Yaşarken Yunus ölürken Mehmet

0

Yücel Özdemir’in bu yazısı ilk olarak Yeni Hayat gazetesinde yayınlanmıştır. 18. Februar 2015

Irkçı terör örgütü tarafından katledilen Türkiye kökenlilerin her birinin ayrı bir hayat hikayesi var. 11 yıl önce 25 Şubat 2004’de Rostock’ta katledilen 27 yaşındaki Mehmet Turgut’un hayat hikayesi yoksulluk, ilticacılık, kaçak yaşamdan ibaret. Elazığ’ın Kovancılar ilçesinden Kürt bir ailenin çocuğu Mehmet’in tek hayali biraz rahat bir hayattan başka bir şey değildi…

Irkçı terör örgütü NSU tarafından 2000-2006 yılları arasında katledilen Türkiye kökenli göçmenlerin hayat hikayesi aslında pek çok yoksul emekçinin hikayesine benziyor. Yoksulluktan, savaştan kurtulmak için Almanya’ya başlayan “umuda yolculuk”, Neonazilerin “Çeska 83” tabancayla sıktığı kurşunlarla son buldu. NSU’nun bundan 11 yıl önce 25 Şubat 2004’te Rostock’ta bir imbisin içinde katlettiği Mehmet Turgut da bu sonu paylaşanlardan biri.

Rostock’ta köylüsü Haydar A. tarafından işletilen “Mr. Kebab Grill”de kaçak çalışmak zorunda kalan Mehmet Turgut, katledildiğinde daha 27 yaşındaydı. Öldürüldüğünde polis adını kayıtlara “Yunus Turgut” olarak geçti. Ardından hazırlanan iddianamede de bu isim yer aldı.

2 Mayıs 1977’de Elazığ’ın Kovancılar ilçesinin Kayalık köyünde yoksul Kürt-Zaza bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti Mehmet Turgut. Çocukluk ve gençlik yıllarını köyde geçirdi. Ailesinin çektiği yoksulluktan kurtulmak için, bir süre Almanya’da kalan babasının komşulardan, akrabalardan aldığı borç parayla ilk olarak 1994’te kaçak yollardan gelerek iltica etti. Başvurusu reddedilince bir yıl sonra Türkiye’ye gönderildi. 1998’de yeniden Almanya’ya geldi, ilticası yine kabul edilmedi. 2000’de bir döner dükkanında sahte kimlikle çalışırken yakalanınca ikici kez sınırdışı edildi. Nisan 2003’te bu kez Türkiye’den önce Ukrayna’nın Charkow kentine, oradan Avusturya’nın başkenti Viyana’ya geçti, iltica etti. Ama burada da şansı yaver gitmedi. Hakkında açılan kapanınca üçüncü kez Almanya’ya geçti. Ağustos 2003’te Kuzey Almanya’daki Stralsund’a kadar girmeyi başardı. Bir süre sonra kaçak yaşadığı için yakalanarak sınırdışı hapishanesine konuldu. Üç ay cezaevinde kaldı. Sonra Hamburg’daki sığınmacılar kampına gönderildi. Geçimini sağlamak için elma bahçelerinde ve dönercilerde çalıştı.

Kardeşi Mustafa Turgut, yıllar sonra Mehmet’in inatla Almanya’ya gelmesini, “Almanya onun için bir umuttu” diye açıklıyordu.

YAŞARKEN ‘YUNUS’, ÖLÜRKEN ‘MEHMET’

Mehmet Turgut, öldürülürken kayıtlara “Yunus” olarak geçti. Halen de Rostock’ta öldürülenin Yunus mu yoksa Mehmet mi olduğu konusunda kafalarda soru işaretleri var. Alman polisi tarafından “öldürüldü” diye ilan edilen Yunus Turgut, Mehmet’ten iki yaş küçük ve o sırada Türkiye’de yaşıyordu.

