126. Duruşma Tutanağı – Duruşma Tarihi: 10 Temmuz 2014

0

126. Duruşma gününde öncelikle Uwe Mundlos’un babasıyla bir konuşma gerçekleştirildi. En sonunda ise soruşturmayı yürütenlerden biri, karavanda el konulan şeyler hakkında ve Eisenach’da Kasım 2011 senesinde gerçekleşen banka soygunana ilişkin soruşturmalar hakkında bilgi verdi. Ardından bir kez daha Thomas Gerlach’ın ifade vermesi gerekti; fakat ifade vermeyi büyük oranda reddetti. Diğer Neonazi’lere ve ’lere ilişkin sorulara yanıt vermek istemedi. Ona bu konuda savunma makamından Ralf Wohlleben, eski bir soruşturmaya dikkat çekerek ve ifadeyi reddetme hakkına muhtemelen sahip olduğunu hatırlatarak yardım etti. Müdahil avukatlar dilekçe sunduğu halde, mahkeme bir kez daha inzibati mahiyette tedbirlere başvurmadı.

Tanıklar:

  • Thomas La. (BKA:Federal Kriminal Dairesi, Siegfried Mundlos ile konuşma)
  • Bert Wo. (Saksonya Stratejik Savunma Merkezi, Siegfried Mundlos ile konuşma)
  • Andreas Ma. ( BKA‚da KHK: Suçla Mücadele Başkomiseri, seri banka soygunları soruşturmaları)
  • Thomas Gerlach

Duruşma saat 09:45’te Uwe Mundlos’un babasını (69. ve 70. Duruşma günleri) 02.12.2011 tarihinde Erfurt’ta sorgulamış olan iki memurun ifadesi ile başlar. Mahkeme başkanı önce tanık Thomas La.’nın (BKA, Devleti Koruma Birimi) ardından Bert Wo.’nun (önceleri LKA Saksonya’da, şimdi stratejik savunma merkezinde çalışmaktadır) Mundlos’un sorgulanmasına ilişin beyanda bulunmasını talep eder. Özellikle Prof. Mundlos’un oğlu Uwe’nin sanık Wohlleben ve tanık Tino Brandt ile diyaloğunun olduğuna dair ipuçları var mıdır sorusu önem taşımaktadır. İki memur da Prof. Mundlos’un oğlunun ölüm haberinin ardından Thüringenli memurlara BKA‚da ifade vermek istediğini söylediğini beyan eder. La. ve Wo., Zwickau’dan Mundlos’un sorgulanması görevini almaları üzerine Erfurt’a doğru yola çıkmış ve orada olaydan oldukça sarsılmış ve yoğun bir şekilde konuşmaya ihtiyaç duyan Mundlos ile buluşmuşlardır. Prof. Mundlos, olayların ve oğlu hakkında her gün basında yer alan haberlerin duygulanımında olduğundan bunlara cevap vermek istemiştir. Bunun üzerine hemen konuşmaya başlamış ve Prof. Mundlos’un hararetli konuşmasını bölmek oldukça zor olmuştur.

Wo. anlatılanları yazdığını ve daha sonra bunlara ilişkin bir kayıt düştüğünü ve daha sonra okuması için bunu meslaktaşına verdiğini söyler; bir hazırlamanın ve „klasik anlamda bir sorgulama yürütmenin“ Mundlos’un haleti ruhiyesi gereği mümkün olmadığını belirtir. Mundlos hararetli konuşmasının hemen başında memurlara oğlu Uwe Mundlos’un sağcı camiaya yönelişiyle ilgili yorumlarda bulunmuş ve bunları „gizli tanık ifadesi“ olarak kağıda aktarmıştır; beyanı üç sayfa tutmuştur. Prof. Mundlos’un beyanına göre Ralf Wohlleben ve Tino Brandt, onun oğlunu büyük ölçüde etkilemiş,“yönlendirmiş ve radikalleştirmişlerdir.“ Anayasa Mahkemesi’nin Thüringer Heimatschutz’un üzerinde direkt bir etkisi olmasaydı, triyonun korkunç suçları gerçekleşmeyecekti, diye devam eder. Mundlos ifadesinde medyanın verdiği haberleri temel alıp, ifadesiyle bunları „belirli bir noktaya çekmek“ istediğini belirtmiştir. Buna oğlunun diğerleriyle olan ilişkisi bağlamında izlenimleri de eklenmiştir. Sorgulamayı yapan memurların ifadesine göre Mundlos, oğlunun söz konusu diğer iki kişi tarafından önce „profesyonel suçluya“ dönüştürüldüğünden, daha sonra da „radikal katil çetesine“ sürüklendiğinden emindir. Konuşmanın sonunda memurlar Mundlos’u biraz olsun sakinleştirmeyi başarmışlar ve Uwe Mundlos’un sol elini mi sağ elini mi kullandığını açıklığa kavuştaracak „önemli“ birkaç soru sorabilmişlerdir. Mundlos’un onlara çok az zaman ayırması nedeniyle meselelerin açıklığa kavuşturulması ve başka soruların sorulması mümkün olmamıştır. Wo.’nun ifadesine göre Mundlos, engelli oğluyla buluşmak üzere sözleşmiştir.

Wo. müdahil avukatların ve Zschäpe’nin savunma makamının soruları üzerine onun ve meslektaşı Langrock’un o anki zaman diliminde Prof. Mundlos’u bir kez daha oraya çağırmak konusunda ve daha ayrıntılı bir şekilde hazırlanarak sorular sorma konusunda emin olduklarını beyan etmiştir. Müdahil makamı Wo.’ya kayıtlardan bir hatırlatmada bulunur; buna göre, Prof. Mundlos oğlunun bilgisayarında Chemnitz’deki sağcı camiaya dahil olan kişilerin adres bilgilerinin bulunduğundan söz etmiştir. Mundlos da o zaman diliminde Chemitz’de tutuklu bulunan sağcılarla düzenli bir şekilde mektup arkadaşlığını sürdürmüştür. Mektuplar Mundlos’un evinde el konulan bilgisayarında yazılmıştır. Wolf, Prof. Mundlos’la yapılan konuşmalar çerçevesinde burada sözü edilen noktaların ayrıntılı bir şekilde ele alınmadığını söyler; ne tutukluklarla yapılan söz konusu mektup arkadaşlığına ilişkin sorular sorulmuştur, ne de Mundlos’da bulunan bilgisayarın bu zaman dilimi için dikkat çekecek denli yüksek kapasiteli bir grafik kartına sahip olması ele alınmıştır.

