkemesinde soruldukları- hâlâ ortada kaldığını söylüyor. Açıklamalara gerek var mı yok mu diye bir tartışma kopuyor. Avukat Hoffmann, her sorulan soru her zaman bölünebilir, bu yüzden önceki sorunun neden sorulduğu açıklanmalı diyor. Götzl tanığı salondan dışarıya gönderiyor ve Pınar’ın sorusuna izin veriyor. Pınar, tanığın cinayetleri umursamıyorum dediği anda Federal Savcılık araya girdiğini söylüyor. Müdahil davacılar için soruları anlamlı bir şekilde sormanın imkansız olduğunu söylüyor. Bu yüzden sorusunu sormayacakmış. Götzl, soruya artık itiraz edilmediğini, anlaşmazlık konusunun ortadan kalktığını ve tanığın soruya cevap vermek zorunda olduğunu söylüyor. Götzl sorunun sorulmasına izin verdiği için artık Diemer’in istediği gerekçenin gerekli olmadığını söylüyor. Pınar, aslına bakılırsa Diemer soruşturmasını nedensiz bölemezmiş, bunun için de sorularını geri alıp tutanak için bir açıklama talebinde bulunmuşlar. Açıklamanın geçerliliğine dair yeniden bir tartışma kopuyor. Salonun diğer tarafında olan Pınar, bazı taleplerin sadece davaya dahil olanların ne düşündüğünü öğrenmek için yapıldığını ve bu yüzden talebini geri çektiğini söylüyor. Götzl’ün sorusu üzerine Pınar, artık sorusunu sormayacağını söylüyor; zira bir daha sözünün kesilmeyeceğini temin edecek hiçbir şeyin yapılmadığını söylüyor. Götzl, müdahil davacıların başka sorularının olup olmadığını soruyor. Kimse söz istemiyor.

Tanık tekrar salona çağrılıyor. Avukat Heer soruşturmalar hakkında sorular soruyor. Ri., polise “Bilmiyorum, tahmin ediyorum” demesiyle olayların gerçek olmadığını, illa böyle olmadığını yansıtmak istediğini söylüyor. Bunu birçok kez yapmış zira birçok soruya cevap verememiş. Heer, soruşturmayı yapan polis memurunun bunu nasıl karşıladığını soruyor. Ri., bazı konularda anlayışsızlık olduğunu, bazı konularda da aynı sorular veya başka sorular sorulduğunu söylüyor. Heer Ri.’ye, tutanakları okurken her şeyin birebir olmadığını fark etti mi diye soruyor. Ri.: İtiraz edeceğim kadar değil” diyor. Yanlış sözleri seçmiş olabilirmiş ve bu yüzden yanlış olduğu izlenimi uyandırmış olabilirmiş. Avukat Sturm’un sorusu üzerine Ri., üçlüden birinin daireden çıktığından haberi olmadığını ve kendisi oraya her gittiğinde üçlünün her birinin orada hazır olup olmadığını bilmediğini söylüyor. Avukat Stahl Ri.’ye, üçlünün her birinin o daireye taşınıp taşınmadığının farkında oldu mu diye soruyor. Ri. evet diyor; zira gıyaben duyduğu bilgiye ve üçünün de bir daire aradıklarına dayandırıyormuş. Stahl, Ri.’nin üçlünün hep beraber dairede kaldıklarına dair sürekli izlenimler yapıp yapmadığını soruyor. Ri. hayır cevabı veriyor. Ri, daireyi tutarken Zschäpe’nin de orada olduğunu, bu yüzden de Fiedler imzasının bulunduğunu söylemiş. Stahl, başka kişilerin olup olmadığını soruyor: “İki kişiydik.” Stahl, Ri.’nin “bildiğim kadarıyla” Zschäpe’nin o gün orada olmadığını dediğine dikkat çekmek istediğini söylüyor. Ri. bunun mümkün olduğunu, buna şaşırmadığını söylüyor. Götzl, Stahl’a: “Sizin bilginize geri döneceğim.” diyor. Stahl Ri.’ye, Zschäpe’nin de orada olduğu ifadesini biraz sağlamlaştırabilir mi diye soruyor. Ri. hayır deyip bu bilginin salt bir tahmin olduğunu, Zschäpe’nin imza esnasında orada olduğuna tanıklık edemem diyor. Ri. soru üzerine yöneticinin yanında kendilerine çift süsü verdiklerini söylüyor. Stahl kimi diye soruyor. Ri.: “Bayan Zschäpe ama bilmiyorum ki..” diye cevap verirken Stahl sözünü kesiyor. Götzl, Stahl’a tanığın sözünü kesmesinin uygun olmadığını, araya girmemesi gerektiğini söylüyor. Stahl Ri.’ye kendisi ve Zschäpe’ye çift süsü verdiğini hatırlayıp hatırlamadığını soruyor. Ri. bunu söylemeyeceğini, bunun böyle olduğunu ama ne zaman, nerede ve neden öyle olduğunu bilmediğini söylüyor. Anahtarları devralırken olduğu tamamen tahminmiş. Stahl, değerlendirme raporunda imzanın büyük olasılıkla Uwe Böhnhardt’a ait olduğunu yazdığını söylüyor. Ri.: “Olabilir de olmayabilir de” diye cevap veriyor.