Babaları çocukları için kimlik çıkarmak için Kovancılar Nüfus Dairesi’nde gittiğinde nüfus memuru, Mehmet ve Yunus kardeşlerin fotoğraflarını yanlış nüfus cüzdanına yapıştırmış. Nüfus cüzdanları eve gelinde gerçek anlaşılmış, ancak iş işten geçmişti. Baba Mehmet Hanifi Turgut bu yanlışlığı düzeltmek yerine çocuklarından fotoğrafları olan nüfus cüzdanlarını kullanmalarını ister. Böylece, kimlikte Mehmet kütükte Yunus olur. Yusuf da Mehmet!

Nüfus cüzdanlarına göre yaşayan kardeşler, askerliklerini de resmi isimleriyle yaparken, haliyle pasaportlarını da nüfus cüzdanlarına göre çıkarırlar. Halen yaşamını Elazığ’da sürdüren Yunus Turgut, kardeşinin kendi kimliğiyle Almanya’da olmasını şu şekilde anlatıyor: “Nüfus cüzdanlarımız çıkarılırken, yanlışlık yapılmış, biz de bu cüzdanları kullanırken birbirimizin yerine geçtik. Ailemiz bizi koydukları isimle çağırırken, resmi kayıtlarda ise farklıydık. Ağabeyim öldürüldükten sonra mezar taşına gerçek adı olan Mehmet’i yazdık“.

HERKES SUÇLU, BİR TEK NAZİLER DEĞİL…

NSU tarafından işlenen her cinayetten sonra olduğu gibi, önce Mehmet Turgut’un yakın çevresi, dükkan sahibi ve Kovancılar’daki ailesi suçlu olarak görüldü ve cinayetin mafya, uyuşturucu çeteleri, kara paracılar, kadın tacirleri tarafından işlenmiş olabileceği üzerinde duruldu. Irkçıların cinayeti işleyebileceği ise Rostock polisi tarafından bir ihtimal olarak bile görülmedi.

İmbisin sahibi Haydar A., NSU Davası’nda yaptığı açıklamada, normalde kendisinin hep dükkanda durduğunu, ancak o gün Türkiye’deki ailesini yanına getirmek için, yasal işlemler başlatmak üzere resmi daireye gittiğini, Mehmet Turgut’un dükkanda kaldığını anlatırken, ölümün kıyısından kıl payı kurtulduğunun farkındaydı.

Cinayetten sonra Haydar A. ve çevresi, polis tarafından baskı altına alınır. Defalarca ifadeye çağrılıp, Mehmet (Yunus) Turgut’u nereden tanıdığı sorulur. Baskılar ve şantajlar diğer aileler gibi Haydar A.’yı da bunaltır. Çevre tarafından bir kriminal olarak görülmeye başlanır. Köylüleri bile bu yüzden kendisini suçlar: Aslında kendisinin öldürülmek istendiğini ancak yerine Mehmet’in kurban gittiği söylentisi dolaşır… Yani her kafadan bir ses. İşleri de kötü gider ve sonunda 2007’de imbisi kapatıp Rostock’u terk etmek zorunda kalır.

23 Ekim 2013’te görülen 46. duruşmada tanık olarak dinlenen Haydar A., yaşadıklarını, başına gelenleri şu şekilde anlatıyordu: “Neler yaşadığımı bir ben bilirim. Polis sürekli bana, ‘sen neler olduğunu biliyorsun’, diyordu. Birisi ’den gelip 10-13 saat beni sorguladı. Bana suçlu gibi davrandı. Uyuşturucu sattığımı, büyük işler çevirdiğimi söylüyordu. Katiller beni de öldürmek için oraya gelmiş olabilirler. O sırada çocuklarımı Türkiye’den yanıma almaya çalışıyordum. İfademi alan polis “O zaman orada kalsınlar daha iyi” demişti. Mehmet’in cenazesini Türkiye’ye götürdüğümüzde ailesinin acısına şahit oldum: O’nun yerinde kendim olmayı tercih ederdim. Küçük çocuklarım bugün hala kapı çaldığında ‘polis mi geldi’ diye soruyorlar. Cinayetten sonra o dükkana bir daha gitmedim.”