En sonunda ise Wohlleben’in savunma makamı (Avukat Klemke), Anayasayı Koruma Kurumu’nun Tino Brandt’a ve sanık Wohlleben’e para aktarması konusunda Mundlos’un beyanda bulunup bulunmadığını sorar; ayrıca Wohlleben ve Anayasayı Koruma Kurumu arasındaki diyalog bağlamında Prof. Mundlos’un yaptığı açıklamaları öğrenmek ister. Wo. 02.11.2011 tarihli sorgulama tutanağına ve Mundlos’un ifadesine işaret eder; bu ifadeye göre Anayasayı Koruma Kurumu’nun Tino Brandt’a aktardığı paralar olmasaydı ne Thüringer Heimatschutz ne de daha sonraki suç eylemleri gerçekleşmiş olacaktı gibi bir yorum söz konusudur. Wo. Mundlos’un ifadesinde Uwe Mundlos, Wohlleben ve Brandt’ın bir konferansta Roewer ile buluştuklarını söylediğini belirtir; üçü konferansta ilk sırada oturmuşlar ve birbirlerinin ellerini sıkarak selamlaşmışlardır; „bu selamlaşmaya ön ayak olan daha çok Wohlleben ile Brandt’tır“.

Ardından Wohlleben’in (Avukat Klemke) savunma makamı bir açıklamada bulunur; savunma makamı, Prof. Mundlos’un memurlar aracılığıyla aktarılan ifadesinde oğlunun Brandt ve Wohlleben aracılığıyla radikalleştirildiği söylemine dikkat çektiğini ancak buna hiçbir koşulda güvenilemeyeceğini belirtir. Bu ifade medyanın bu konu hakkında birbirleriyle yarışırcasına sözümona kimi şeyleri ifşa ettiklerini iddia ettikleri bir dönemde verilmiştir; Prof. Mundlos asıl duruşmada bu türden ifadeleri tekrar etmediği gibi büyük ölçüde de yadsımıştır.

Ardından Federal Savcılığın müdahillerin bir önceki gün (125. Duruşma günü) sundukları kanıt dilekçesine ilişkin görüş bildirmesiyle devam edilir. BAW kanıt dilekçesinin sanık André Eminger’in arka planını değerlendirmek açısından önemli olduğunu ve davada kimi noktalar için tamamlayıcı bir durum arz ettiğini belirtir. BAW kanıt dilekçesine karşı çıkmaz. André Eminger’in savunma makamı (Avukat Hedrich) kanıt dilekçesinin „Foier Frei“, adlı derginin 13. sayısında yer alan bir yazının şiddetin uygulanması sorusuyla ilgili kısmının da eklenmesini ister. Şu ana kadar söz konusu bölüm kanıt dilekçesinde yer almamaktadır; dergide bu yazıyı kaleme alan kişinin şiddetin uygulanması sorusu konusundaki düşüncelerinin değerlendirilebilmesi için metnin kanıt dilekçesine dahil edilmesi gerekir. Sanık Carsten Schultze’nin savunma makamı da (avukat Hösl) kanıt dilekçesi hakkındaki görüşe katıldığını belirtir.

15 dakikalık bir aradan sonra saat 10:30’da KHK Ma.’nın sorgulamasıyla devam edilir. 2012 senesinin ocak ayından haziran ayının sonuna değin NSU yapılanmasının işlediği hırsızlık suçlarıyla ilgilenen bölümü destekleme görevinde yer almıştır. Sparkasse Eisenach’a düzenlenen soygunun soruşturulması bağlamında, karavanda el konulan objeler ile 1998 ile 2011 tarihleri arasında yapılan bir dizi soygunun kamera kayıtlarını karşılaştırmıştır. Son olarak 04.11.2011 tarihinde Eisenach’da gerçekleşen soygundan yola çıkarak oldukça uzak bir geçmişte işlenmiş olan suçlar yeniden ele alınmıştır. Tanık ifadeleri çok önceden işlenmiş suçlar bağlamında pek de esas alınamadığından soruşturmalarda büyük oranda el konulan mevcut objeler ve kamera kayıtları esas alınmıştır. Güvenlik kameralarındaki görüntüler farklı farklıdır; özellikle de eski kayıtların görüntüleri oldukça siliktir. Buna karşın 04.11.2011 tarihli Eisenach kamera kayıtlarından karavanda el konulan giysilere ilişkin çok sayıda paralelliklere ulaşılmıştır.

İki ay önce Sparkasse Arnstadt-Ilmenau’da gerçekleşen banka soygununa ait kamera görüntülerinden faillerin giysilerinin Eisenach’daki soygunu gerçekleştiren faillerin giysileriyle oldukça benzerlik gösterdiği ortaya çıkmıştır. İki soygundaki failler arasında benzerlik kurmadaki güçlük ayakkabı numaralarının karşılaştırılmasında ortaya çıkmıştır. Buna göre daha sonra olarak teşhis edilen failin ayakkabı numarası 44’tür (Avr.); Mundlos olarak teşhis edilen failin ayakkabı numarası ise 46’dır (Avr.). Faillerin teşhisi, giysileri ile kar maskelerindeki DNA izlerinin karşılaştırılması sonucu yapılmıştır. KHK Ma., elindeki resimlere dayanarak Mundlos’un özel olarak dikilmiş bir hayvan maskesi kullandığı, Böhnhardt’ın ise basit, siyah bir kar maskesi kullandığı açıklamasında bulunur.

