13. Duruşma Günü Tutanağı – 20 Haziran 2013

1

Sanık Carsten S.‘in son olarak bilirkişiler tarafından sorgulamasının ardından çeşitli avukatlar Carsten S.‘in ifadeleri ve ‘nin okunan açıklaması hakkında görüş bildirdiler. Wohlleben’in savunması kendi sorularına cevap verilmediği için Carsten S.‘in ifadelerinin değerlendirilmesine karşı çıktı ve sonunda müvekillinin serbest bırakılması için dilekçe verdi.

[deutsch]

Duruşma saat 9.50’de başladı. Mahkeme Başkanı Götzl yoklamadan sonra, Carsten S.‘in ifadeleri üzerine  sanık G.‘nin savunmasının G.‘nin daha fazla açıklama yapabileceğini söylemiş olduğunu bildirdi. Ama avukatlar bunu müvekilleriyle tekrar açıklığa kavuşturmalıydılar. Götzl S.‘e mahkeme üzerinden soruldukları takdirde Wohlleben’in savunmasının sorularını cevaplayıp cevaplamayacağını sordu. S.‘in avukatı Jacob Hösl ‘S.‘in bunun hakkında düşünmesi gereklidir.‘ dedi.

Götzl psikolojik (danışman) bilirkişi Prof. Leygraf’a Carsten S.‘in 4 ve 5 Haziran 2013’te yapılan sorgulamasının mahkemece kaydedilen yazılı metnini okudu. Leygraf sözü geçen duruşma günlerinde mahkemede değildi (5. ve 6. duruşma tutanaklarına bakınız).

Metnin okunmasından sonra Prof. Leygraf’ın S.‘e bazı soruları vardı. Özellikle, bir polis konrolü sırasında kimliğinin kendisine ‘Yeni Delhi’den Bay S.‘ denilerek geri verildiği şeklinde aktarılan olayı sordu. S. olayı bir kez daha anlattı (6. duruşma tutanağına bakınız). Leygraf ‚Hintli‘ ve ‚Havuç‘ şeklindeki lakaplara dikkat çekti. ‚Havuç‘ lakabının nereden geldiğini öğrenmek istedi. S.‘Flo çok fazla havuç suyu içtiğim için tenimin karardığını söyledi.‘dedi. Sonra Beate Zschäpe’nin danışmanı Prof. Saß (Zschäpe Prof. Saß ile konuşmuyordu) bir soru sordu. S.‘in onlarla görüştüğü zamanlarda Mundlos, ve Zschäpe’nin aralarındaki ilişkini nasıl olduğunu öğrenmek istedi. S. üçünün arasında bir konum farkı görmemiş olduğunu söyledi. S. uzun bir aranın ardından gerçekleştirdikleri Chemnitz’deki buluşmada da üçlünün arasında bir hiyerarşi olduğuna dair bir izlenim edinmediğini, üçünün de eşit şekilde söz hakkı olduğunu söyledi. Saß üçü arasındaki ilişkinin ne tür bir ilişki olduğunu öğrenmek istedi, arkadaşça bir ilişki miydi resmi bir ilişki miydi? O anda Zschäpe’nin savunmasından itirazlar yağmaya başladı. Stahl bunun spekülatif bir soru olduğunu söyledi. Saß psikolojik sorgu tekniklerinin hukuki sorgu tekniklerinden farklı olduğuna dikkat çekti ve sorusunu S.‘in ‘tartışmalı bir liderlik‘ durumu hissedip hissetmediği şeklinde somutlaştırdı. Burada Avukat Sturm araya girerek, S.‘in onlar kaçak olarak yaşamaya başlamadan önce ve sonraki buluşmalarda Zschäpe ile toplam 7-8 cümle konuşmuş olduğunu söylediğini ifade etti. Bu yüzden S.’in değerlendirmesini ‘çok kısır verilere’ dayandırabileceğini söyledi. Saß S.‘in sosyal pedagoji eğitimi almış olduğundan insanlar arası iletişim deneyimi olduğunu ve belki Chemnitz’deki buluşmayı bu açıdan değerlendirebileceğine işaret etti. Sturm S. bu eğitimi daha sonra almış olduğundan bilirkişinin olayları sorması gerektiğini söyleyerek itiraz etti. Bu tartışmaya Götzl de katıldı.  Sturm’a ’Bu artık belli ayrıntıların sorgulanamayacağı anlamına mı geliyor?‘ diye sordu. S. buna ‘Önce tabii ikisiyle konuştum, sonra çok kısa bir süre dördümüz görüştük ve sonra gittiler. Bu yüzden hatırımda kalan bir şey yok.‘ diye cevap verdi. S. Saß’ın sorusuna ilişkin olarak, kendisine getirdikleri belgelerin altındaki imzaların herhalde üçüne de ait olduğunu, daha önce konu telefonda görüşülmüş olduğundan bunun hakkında tekrar konuşulmadığını söyledi. Bu cümlenin ardından S.‘in sorgulaması sona erdi.