Haydar A., Mehmet Turgut’ın Neonaziler tarafından öldürüldüğünün açığa çıkmasından sonra hiç bir polisin yanına uğrayıp, küçük bir özür bile dilemediğini de sözlerine ekliyor…

Benzer bir baskıyı Mehmet Turgut’un Kovancılar’daki ailesi de yaşadı. Türkiye’ye giden Alman polisler, Türk polisinin de yardımıyla Turgut’un akrabalarını her defasında 10 saatten az olmamak üzere 4-5 defa sorguladı. Özellikle kardeşi Yunus’u. Ankara’ya götürülerek sorgulandı. Akrabalarının telefonları dinlendi ve cinayetin arkasında aile içi şiddet, kan davası, PKK gibi nedenler arandı. Hamburg Kriminal Dairesi Başkanı Felix Schwarz bunu şu şekilde gerekçelendiriyordu: “Kurbanın Hamburg’da uyuşturucu işiyle ilgilendiğini biliyoruz. Yunus Turgut, Hamburg’da bu işi yapan çevreler tarafından tanınan birisiydi”. (Das Terror , sayfa 134)

ALMAN POLİSİ KOVANCILAR’DA

Olayı araştırmak üzere Kovancılar’a giden Alman polisler, kardeş Mustafa Turgut’un anlatımına göre, Mehmet Turgut’un köyüne gitme, ailesiyle görüşme yerine komşu köylere gitmişler ve aile hakkında sorular yöneltmişler. Turgut Ailesi’nin düşmanlarının olup olmadığını, ortada bir kan davasının bulunup bulunmadığını sormuşlar.

Alman polisinin bu soruları kısa sürede bölgede dedikoduya dönüşmüş ve Turgut Ailesi adeta suçlu ilan edilmiş. Baba Hanifi Turgut, sonunda çevre baskısı nedeniyle köydeki arazisini satarak, evini köyden Elazığ’a taşımak zorunda kalmış.

Herkes Turgut Ailesi’ni suçlarken, daha önce bir süre Almanya’da çalışan baba Hanifi Turgut, cinayetin arkasında Neonazilerin olabileceğini söyler. Ancak sözünü dinleyen olmaz.

Bu gerçek 4 Kasım 2011’de ortaya çıkınca bu kez herkes baba Turgut’a hak verir. Ancak iş işten çoktan geçmiştir… Ama gerçek 7 yıl sonra da ortaya çıksa, aile üzerindeki ağır yükü hafifletir.

Mehmet Turgut’un çileli hayatı polisin göçmenlere ve sığınmacıları hep potansiyel suçlu gördüğünü bir kez daha ortaya koyuyor. Cinayetin Neonaziler tarafından işlendiğine dair en küçük bir soruşturmanın yapılmaması, diğer NSU cinayetlerinde olduğu gibi burada da dikkat çekiyor. Halbuki, cinayeti ırkçıların yaptığını soruşturmak için pek çok neden bulunuyordu. Bunların başında Rostock’da güçlü militan gruplarının olması geliyor.

Yoksul Kürt genci Mehmet Turgut, yoksulluk ve savaştan kurtulmak için Almanya’ya sığınmayı “umuda yolculuk” olarak görmüştü. Ancak, koskoca Almanya’da bu bile çok görüldü. Yaptığı bütün iltica başvuruları reddedildi. Oturumu ve çalışma izni olmadan, ayrımcılığa maruz kalarak yıllarca zor, çileli ve korku dolu bir hayat yaşadı. Irkçılar, bu çileli hayatı bile ona çok gördü.

Komşulardan aldığı borç parayla oğlunu istemeden de kaçak yollardan Almanya’ya gönderen baba Turgut, bir gün oğlunun bir tabut içerisinde geleceğini nereden bilecekti ki…

Umarız, Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde devam eden NSU Davası’na Mehmet Turgut ve diğer kurbanların neden ve kimlerin yardımıyla öldürüldüğü ortaya çıkarılır; her cinayetten sonra soruşturmanın yönünü kurbanlara çevirenler ve tetikçilerin arkasındaki güçler de hesap verir. Ancak böyle olduğunda ailelerin acıları bir nebze de olsa hafifleyecek ve yeni Turgutlar, Kubaşıklar, Yozgatlar… yaşamını yitirmeyecektir…