Mahkeme başkanının Eisenach’daki banka soygununda çalınan paranın miktarını sorması üzerine KHK Markgraf söz konusu tutarın 71.920€ olduğunu hatırlar; daha sonra ise karavanda 71.915€ bulunmuştur. Para çeşitli miktarlarda ayrılmış şekilde bulunmuştur; bozuk paralar bir kutunun içinde saklanmıştır; bulunan söz konusu tutarın 3000€’su ise kayıtlı paradır. 5€’luk fark ise soygunun görgü tanığının ifadesine göre soygun esnasında birkaç banknotun yere düşmüş ve sonra tekrar yerden alınmış olmasıyla açıklanmaktadır. Olay mahalinde sonradan çekilmiş fotoğraflarda yerde 5€’luk banknotun kalmış olduğunu göstermektedir. Karavanda Kreisparkasse Eisenach’ın güncel mühürlerinin basılı olduğu bandrollar ve ayrıca soygundan üç gün önce Sparkasse Arnstadt-Ilmenau tarafından mühürlenmiş bandrollarla birlikte iki deste para bulunmuştur. Tanık, daha sonra Zwickau’da Frühlingsstraße’deki dairede el konulan objeler arasında çeşitli banka soygunlarından elde edilmiş olan bandrollar bulunduğunu ve bu soygunlar arasında Stralsund’da 2006 yılının sonundaki soygun ile 2007 başındaki soygun olduğunu söyler. Ayrıca oradaki evde kayıtlı seyahat çekleri bulunmuştur ve bu çekler kontrol edildiğinde çeklerin Chemnitz’deki soygunda çalındıkları ortaya çıkmıştır; aynı şekilde kirli oldukları gerekçesiyle Sparkasse tarafından elde tutulan eski paralar da bu soygunlarda çalınmıştır.

Eisenach ve Arnstadt’ta güvenlik kamerasının kayıtlarında, kendine özgü bir profili olan uzun namlulu bir revolver görülmektedir. Arnstadt’ta faillerden birinin yanında el bombası vardır ve bu bombayla orada çalışanları tehdit etmiştir. Daha sonra karavanda sahte el bombası bulunmuştur. İkinci failin tabancası daha az dikkat çekicidir. Tanık soygunlarda kullanılan ve daha sonra karavanda bulunan silahın “Pumpguns” türü silahların bir benzeri olduğunu söyler. Burada göze çarpan şey şu olmuştur; pek çok soyguna ait görüntülerde failin silahı tutarken iki elini de kullandığının ortaya çıkmasıdır. Bu şu açıdan alışılmadık bir şeydir; nişancı genelde ya sağ elini ya da sol elini kullanır ve silahı söz konusu elle kullanmada uzmanlaşır. Bundan yola çıkılarak tek tek soygunlar arasındaki bağlantı yeniden canlandırılmıştır. Tanık, el konulan objelerin fotoğrafları ve güvenlik kameralarının görüntüleri yardımıyla soygunlar arasındaki benzerliklere ve çalınan paranın konduğu, rengi farkedilen Penny marketinin torbasına dikkat çeker. Bu torbayı el değmemiş şekilde karavanın dolabında bulmuşlardır. Failler soygunun ardından üstlerini değiştirip başka giysiler giymişlerdir. Soygunda giyilen giysiler daha sonra karavanda bulunmuştur: Sağ kenarında açık renk çizgiler bulunan koşu pantolonu ki genelde fail pantolonun paçasını çorabının içine sokmuştur der KHK Ma. –ki böylece hem geride DNA izi bırabilecek bacak tüylerinin dökülmesinin önüne geçmişler hem de bisikletle giderken paçalarının zincire takılmasını önlemişlerdir. Fotoğraflarda üzerinde renkli desenler ve aplikasyonlar bulunan bisiklet eldiveni görülür; buradada DNA izi bırakmama amacı güdülmüştür; ayrıca bir anorak ile sağ tarafta göğüs hizasında Puma-Logo’su bulunan kapşonlu kazak; üzerinde gri aplikasyonları ve yanlarında gri cepleri olan bir siyah sırt çantası da– soygunda Mundlos tarafından taşınmıştır – karavanda bulunmuştur.

Daha sonra Mundlos olarak teşhis edilen failin tabancası vardır ve yine daha sonra Böhnhardt olarak teşhis edilen ikinci failin ise uzun namlulu, gümüş rengi bir revolveri vardır ki bu revolver korkutma amaçlı silah olarak yeniden biçimlendirilmiş, delinmiş ve çapı 9 mm olarak değiştirilmiştir. Daha sonra karavanda bulunmuş olan dağcı bisikletlerine güvenlik kameralarının kayıtlarında rastlanmamıştır; ayrıca bu bisikletler tanıklar tarafından da net bir biçimde tarif edilememiştir. Karavanda bulunan bisikletler oldukça hızlı sürülebilen ve her türlü arazide kullanılacak türden kaliteli bisikletlerdir; bisikletten anlayanlar bu bisikletlerle motorsikletten daha hızlı gidilebileceğini bilirler. Götzl’ün karavanda başka neler bulunup el konulduğuna ilişkin sorusuna tanık, Gerlach adına düzenlenen kira sözleşmesi ile karavana ait faturaların bulunduğu yanıtını verir. Mahkeme başkanının sorusu üzerine KHK Ma. 11.11.2011 tarihli içerikten hareketle soygun hakkındaki davanın önce savcı Meiningen tarafından yürütüldüğünü, fakat kısa bir süre sonra Federal Başsavcılığa aktarıldığını beyan eder.

Zschäpe’nin savunma makamı (Avukat Stahl) tanığa Eisenach’da çalınan ve karavanda bulunan 71.915€ ile ilgili şu an neler bilindiğini sorar. Bunun üzerine tanık, Eisenach’da çalınan paranın yanısıra 40.000€ tutarında paranın karavanın dolaplarında ve kutularında „saklanmış“ bir halde bulunduğunu söyler; bu paranın yaklaşık yarısı yani 20.000€ kadarı hâlâ torbalar içindedir ve bandrollar aracılığıyla söz konusu paranın ve kutulardaki daha az miktardaki paranın Sparkasse Arnstadt’a ait olduğu saptanmıştır.

Tanığın azat edilmesinin ardından Zschäpe’nin savunma makamı (Avukat Stahl), tanık Markgraf’ın açıklamalarının BAW’nin yaptığı suçlamada nasıl yanıldığını kanıtladığını söyler. BAW, Stahl’ın müvekkilinin, trionun parasının idaresini üstlendiği suçlamasında bulunmuştur ki karavanda, Zschäpe Hanım’ın kullanmadığı aşikar olan 40.000€ tutarında azımsanamayacak bir para ülkeyi dolaşmıştır. Bunun üzerine BAW, savunma makamının dün olduğu gibi bugünde yanılmakta olduğunu söyler: Nihayetinde Lisa Pohl adında bir kadının dairenin kirasını havale ettiği bilinmektedir. İcabında paranın ayrı bir şekilde saklanmasına dair ya da paranın idaresinin günlük yaşamın devam ettirilmesi için Beate Zschäpe aracılığıyla yapılmasına karşı bir karar alınmış olmasının burada bir manası yoktur.