Ardından bilirkişi Prof. Saß üçlünün birbirleriyle muamelesi hakkında soru soruyor. Ri. en fazla Zschäpe ile konuştuğu için muamelenin normal olduğunu söylüyor. Sanki üçü birbirini çoktan beri tanıyormuş. Zschäpe’nin Uwelerden birine daha iyi davrandığı belli değilmiş. Oradaki ortam ne olağanüstü ne kötü ne agresif ne de harika olduğunu söylüyor. Ortam ne endişeli ne de korku doluymuş.

Ri.’nin soruşturmasından sonra Avukat Kienzle birkaç müdahil davacının Diemer’in itirazına dair beyanatlarını okuyor: “Tanık, müdahil dava avukatı Pınar’ın, üçlünün 1998’de kaybolmalarının sebebinin kendisi için ‘fark etmez’ mi sorusuna cevaben ‘aynen’ demiş. Kendisi için ha çikolata çalmışlar, ha birini öldürmüşler, fark etmemiş. Buna müteakip, 2011’de medyada üçlünün belki de gerçekten cinayet işlediklerine dair haberleri duyduğunda ne düşündü sorusu soruldu. Bu soruşturma esnasında ve önemli anda Dr. Diemer söz hakkı olmadan, eğer müdahil davacılar olayın bağlamını açıklamazsa soruya itirazı olacağını dedi. Kelime kelimesine bunu söyledi: ‘Biz ahret mahkemesi değiliz. Tanığın görevi izlenimlerini beyan etmektir, herhangi bir tutum için mazeret göstermek değildir.’ Dr. Diemer böylece, kendi kanaatince, gerçeğin ortaya çıkmasının önemli olmadığını söylemiş oldu. Müdahil davacıların bu sorusuyla tanığın beyanlarının inanırlığı tümüyle apaçık gözden geçirilmek isteniliyor; zira tanık için cinayetler bugüne kadar ‘umurunda değil’. Federal Savcılık bu gözden geçirmeyi tam burada engellemek istiyor. Federal Savcılığın bu beyanıyla tanığa, dik kafalı ifade üslubuna devletin arka olduğu apaçık gösterilmiş oldu. Bu bağlamda da soru apaçık ve sorulmasına izin verilmelidir. Dr. Diemer’in beyanına istinaden tanığın tekrar sorgulanması bununla beraber anlamsızdır.”

Avukat Reinecke, ciddi bir mali riske giren bir kimsenin bilgi almak için sormamasının imkânsız olduğunu söylüyor. Tanığın yalan söylediği aşikarmış. Ancak Reinecke başka bir konuya değinmek istiyormuş. Tanığın imzaladığı ama tasarlamadığı daire kontratının feshi 13.12.98 ve taahhüt faturası 22.12.98 tarihliymiş. İki tarih arasında 18.12.98 tarihinde olan ilk soygun varmış. Bu da bu soygunun 13.12.98 tarihinden önce planlanmış olduğunu, üçlünün kendi durumlarının düzeleceğini bildiklerini ve kontratın feshi refaha kavuştuktan sonra gönderildiğini gösteriyormuş. Soygunu ortak olarak planlamaları bunu en başta kanıtlıyormuş.

Av. Pınar, tanığın polisteki iki soruşturmasında gerçekleri beyan etmek istemediği ifadesinin harfiyen tutanağa yazılmasını talep ediyor. Tutanakta “Bay Starke bana başvurdu” yazıyormuş, buna dayanarak bir hafıza boşluğu söz konusu olamazmış. Yanlış ifade vermesinden şüpheleniyormuş. Klemke, talebin reddedilmesi gerektiğini söylüyor zira sadece davalı hazır olduğunda tutanağın belli yerleri okunacağı için tutanak düzenlenebilirmiş. Diemer, gerçeğin ortaya çıkmasını istemediği iftirasını reddedip bunu kötü niyet olduğunu söylüyor. Avukat Stahl, Zschäpe’nin daire kiralandığında orda olduğunun doğrulanmadığını söylüyor. Avukat Hoffmann, Ri.’nin hafıza boşluklarını akıllıca kullandığını söylüyor. Zschäpe’nin emlakçıya karşı kendisini Ri.’nin eşi veya kız arkadaşı olarak gösterilmesi, sonunda kalıcı olacağını söylüyor. Avukat Sturm, tanığın kendini neden Zschäpe ile bir çift olarak gösterdiğini birçok kez açıklamış.

Sonra Götzl, Sebastion Egerton’u tanık olarak (bkz. 57. duruşma günü tutanağı) çağırma talebinin reddedilmesini açıklıyor. Bununla beraber duruşma günü bitiyor.

Federal Savcılığın tanığın soruşturmasına müdahale etmesine ilişkin müdahil davacılardan birkaç temsilci şu basın açıklamasını yaptılar:
“Federal Savcılığın böyle bir davranışı sağcı ortamdan olan tanıkların soruşturmasında birçok kez gözlemlendi. İmzalayan müdahil davacıların temsilcilerinin izlenimleri, Federal Savcılığın NSU’nun oluşumuna ve devam etmesine katkıda bulunan ve NSU’ya isnat edilen olayları destekleyen yapısının açığa kavuşmasına karşı geldiğidir. Nazi ortamından gelen birçok tanıkla yapılan soruşturmalardan sonra, bu tanıklar arasında, yalan söylediklerinde veya hafıza boşluğuyla yanılttıklarında, herhangi bir yaptırımlardan korkmamaları gerektiği, aksine Federal Savcılığın şüphe durumunda onlardan yana olacağı ağızdan ağza dolaşmış.”
http://www.nsu-nebenklage.de/blog/2014/03/20/20-03-2014-presseerklaerung/