Daha sonra Ceza Muhakemesi Kanununun 257. Maddesi uyarınca duruşmaya katılanlara Carsten S.‘in sorgulaması hakkında görüş bildirme olanağı tanındı. Sanıklardan hiçbiri kişisel olarak açıklama yapmak istemedi. Müdahil davacılar tarafından Avukat Mohammed konuşmaya başladıysa da, S.‘in öldürme kastının bulunup bulunmadığına dair hukuki bir değerlendirme yapmaya ve tartışmaya girişmesi üzerine hemen Götzl tarafından durduruldu. Götzl Avukat Mohammed’e bir kapanış konuşması mı yapmak istediğini sordu, açıklamasını tekrar gözden geçirmesini ve devam etmek isteyip istemediğini düşünmesini talep etti. Sonra Götzl duruşmaya öğle arası verdi.

Aradan sonra Avukat Mohammed açıklamasını daha önce planladığı şekliyle yapmak istediğini bildirdi. Götzl tekrar araya girdi ve Mohammed’in müdahil davacı olarak rolünün ne olduğunu ve S.‘in cürümü hakkında  görüş bildirme isteğini neye dayandırdığını sordu. Mohammed ‘Bu argüman dahilinde buradaki Keupstraße müdahil davacıları tek bir soru bile soramaz.‘dedi. Diğer müdahil davacılar arasında huzursuzluk yaşandı. Müdahil Avukat Behnke Mohammed’e ‘herkesin iyiliği‘ için açıklamasını tekrar gözden geçirme çağırısı yaptı. Sonunda Mohammed açıklamasını tekrar gözden geçireceğini söyledi.
Daha sonra cinayet kurbanı İsmail Yaşar’ın oğlunun avukatı Link görüş bildirdi. S.‘in böyle detaylı cevaplar vermiş olmasının müvekilllini rahatlattığını söyledi. Yine de bir çok soru cevapsız kalmıştı. Link ‘Üçlünün susturuculu bir silah siparişi vermiş olup olmadığını lütfen tekrar düşünün.‘dedi.‘Ancak o zaman bütün bunlar bir anlam ifade eder.  Diğer ikisi sanık S.‘in yardımı olmadan da banka soygunu yapabilirlerdi‘ diye ekledi.
Sonra Köln’deki çivili bomba saldırısının kurbanlarından birinin avukatı olan Hoffmann söz aldı. Hoffmann’a göre S., ‘iki Uwe’nin bir tür bombayla bir saldırı gerçekleştirdiklerini ve  zaten silahları olduğunu‘ öğrenmesinden sonra silah teslimatının gerçekleştiğine dair verdiği ifade ile kendi kendisini ağır bir şekilde suçlu konumuna sokmuştu. Eğer S.‘in kendisi bunu genç bir yardımcıya anlatmışsa, camiadaki daha yaşlı üyelere daha nelerin anlatıldığının sorulması gerektiğini söyledi. Diğer yandan, ifadedeki silah teslimatına ilişkin detaylı açıklamaların ‘diğer kısımlardaki itirazlar, bilgi sahibi olmama durumları ve hafıza boşlukları‘ ile bir arada olmasının dilenen özrün değerini azaltıyor olması mümkündü. Ceska silahının teslimatı S.‘in kendini suçlu hissetmesinin temelini oluşturuyordu. Diğer konulardaki açıklamaları son derece hayal kırıklığına neden olduysa da, S. bu konuda inanılır bir ifade vermişti.
Avukat Alkan, S.‘in Wohlleben’in savunmasının sorularına cevap vermekten sakınması konusuna tekrar döndü. İnanılır olabilmek için S.‘in Wohlleben’in savunmasına karşı da kendisini ‘tamamen çıplak‘ bırakması gerekiyordu. İkinci olarak S.‘in el fenerine ilişkin açıklması da değerlendirmeliydi. Alkan ’Karşımızda bu yardıma hazır olma durumunun nedenine S.‘in şimdiye kadar sözedilenden daha sadık olup olmadığına dair bir soru bulunmaktadır.‘ dedi.

Devamında  Ralf Wohlleben’in avukatı Olaf Carsten S.‘in sorgulamasının değerlendirilmesine itiraz etti ve  daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular ile  Avrupa Adalet Divanının içtihatlarına atıfta bulundu. S.‘in Wohlleben’in savunmasının sorularını cevaplamayı reddetmesi karşısında sanıkların karşılıklı sorgulanması imkanı kalmamıştı. Carsten S. Wohlleben’e karşı tek kanıtlama aracıydı. Ancak, yalnızca sözkonusu sanığın ya da savunmasının dolaysız olarak soru soramadığı sanıklardan birinin ifadesine dayanarak bir hükme varılamazdı.