Duruşmaya öğle arasından sonra saat 13.05’de tanık Thomas Gerlach’ın dinlenmesiyle devam edilir. (121. Duruşma günü). Gerlach mahkemeye üzerinde sağcı camianın markası olan „Label 23“ yazılı bir kazakla gelmiştir. Götzl, Gerlach’a Portekiz’de ya da İsviçre’de onlara ateşli silâhlar temin edebilecek kişiler tanıyıp tanımadığını sorar. Gerlach Portekiz’de ya da İsviçre’de tanıdıkları olduğunu ve onlarla asla ateşli silahlar hakkında konuşmadığını söyler. Ateşli silahların nasıl temin edilebileceğine dair bilgisi var mıdır, diye sorulduğunda Gerlach, hayır yanıtını verir. Götzl, Gerlach’ın bizzat kendisinin hiç ateşli silahlar temin edip etmediğini ya da edilmesinde yardımcı olup olmadığını sorar. Gerlach buna da hayır yanıtını verir. Götzl, Hammerskin’lerin konu edinildiğini söyler ve Gerlach’a Hammerskin’lerin logosunu, nasıl göründüğünü bilip bilmediğini sorar. Gerlach: „Daha önce de söylediğim gibi bu konuya ilişkin hiçbir şey söylemeyeceğim.“

Şimdi Wohlleben’in savunma avukatı Klemke müdahale ederek Gerlach’a yardım eder. Klemke, Wohlleben’in savunma makamının StA Dresden’nin 2003 senesinde Hammerskin’lerin Saksonya koluna karşı soruşturma yürüttüğünden haberdar olduğunu söyler. Bu kapsamda çok sayıda ev aranmıştır. Bildiği kadarıyla suçlananlardan en az biri hakkında suçlamalar düşmüştür; diğerlerinde durum nedir, bilmiyordur ve şu an soruşturma hala yürütülmekte midir ya da yeniden açılmış mıdır, belli değildir: „Bu ihtimal dışı bir durum değildir; çünkü son zamanlarda sağcı gruplanmalara karşı büyük bir hevesle soruşturmalar açılmaktadır.“ Götzl, Klemke’ye Gerlach’a karşı soruşturma yürütüldüğünü bilip bilmediğini sorar. Klemke bilmediğini söyler. Götzl, Gerlach’a sorar. Gerlach daha önce tutuklandığını ve evinde arama yapıldığını söyler. Tanık olarak mı yoksa davalı olarak mı olduğunu hatırlayamadığını, fakat soruşturma yapılmış olduğunu söyler. Götzl: „Size karşı da mı?“ Gerlach: „Evet.“ 2003 senesiydi. Gerlach davanın bittiğine dair bir belge almadığını söyler.

Götzl şimdi başka sorulara geçmek istediğini söyler. Gerlach’a, Uwe Mundlos’un herhangi bir zaman diliminde İsviçre’de bulunduğuna dair bir bilgisi olup olmadığını sorar. Gerlach o zamanlar söz konusu kişiyi tanımadığını ve bu nedenle bu kişinin nerede bulunduğuna dair bir bilgisi olmadığını söyler. Götzl, söz konusu kişi hakkında bilgisi olması için o kişiyi tanıması gerekmediğini söyler. Sanık André Eminger’in cep telefonu çalar. Götzl bu problemin daha önce de pek çok kez yaşandığını söyler: „Sizden cep telefonunuzu kapatma kuralına riayet etmenizi rica ediyorum.“ Götzl, Gerlach’a,“Söz konusu kişinin herhangi bir zaman diliminde İsviçre’de bulunduğunda dair bilginiziye var mıdır?“ diye sorar. Gerlach: „Hayır, yoktur.“ Götzl, Gerlach’a herhangi bir zaman diliminde ’a ait adres ve benzeri şahsi bilgileri üçüncü bir kişiye iletip iletmediğini sorar. Gerlach: „Hayır.“ Götzl: „Hiçbir zaman mı?“ Gerlach hayır, der. Götzl, Gerlach’a „Halkın ölümü“ kavramının ona bir şey ifade edip etmediğini sorar. Evet der Gerlach, bu ifade ile „ulusalcı çevrelerin“, düşük doğum oranı ve „yabancıların“ göç etmesi gibi nedenlerle Alman halkının neslinin tükeneceği ve Almanların „atalarından kalma“ yurtlarından edilecekleri düşüncesini bağdaştırdıklarını belirtir. Bunun mantıklı bir sonucu olarak da günün birinde „halkın ölümü“ gerçekleşecektir. Götzl: „Bunun sizin için önemi nedir?“ Gerlach amaçlarının bunun önüne geçmek olduğunu söyler. Gerlach, „Yabancıların ülkelerine geri gönderilmesinden“ ve doğum oranının politik, yasal düzenlemelerle yükseltilmesinden söz eder; böylece ailelerin daha çok çocuğu olacaktır ve bunu mali açıdan karşılamak da mümkündür. Götzl: „Bu düşünceden hareketle siz şahsi olarak hangi girişimlerde bulundunuz?“ Gerlach „ulusalcı hareketin“ bu türden yasaları yürürlüğe koyacak durumda olmadığını söyler. Geriye sadece bu düşünceyi „halkın“ benimsemesi için propagandaya başvurmak ve onları „halkın ölümüne“ karşı bir şeyler yapmayı isteyen partiyi seçmeye çağırmak dışında bir şey kalmamaktadır.

Götzl, Gerlach’ın hangi gruplaşmalara dahil olduğunu ve herhangi bir gruba üye olup olmadığını sorar. Gerlach: „Pek çok grubumuz vardı“. Bunlar arasında „Freie Netz“ (Açık gurup) ve KDS’yi sayar. [= Kampfbund Deutscher Sozialisten: Alman Sosyalistleri Mücadele Birliği]. ’nin de pek tabii ki bu yönde çalışmaları vardı. NPD’nin asla bir üyesi olmadığını belirtir. Götzl diğer grupları sorar. Gerlach: „Her yoldaş grubunun bu yönde çalıştığı düşüncesinden yola çıkıyorum, bu politik anlamda bizi harekete geçiren bir şey, yani ana amacımız diyebilirim. “ Ayrıca „Nationalen Sozialisten Altenburger Land“ adlı bir gurup da vardır; fakat isimler onun için bir şey ifade etmemiştir; onun için önemli olan kişilerin birlikte çalışmasıdır. André Eminger ile birlikte çalışmış mıdır sorusuna Gerlach, André’yi tanımadığını, Maik’ı ise konferanslardan ve gösterilerden tanıdığı yanıtını verir. Götzl: „André Eminger’i tanıyor musunuz?“ Gerlach, onu sadece basında resimleri yer aldığı için tanıdığı söyler; daha önceleri onu tanımış olduğunun somut olarak ayrıdında değildir; Eminger de onunla aynı yerden geldiği için ona sokakta rastlamış olabilir. Götzl, Gerlach’tan Eminger’e bakmasını ister. Gerlach, Eminger’in kardeşiyle bir zamanlar işinin olduğunun farkında olmadığını söyler. Götzl, Maik Eminger ile olan konuşmalarında André Eminger’den söz edilip edilmediğini sorar. Gerlach: „2011’den sonra mı?“ Götzl: „Hiç konuşulmuş mudur?“ Gerlach: „Aslında şimdi bile hayır.“ Götzl, Gerlach’tan sorulara net bir yanıt vermesini ister. Gerlach, bilerek hiçbir zaman onun hakkında kimseyle konuşmadığını söyler.

Götzl, Mandy Struck’un sorgulamasından hatırlatmalarda bulunur: Gerlach, KS (Neonazi örgütlenmesi) „Nationale Sozialisten Altenburger Land“ın 2004 yılında kurulma sürecine katılmıştır. Struck, Gerlach’ın konuşmacı ve koruma görevlisi olarak pazartesi gösterilerinde görev aldığını bilmektedir; „Fest der Völker“in organizasyonunu yapmıştır ve Hammerskin’leri her şeyin üstünde tutmuştur; Almanya’nın orta kısmının tamamında küçük birimler kurulması çalışmaları söz konusu olmuştur; böylece her an her yerde aksiyonu başlatabilecek adamları olmuştur. Götzl, Gerlach’a küçük birimlerin kurulması konusunda neler söyleyebileceğini sorar. Gerlach, „küçük birimlerin“ Struck’un sözcük seçimi olduğunu söyler. Bu türden çabaları olmuştur, fakat küçük birimler olarak değil. Kentin, beldenin her birinin kendi konuşmacısının ve kendi örgütlenmesinin olması gerekmektedir. Bu şekilde „Kameradschaft XYZ“nin yasaklanması durumunda, diğerlerinin bundan bağımsız hareket edebilmesi, gösterileri ve aksiyonları dışarıdan yardım almaksızın kendilerinin düzenleyebilmesi amaçlanmıştır.“ Onun için küçük birimler, dış dünyaya kapalı iki üç kişiden oluşan guruplardır ve onların amacı sadece bu türden küçük guruplar kurmak olmamıştır. Onların tasarladıkları yapı bu değildir; onlar dışarıya yönelik kapalı değil açık gruplar oluşturmaya çalışmışlardır. 2009, 2010 yılına değin bu tasarayı başarıyla sürdürdüklerini söyler Gerlach, daha sonra ise bir gelişme kaydedememişler ve projeyi sonlandırmışlardır. Götzl: „Hangi isim konmuştur?“ Gerlach, „Freies Netz“ başlığı altında çalıştıklarını söyler.

Götzl, bu tartışmalarda şiddetin ne derece rol oynadığını sorar. Gerlach, şiddete hiç yer verilmediğini; çünkü bunun onları amaçlarına götürmediğini, ulaşmak istedikleri kişilerin şiddetten hoşlanmadıklarını söyler. Götzl, Gerlach’a birlikte çalıştığı kişiler adına da bundan söz edilip edilemeyeceğini sorar. Gerlach, kişilerin aklından geçenleri okuyamayacağını, orada kavga eden kişilerin de olduğunu söyler. Fakat gösterilerde ortalığın kızıştığını hissettiklerinde koruma görevlisi ya da organizatör olarak ortalığın sakinleşmesi için çalışmışlardır. Götzl, kim diye sorar. Gerlach, Wohlleben, Kapke’nin ve Altenburg’da kendisinin isimlerini sayar. Orada kuşkusuz pek çok kişi bulunmuştur; tüm isimleri aklında tutması mümkün değildir. Götzl, Gerlach’tan düşünmesini ister. Gerlach: „Öyle ezberden konuşamam ki!“ Götzl: „Aklınıza sadece bu iki isim mi geliyor; sadece Wohlleben ve Kapke mi?.“ Gerlach susar. Götzl, Altenburg’da kimler vardı, diye sorar. Gerlach: „Ben.“ Götzl: „Yalnız mıydınız?“

Gerlach başkalarının da geldiğini ancak şimdi onların isimlerini bilmediğini söyler. Götzl: „Şimdi bana ciddi ciddi aklınıza sadece Gerlach isminin mi geldiğini söylüyorsunuz?“ Gerlach: „Şimdi benim gurubumdan katılanların ismini mi söylemeliyim?“ Götzl evet, der. Gerlach böyle bir şey yapmayacağını söyler. Götzl, neden diye sorar. Gerlach müdahil avukatların belki hepsinin değil ama bazılarının bilerek kendi çıkarları doğrultusunda sözkonusu bilgileri kullanıp Antifa guruplarına aktardıklarını ve bu gurupların bu kişiler üzerinde iş yerinde ya da başka yerlerde baskı uyguladıklarını söyler. BAW‚den de basına sızan bilgiler olmuştur: „Bu sorumluluğu üstlenemem.“ Götzl üsteler ve Gerlach, bu kişilerin Antifa gurupları yüzünden işlerini kaybetme tehlikesiyle ya da buna benzer şeylerle karşılaşma durumları olduğunu söyler. Götzl, böylece Gerlach’ın herhangi bir açıklamada bulunmak istemediği bir başka meselenin daha gündeme geldiğini söyler; Götzl tanığa onun ya da sanık için soruşturma yürütülmesi durumunda sadece ifade vermeyi reddetme hakkının olabileceği konusunda onu önceden bilgilendirmiştir. Fakat şu an Gerlach’ın betimlediği durum ona ifade vermeyi reddetme hakkı tanımaz. Gerlach: „Bunun farkındayım.“ Mahkeme ile kendisi arasındaki çekişmeyi görmektedir. Tanık, ondan istenenleri „kendi değer yargıları sistemiyle“ bağdaştıramamaktadır; burada söz edeceği kişilerin isimlerinin basın, radyo, televizyon aracılığıyla yayılma tehlikesi vardır ki bu kişilerin işlerini kaybetmeleri söz konusu olabilir. Götzl, yasanın inzibati mahiyette bir ceza öngördüğünü söyler. Gerlach bunun bilincinde olduğunu belirtir. Götzl, Gerlach’a onun değer yargıları ile bağdaşmayan şeyin ne olduğunu, ne anlama geldiğini sorar. Gerlach burada insanların isimlerinin söylenerek sosyal çevrelerinde bundan zarar görme riskini göze almanın onun değer yargılarıyla bağdaşmadığını söyler. Yıllardan beri, „Antifa’nın nasıl işlediğini“ biliyordur. Ve müdahillerin neler yayınladığını, „olayların gidişatının yönünü“ de biliyordur. Şimdi burada Altenburg’dan on isim verecek olsa onlar hakkında ne tür şeylerin yazılıp çizileceğini ve bu insanların iş yerlerinde yaşayacağı sıkıntıları da biliyordur. Bunun karşılığında cezaya çarptırılacağını biliyordur, fakat bununla yaşaması gerekir.