Wohlleben’in savunmasından buna ek olarak Carsten S‘in sorgulanmasına dair bir açıklama okudu. Carsten S.‘in, Wohllben‘in savunmasına alan açmak istemediği ve kendisine göre ilk adımı Wohlleben’in atması gerektiği için onun savunmasının sorularını cevaplamayacağına yönelik iddiası, kendini savunma iddiası olarak değerlendirilebilirdi. Wohlleben’in savunmasının geniş bir soru listesi vardı ancak soru sorma hakkı ellerinden alınmıştı. S. müvekkillerine merkezi bir rol yüklediği halde kendisine sadece aracı rolü biçmişti. Daha sonra S.‘in bazı tutarsız ifadelerinden bahsetti. Teslimatını yapmış olduğu silahın ‘sözde Ceska seri cinayetleri’nde kullanılan silah olduğunu kesin olarak söyleyemiyordu. ’e göre ayrıca, S. tarafından yapılan belirsiz tarih sıralaması ifadelerinin sağlamlığı hakkında bir tereddüte neden oluyordu. Bununla ilgili bir örneği vardı. S. Chemnitz’deki ‘Galeria Kaufhof’ta üçlüyle beraber yemek yediklerini söylemişti. Chemnitz’deki ‘Galeria Kaufhof’ 2001 yılından beri hizmet vermekteydi. Söz konusu buluşma sırasında orada sadece istasyonun yanında bulunan bir alışveriş merkezi ve bu alışveriş merkezinde de sadece ayakta kahve içilebilen bir kafe vardı. (NSU-Watch’un notu: S. 10. Duruşma gününde bir müdahil avukat tarafından kendisine sorulan aynı soruya: ‘‘Galeria Kaufhof’u hatırlamıyorum, onu Düsseldorf’tan hatırlıyorum, daha çok bir alışveriş merkezi, bir kafe hatırlıyorum.‘diye cevap vermişti.)
Schneiders bundan dolayı teslimatı yapılan silahın eylem silahı olarak kabul edilemeyeceği sonucuna vardı. Bu yüzden artık Wohlleben hakkında belirleyici bir şüphe söz konusu değildi. Savunma Wohlleben hakkındaki tutukluluk kararının bir an önce kaldırılmasını ve kendisinin serbest bırakılmasını talep etti.

Devamında Zschäpe’nin avukatı Stahl, Holger G.‘nin sorgulaması hakkında bir açıklama okudu.  Federal Başsavcı müvekkiline dair iddialarını tamamen G.‘nin BKA’da, ’da vermiş olduğu ve Federal Yüksek Mahkemede Soruşturma Hakimine karşı vermiş olduğu ifadelere dayandırıyordu. Bu yüzden G.‘nin burada, esas duruşmada verdiği ifadelerin anlamı önemliydi. Bu yüzden G.‘nin sadece kişisel bilgilerini metne bağlı kalmadan aktaramış olması ve bunun dışında yalnız yazılı bir açıklama okumuş olması ‘nahoş‘ bir durumdu. Açıklamanın G. değil avukatları tarafından hazırlanmış olduğuna dair belirtiler mevcuttu. Bu esas itibariyle itiraz edilebilir değildi ancak, açıklamanın ispat edilebilirliği üzerinde etkisi vardı. Açıklama dahilinde detaylara inilemiyordu, onlar ‘temsili olarak söylemek gerekirse, yüzeyde kalıyorlar‘dı. Çünkü G.‘üçlü’den söz ettiğinde kişilere ait davranışları belirlemek mümkün olmuyordu. Bu bağlamda, G.‘nin onlardan birinin mevcut bulunmadığı durumlar haricinde her zaman üç kişiyi kastettiğini söylemiş olması durumu değiştirmiyordu. G.‘nin ‚silahlı mücadele‘ hakkındaki konuşmalara dair son derece sakıngan bir şekilde konuşmuş olma nedeniyle de açıklama, GBA’nın yazılı iddianamesine kısmen ters düşüyordu.(7. Duruşma Tutanağına bakınız.) Ayrıca G.‘nin metne bağlı olmadan aktardığı kişisel bilgileri de kısmen tutarsızdı, bir yandan ruhsal bir hastalığı bulunmadığını bildirirken bir yandan kumar bağımlılığı için tedavi görmüş olduğunu söylüyordu. Sonuç olarak G.‘nin kendisi, uyuşturucu geçmişinin tarihleri hatırlama kapasitesine bir ölçüde hasar verdiğini söylemişti. Bütün bunlar dahilinde G.‘nin duruşmadaki ifadelerinin bir ispat değeri yoktu.