Götzl, Gerlach’a lidersiz isyan kavramının ona bir şey ifade edip etmediğini sorar. Gerlach, 90’lı yıllardan bir makale olduğunu ve bu konunun orada militanca ele alındığını fakat kendisi için bunun birbirlerine karşı yükümlülükleri olmayan gurupların birlikte çalışması anlamına geldiğini söyler. Eylemlere girişilirken tepede her şeyi organize eden bir adam olmaması konusunda anlaşmışlardır. Fakat 90’lı yıllarda buna militan yorum getiren biri olduğunu biliyordur. Bildiği şey bundan ibarettir. Götzl: „Bu metodun sizin için bir manası oldu mu?“ Gerlach gurupların zaten organize olduklarını, aksi takdirde bu düzenin işlemeyeceğini söyler. Fakat yapının başında oturan birinin olmadığını belirtir. Bir başka bölgede aynı gün içinde herhangi bir etkinliğin olmaması durumunda insanları gösterilere getirme olasılığının daha yüksek olduğu görüşüne varmışlardır.

Götzl, Gerlach’a NSU kavramından ne zaman haberdar olduğunu sorar. Gerlach, 2011 yılında basın aracılığıyla haberdar olduğunu söyler. Bu kavramı daha önce duymuş olduğunu kabul etmez. Götzl: „İçinde Wohlleben Beyin de oturduğu bina, yani „kahverengi bina“ size bir şey ifade ediyor mu?“ Gerlach evet der, bu tanımlamanın kullanıldığını da kabul eder; dışarıda bu tanımlama kullanılmış mıdır, bilmiyordur ama kendi aralarında bu tanımlamayı kullanmışlardır. Götzl, Gerlach’ın hangi guruplarda takma adı [„ACE“]yi kullandığını sorar. Gerlach: „Aslında her yerde.“ Götzl, Gerlach’ın Struck’la yakın bir ilişki olduğunu söylediğini belirtir ve daha sonra ilişkilerinin nasıl devam ettiğini, diyaloglarının ne sıklıkla olduğunu sorar. Gerlach ilişkilerinin bitmesinin ardından hiçbir şekilde diyaloglarının olmadığını, bir keresinde bir gösteriye giderken yarı yolda onunla karşılaştığını daha sonra temaslarının olmadığını söyler.

Götzl avukat Klemke’ye sözü edilen davayla ilgili dosya numarasının onda olup olmadığını sorar; Klemke olmadığını söyler, eskiden bunu biliyordur, ancak şu an buna vakıf değildir. Bunun üzerine müdahil avukat Narin dosya numarasını belirtir. Götzl, avukat Kuhn’un öğle arasında kimi resimler teslim ettiğini, bunları Gerlach’a göstermek istediğini söyler. Resimler incelenir. Gerlach resimlerde kendini tanıdığını söyler. Nerede durduklarına ve orada bulunmayan kişilere dair bir şey söylemek istemiyordur. Gerekçesi aynıdır. Eğer isimleri söylerse „bilgi akışı“ sayesinde bu kişilerin baskıya maruz kalacaklarını düşünüyordur. Götzl bunun bir neden olamayacağını Gerlach’a söylemiş olduğunu belirtir. Avukat Klemke davanın iptal edilmiş olmasının herhangi bir önem taşımadığını, çünkü davanın her zaman için yeniden açılabileceğini söyler. Götzl, Gerlach’a soruşturma açılıp açılmadığının bile tam olarak bilinmediğini söyler; bir diğer soru da suçun zaman aşımına uğrayıp uğramadığıdır; ancak o zaman kimi sorular sorulabilecektir. Federal savcı Diemer, bunun bir kez daha incelenmesi için talimatta bulunulduğunu söyler. Avukat Lunnebach, avukat Klemke’nin iki kez müdahale etmesinden hareketle tanığa son zamanlarda Klemke ile diyaloğu olmuş mudur, diye sorulabileceğini söyler. Götzl, Lunnebach’ın daha sonra bu soruyu bizzat kendisinin sorabileceğini söyler. Götzl’ün soruları üzerine Gerlach, mesleğinin çatı kaplama işi olduğunu, yakında evleneceği kız arkadaşı ve ondan olan iki çocuğuyla birlikte yaşadığını söyler. Götzl, kimi belirli sorularla devam edilebilir, der.

Ardından müdahil avukat Scharmer, Gerlach’a davanın başladığı günü „utanç günü“ olarak adlandırmış mıdır, diye sorar. Gerlach: „Evet.“ Scharmer: „Nereden böyle bir şeye vardınız?“ Gerlach, bu davanın insana utanç veren bir biçiminin olduğunu düşündüğünü söyler. Scharmer neden diye sorar. Gerlach meseleyle hiçbir ilgisi olmayan insanların burada bulunmak zorunda olduklarını söyler. Scharmer, Gerlach’a „Ace_79“ adlı bir Twitter hesabı var mıdır, diye sorar, Gerlach evet, der. Scharmer resimler getirdiğini söyler. Resimler incelenir. Öncelikle ekran görüntüsünden kaydedilmiş 5.5.2013 tarihli bir Tweets incelenir : „Utancın 1. Günü! Buradaki olumlu tek olgu şudur: Davanın HER günü, tarif bile edilemeyecek masakaralıklarla bizi biraz daha BRD’nin sonuna yaklaştırmaktadır!“ Gerlach bu gibi bir davanın „bizi“ her gün biraz daha sona yaklaştırdığını, „insanların“ bu hukuk sisteminin „tuhaf bir hukuk sistemi“ olduğunu farkedeceklerini düşündüğünü söyler. Scharmer: „Tarif bile edilemeyecek masakaralıklarla derken neyi kastediyorsunuz?“ Gerlach davanın tümünü kastettiğini söyler; bu davanın hiçbir şekilde görülüyor olmaması gerektiğini düşündüğünü belirtir. Scharmer, Gerlach’ın bu ifadesiyle mahkemeyi de mi kastettiğini sorar. Gerlach bunun dışarıdan nesnel bir değerlendirme olduğunu, burada özellikle bir hakimi ya da başka birini kastetmediğini söyler.

Ardından ekran görüntüsünden kaydedilmiş 1.7.2014 tarihli başka bir Tweets incelenir; Gerlach’ın ilk sorgulamasının yapıldığı gündür bu. „Günün özeti: Sofranın saygınlığı yanlış birinin sofraya oturmasıyla yitirilmiştir.“ Wolfram von Eschenbach/Fränkischer Ritter um 1200′“ Scharmer: „Bununla neyi kastettiğinizi açıklar mısınız?“ Gerlach, günün özetinin başarılı bir biçimde dile getirilmiş olduğunu düşündüğünü söyler. Scharmer: „Açıklayın lütfen.“ Gerlach: „Bunu izlediğinizi biliyordum.“ Scharmer tanığa düşündüğü şeyin ne olduğunu sorar. Gerlach, bu günün özetiydi der. Scharmer, Gerlach’ın bunu nasıl yorumladığını bilmek ister. Gerlach: „Orada nasıl yazılıysa öyle yorumluyorum, buna öyle abartalı yorumlar dahil etmiyorum.“ Bu alıntıyı güzel bulmuştur; günün anlam ve önemine uygun olduğunu düşünmektedir. „Sosyal yapı“ içerisinde insanların zarar görmelerinin sorumluluğunu almak istemediğini belirtir. Scharmer, Gerlach’a „sofra meclisiyle“ neyin ilişkilendirildiğini sorar. Gerlach, bu tabirle kimseyi ilişkilendirmediğini, bunu daha çok duruşma günü kendi davranışına ilişkin „mecazi anlamda“ bir değerlendirme olarak gördüğünü söyler: „Bunu bir şövalye 12. yüzyılda kaleme almıştır.“ Scharmer, Gerlach’ın söz konusu tavrıyla burada sadece kendi değer yargılarıyla uzlaşan beyanlarda bulunduğunun söylenip söylenemeyeceğini sorar. Gerlach burada kimsenin adını vermeyeceğini söyler; vermesi durumunda söz konusu kişilerin toplumsal anlamda zarar göreceği düşüncesindedir: „Durum bu ve başka şekilde davranamam.“ Scharmer: „Ve siz kendinizi aksi takdirde saygınlığını yitirecek olan bu sofra meclisinin bir parçası olarak mı görüyorsunuz?“ Gerlach: „Hayır, fakat tavrımı kahramanca bulduğum çıkarımında bulunabilirsiniz.“

Scharmer, Hammerskin’lere ilişkin soruları olduğunu söyler. Götzl, Scharmer’den sorularını sormasını ister. Scharmer, Ralf Wohlleben’de yapılan aramada el konulan hard diskten alınan üç fotoğrafı ilettiğini söyler; bu hard diskte „ACE“ adında şimdiye değin üzerinde çalışılmamış bir dosya vardır. Resimler incelenir. Üzerinde bir gurup insanın bulunduğu bir resimde, bu kişilerden biri bir çeşit beyaz rahip elbisesi giymiştir, diğerleri Hammerskin’lerin selamlama biçimini almış kollarını çapraz yapmış bir biçimde durmaktadır. Gerlach, 2004 ya da 2005 yılına ait bir „Şovalye yemeği“ olduğunu söyler. Scharmer: „Üzerinde beyaz peleriniyle sandalyede oturan kimdir?“ Gerlach: „Sayın Wohlleben.“ Bir fotoğraf daha gösterilir. Scharmer: „Bu Wohlleben Bey midir?“ Gerlach: „Evet.“ Bir diğer fotoğrafa ilişkin Scharmer, aynı etkinlik midir, diye sorar. Gerlach: „Buna dair bir şey söylemeyeceğim.“ Scharmer, çapraz biçimde duran kolların özel bir sembol olup olmadığını sorar. Gerlach tekrar: „Bununla ilgili bir şey söylemeyeceğim.“ Scharmer: „Wohlleben Bey de orada mıydı?“ Gerlach, buna ilişkin bir şey söylemek istemediğini, fakat bunun bariz olduğunu söyler. Scharmer; „Çapraz biçimde duran kollar sembolünü kimin yapma izni olduğunu kimin yapma izni olmadiğını sorar.“ Gerlach bu konuda bir şey söyleyemeyeceği, söylemek istemediği yanıtını verir. Scharmer: „Wohlleben Bey bu sembolü kullanma ve yapma iznine sahip miydi?“ Gerlach: „Bu konuda hiçbir şey söylemek istemiyorum.“ Scharmer aynı soruyu Gerlach’ın tanıdığı Eminger Bey hakkında sorar, yanıt aynıdır.

Scharmer, Gerlach’ın „National Officers Meeting“ [Yönetici kadrosundaki Hammerskin’lerin buluşması] hakkında bilgisi olup olmadığını sorar. Gerlach, bir kez daha bu konuda hiçbir şey söylemek istemediğini belirtir. Scharmer, Gerlach’a 2007 yılında Portekiz’de, 2011 yılında Harz’ta yapılan buluşmalara ilişkin beyanda bulunup bulunmayacağını sorar; Gerlach hayır yanıtını verir. Scharmer: „Bu tür organizasyonlara kimler katılabilir?“ Gerlach: „Buna dair bir şey söylemeyeceğim.“ Gerlach, 2003 yılında ’de ve Sachsen’da hangi Hammerskin-Guruplarının olduğu sorusuna, bu guruplara kimlerin üye olduğu sorusuna ve Hammerskin-Chapter Westsachsen’in üyleri kimlerdir sorusuna da aynı yanıtı verir. Scharmer, Gerlach, Jörg Wi. adında birini tanıyor mudur, diye sorar. Gerlach: „Soruları tek tek soramaz mısınız?“ Götzl, Gerlach’a terbiyesiz bir üslup takınmaması gerektiğini söyler. Scharmer: „Bu yeterince terbiyesiz bir durum zaten.“