Avukat Klemke de G.‘nin sorgulaması hakkında bir not düştü ve ifadenin ‘dikkatle incelenmesi‘ gerektiğini söyledi.

Ardından müdahil  avukatlar Wohlleben‘in savunmasının açıklamaları hakkında görüş bildirdiler. Karşılıklı sorgulama iddiasının muhattabı Mahkemeydi, diğer katılımcılar değil. Mahkeme soru sorma hakkını düzenlemişti. S. susma hakkını kullanmış böylece Wohlleben’in açıklamasına buna itiraz etmiş, onun açıklaması da S.‘in açıklamasına karşı çıkmıştı. Ayrıca Yargı değerlendirmeyi yasaklamakla ile değil uygun bir değerlendirme yapılmasını sağlamak ile ilgilenirdi. Avukat Schneiders’ın hala NPD üyesi olduğu bir durumda, sahneyi Wohlleben’in savunmasına bırakmak istememesi S.‘in perspektifinden makul bir şeydi. Holger G.‘nin ifadelerine dair açıklamalara ilgili olarak ise G.‘nin Zschäpe’ye karşı tek kanıtlama aracı olmadığı söylendi.

Federal savcı Diemer, GBA’nın Carsten S.’in ifadelerinin dikkate alınabilirliği sorusuyla ilgili olarak görüşlerini başka bir zaman bildireceklerini söyledi.

Bunun ardından Götzl, Zschape’nin ve Wohlleben’in avukatlarının ortadan kaldırılamayan dava engelleri nedeniyle davanın sonlandırılması yönündeki dilekçelerini (bkz. 5. Duruşma Günü Tutanağı) reddetti ve gerekçelerini okudu.

Sonrasında sıra Federal Savcılık tarafından duyurulan, eskiden “129luk” liste olarak bilinen ve NSU çevresinden 400-500 kişinin yer aldığı listenin ne zaman mahkemeye sunulacağı sorusuna geldi. Aslında bu hafta sunulacağı söylenmişti. Ayrıca Federal Savcılık’ın Zschäpe’nin tutuklu ’e yazdığı mektuba el koyulmasının ardından ek soruşturma yürütüp yürütülmeyeceği soruldu. Dortmund’dan Robin S.’in tutuklanmasından önce Beate Zschäpe, Mundlos veya Böhnhardt ile kendisi veya üçüncü şahıslar üzerinden bağlantı kurup kurmadığı bilinmiyordu. Federal Savcılık buna karşı Robin S. ile ilgili soruşturmalar için bir ipucuna sahip olmadıklarını belirtti.

14:35’de sona eren duruşma 24 Haziran pazar günü devam edecek.

Müdahil dava avukatı Peer Stolle açıklıyor:

“Wohlleben’in avukatlarının Carsten S.’in ifadesinin değerlendirilebilirliğine karşı itirazlarının hukuki ve fiili bir dayanağı yok. Bir sanık sorulara cevap verip vermeyeceğine prensip olarak kendi karar verebilir. Zschäpe’nin savunması Holger G.’nin mahkemede okunan ifadesinin pek çok soruyu yanıtsız bıraktığını düşünüyorsa bu doğru. Biz de sorgulama imkanının olmasını tercih ederdik. Ama yine de Holger G. tek başına baş suç delili değil. Bayan Zschäpe’nin suç ortaklığını belgeleyen başka pek çok objektif kanıtlama aracı var.”

Avukat Sebastian Scharmer o ana dek yapılmayan ek soruşturmalarla ilgili şunları dedi:

“Federal Savcılık’ın şu ana kadar açık şekilde ek soruşturmaya gitmemiş olması kesinlikle anlaşılamaz bir durum. Bunun ardında cezaevindeki bir mektup arkadaşlığından fazlasının olup olmadığı acilen açıklığa kavuşturulmalı. Medyadan edinilen bilgilere göre Robin S., en azından tutuklanmasından önce Dortmund’un Neonazi camiasına önemli oranda dahildi. Suç işlediği silahı ona muhbir Sebastian S. vermiş olmalı. Robin S. “Oidoxie Sokak Dövüşü Takımı”nın çevresine dahil olmalı. Bu grup Combat18 konseptine göre silahlı savaşa çağrıda bulunan parça sözlerine sahip şarkılar yayınlayan şiddet eğilimli bir grup. (…) Federal Savcılık bu tavrıyla müdahil davacıların güvenini anlaşılır şekilde bir kez daha kaybediyor. Gerekli soruşturmalar yürütülmeden nasıl olur da ipuçlarının önemli olmadığı sonucuna vardıkları şüpheli. Ellerindeki muazzam soruşturma mekanizmasını olayları açıklığa kavuşturmak için kullanmak Federal Savcılık için çok kolay. –Robin S.’in üçlüyle bağlantısı olmadığı tahminlerini onaylamak için de olsa…”