Ardından Scharmer, „14 Words“un ne anlama geldiğini sorar. Gerlach, bunun bir Amerikan tanımlaması olduğunu söyler; ne manaya geldiğini tam olarak çıkaramıyordur; fakat burada söz konusu olan „beyaz ırkımızın“ ve „çocuklarımızın“ mevcudiyetinin korunmasıdır, der. Scharmer, Hammerskin’lerin amaçlarını yerine getirmek için devlete karşı silahlı mücadale yürütme taraftarı olup olmadıklarını sorar. Hakim Götzl, Gerlach’a daha önce söz ettiği nedenlerden dolayı Hammerskinler hakkında kati surette beyanda bulunup bulunmayacağını sorar. Gerlach evet bulunmayacağım der. Avukat Scharmer fragt: „Altenburg’daki temaslarınız hakkında da mı beyanda bulunmayacaksınız?“ Gerlach: „Evet.“ Scharmer: „Bunun bir manası yok; cezai yaptırım uygulanması başvurusunda bulunacağım.“ Götzl öncelikle davaya bakılmasının gerektiğini söyler. Scharmer, Gerlach’ın öncelikle yasanın 55 sayılı paragrafını temel alması gerektiğini, ancak bunu somut bir biçimde yapmadığını söyler. Avukat Lunnebach, Scharmer’e katıldığını, Gerlach’ın değer yargıları dediği şeye dayanarak ifade vermemesini saygısızca bulduğunu, sanığın söylediği herhangi bir şeye inanılamayacağını, bu nedenle de soru sormayacağını belirtir.

Wohlleben’in savunma avukatı Schneiders, Gerlach’a „Freie Netz Süd“e karşı kriminal bir örgüt kurma suçundan soruşturma açılıp açılmadığını biliyor mudur, diye sorar. Gerlach, bu duruma maruz kalan kişilerin internet sayfalarında buna yer verdiklerini, fakat bunun onu ilgilendirmediğini söyler. Bir yığın ev aranılmıştır. Herhangi bir şekilde bu soruşturmaya maruz bulunduğunu kabul etmez. Müdahil avukat Erdal, Gerlach’a okul diploması var mıdır, diye sorar Gerlach: „10. sınıf, Realschule“ (Beşinci sınıftan onuncu sınıfa kadar süren orta dereceli ). Götzl, Gerlach’a buradaki sorulara yanıt vermesi durumunda onun hakkında soruşturma açılacağına dair bir korkusu olup olmadığını sorar. Gerlach, genelde arka planda pek çok soruşturma yürütülür, der. Buradaki soruşturmalar kapsamında onun da evi aranmıştır. Dava henüz sonlandırılmamıştır. Arka planda neyin olup bittiğinden haberi yoktur. Götzl: „Somut bir şeyler var mı? Bu aramada söz konusu olan şey neydi? 2003 yılında size karşı suçlamalarda bulunulmuş muydu?“ Gerlach kriminal örgüt kurma suçundan soruşturmalar açıldığını söyler; fakat tam olarak bir şey söyleyemeyecektir; çünkü evinde pek çok kez arama yapılmıştır. Kesin bir şeyler söyleyemeyecekse de pek çok soruşturma yürütülmüştür, hatta büyükannesinin evi bile aranmıştır. 2004 yılına değin hapishanede tutuklu kalmıştır; ancak tutukluluğu sürecinde bu konuya ilişkin sorgulanmamıştır. Götzl’ün sorusu üzerine OStA Weingarten, davanın kaydına ilişkin bir soru dilekçesi yönelttiklerini ancak şimdiye değin bir sonuç alamadıklarını söyler. Götzl bir ara verir, bu ara bir kez daha uzatılır.

Saat 14:35’e doğru duruşmaya devam edilir. Götzl’ün sorusu üzerine Federal Savcı Diemer, şu an için geçerli bir açıklama olmadığını, bunun 20 dakika daha süreceğini söyler. Götzl, Gerlach’a ona karşı açılmış başka davaların olup olmadığından haberi var mıdır, diye sorar. Gerlach bilmediğini söyler; sadece 2012 senesinde evinin arandığını, evinde bir silah arandığını, yasanın söz konusu maddesini bilmediğini, fakat kendisine soruşturmanın sonlandığına dair herhangi bir bilgi verilmediğini söyler. Götzl: „Size karşı açılan soruşturmayı yürüten kimdi?“ Bunu söyleyemeyeceğini, „devlete karşı tehlike arz eden bir suç eyleminden“ dolayı mahkemeye çağrıldığını, ancak mahkemeye gitmediğini söyler. Götzl neyle itham edildiğini sorar. Gerlach: „Silah aramışlardı.“ Bir soru üzerine Gerlach ona karşı bir dava yürütüldüğünü, LKA Thüringen tarafından mahkemeye çağrıldığını, bu nedenle de davayı açanın StA Gera olduğunu düşündüğünü söyler. Götzl bunun inceleneceğini söyler. Gerlach 24 Temmuz tarihinde yine burada bulunmak zorundadır. Gerlach salondan çıkar.

Götzl, StA Dresden’nin yürüttüğü davanın da dahil edileceğini, eksik olma ihtimali bulunan bilgileri beklemenin bir masanı olmadığını söyler. Müdahil avukat Basay az önce söz edilen soruşturmanın Gerlach’a karşı StA Gera tarafından yürütülen soruşturma olduğunu söyler. Dosya numarasını verir ve burada söz konusudur, der.

Duruşma günü saat 14:40’da sona erer.

NSU-Nebenklage sayfasında davayla ilgili şunlar yer almaktadır:
„Eğer Gerlach açık açık ifade vermeyi reddederek bu meselenin üstesinden gelecek olursa söz konusu diğer Nazi tanıklar için bu durum, senatonun, NSU’nun içinde hareket ettiği politik ve organize yapıların açıklığa kavuşturulması isteğinden feragat ettiğine dair açık bir sembol halini alacaktır. Susma hakkının genişletilmesinin burada geçerli kılınması militan Naziler için açık, özel bir düzenleme anlamına gelecektir.“
http://www.nsu-nebenklage.de/blog/2014/07/10/10-07-2014/