41. Duruşma Günü Tutanağı – 1 Ekim 2013

0

Tanıklar:

  • İsmail Yozgat (Öldürülen Halit Yozgat’ın babası)
  • Emre E. ve Ca. (Tanıklar, ikisi de cinayet sırasında internet kafedeydiler)
  • Andreas T. (Eski Anayasayı Koruma Dairesi görevlisi, cinayet sırasında internet kafedeydi ve bir dönem hakkında kuvvetli suç şüphesi vardı)

41. duruşma gününde Halit Yozgat cinayeti konu oldu. Öncelikle oğlunun cesedini Kassel’deki internet kafede bulan babasının ifadesi alındı. Durumu anlatan baba cinayetin ailesi için doğurduğu korkunç sonuçlardan bahsetti. Ardından internet kafede oldukları halde cinayeti farketmeyen biri erkek biri kadın iki tanık dinlendi. İkisi de gürültüleri duymuş ama silah sesi olduklarını düşünmemişlerdi. Akşamüstü eskiden muhbir başı olartak görev yapmış olan Kasselli Andreas T.’nin ifadesi alındı. Yargıç Te.’nin ifadelerini kısmen anlaşılmaz buldu. İki saat sonra sorguyu durdurup daha ileriki bir zamana erteledi.

[deutsch]

Duruşma 9.47’de başladı. Ralf Wohlleben’in avukatı ’i temsilen sağ camia avukatı oradaydı. Müdahil davacıların tarafında 2006’da öldürülen Halit Yozgat’ın yakınları oradaydı.

9:30’da gelmesi beklenen tanık Ta. Henüz gelmemişti. Bu yüzden ilk olarak Halit Yozgat’ın babası İsmail Yozgat dinlendi. Çevirmeni ve avukatı Kienzle ile birlikte tanık masasındaki yerini aldı. Arkasında kurbanın annesi Ayşe Yozgat oturuyordu. İlk olarak Beate Zschäpe’nin avukatı Sturm müdahil davacıların Zschäpe’nin fotoğraflarını çekip şimdi tekrar silmiş olduklarının haberini aldığını söyledi. Hakim Götzl’den bunun yapılmaması gerektiğini söylemesini rica etti. Götzl asayiş yönetmeliğine uyulması gerektiğini haliyle açıkça belirtmiş olduğunu söyledi. Yozgat, Götzl’ün adresini sorması üzerine, adresini açıkça vermek istemediğini ve aynı yerde yaşamakta olduğunu söyledi. Götzl Yozgat’a 6 Nisan 2006’ya dair hatırladıklarını sordu. Yozgat çevirmeni tarafından tercüme edilen açıklamalarına başlamadan mahkeme heyetini, Federal Savcılık’ı ve “şehitlerin” ailelerini “saygıyla” selamladı. Sözlerine şöyle devam etti: “Ben İsmail Yozgat, 21 yaşında öldürülen, 6 Nisan 2006 yılında başına isabet eden iki kurşunla kollarımda ölen şehidin babasıyım.” On “şehidin” ailesine başsağlığı ve sabır diledi. Ardından Götzl ve mahkeme heyetinin diğer üyelerine gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür edip sözlerine devam etti: “Burada sanıklara karşı yürütülen duruşma kapsamında, her biri “şehit” olan oğlumuz, kızımız, polis nedeniyle” O noktada Götzl Yozgat’ın sözünü keserek burada tanık olarak bulunduğunu ve olay gününde olanlara ve oğlunu nasıl bulduğuna dair bir şeyler anlatması gerektiğini söyledi. Yozgat: “Anlatacağım.” 6 Nisan’da saat 17’ye doğru internet kafede çalışmıştı. Saate dair verilen bilginin yanlış olduğu tespit edilene kadar salonda huzursuzluk yaşandı. Saat 15’de internet kafede çalışıyordu, ardından oğlu gelmiş ve kendisine annesinin dışarıda onu beklediğini söylemişti. 7 Nisan doğumgünüydü ve oğlu karısına kocasına hediye alması için para vermişti. Bu yüzden karısıyla birlikte şehir merkezine gitmişti. Karısını orada bırakmıştı. Geri döndüğünde iki üç dakika kadar gecikmişti. Internet kafede oğlunu kanlar içinde bulmuştu. Ertesi gün doğumgününün kutlanmasını yasaklamıştı: “Artık ben ölene kadar doğumgünüm bir daha kutlanmayacak.” 8 Nisan’da oğlunun cesedini defmetmek için Türkiye’ye götürmüştü. “Cumartesi günü saat 12’de 21 yaşındaki oğlumu kendi ellerimle mezara koydum. Mezarlıktan eve nasıl geldiğimi asla unutamayacağım. Oğlumu neden öldürdünüz? Ne suç işledi? Bize hakkımızı nasıl geri verebileceksiniz?” 10 gün sonra Kassel’e geri döndüklerinde oğlunun odası mühürlenmişti. Ağlayarak beş çocuğundan geriye sadece dördünün kaldığını söyledi. Bu da yetmezmiş gibi 40.000 Euro bulunması gibi dedikodular ortaya çıkmıştı. Ancak polis kendisine bunların yalan olduğunu söylemişti. Yozgat böyle bir şeyin mümkün olmadığını, dürüst bir aile olduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: “Herkes bizi düşman gördü, hem Almanlar hem de Türkler, herkes bize kötü gözle baktı.” Herkes oğlunu haşhaş, eroin, döner cinayetleri veya mafya yüzünden kimin öldürdüğünü soruyordu. Dışarı çıkmaya artık cesaret edemiyorlardı. Ardından Yozgat sordu: “Neden kuzucuğumu öldürdünüz?” Internet kafeden Almanya, Avrupa ve Türkiye’deki tüm tanıdıklarını aramıştı. Polis tüm bu akraba ve arkadaşlarını ailesi hakkında kötü sözler sarfederek sorgulamıştı: “Türkiye’de bile akrabalarım benimle konuşmadı. Biz dürüst bir aileyiz.” Bu durumu kaldıramamıştı ve bu yüzden kalp krizi geçirmişti (çevirmen burada bir hata yaptı, çünkü Yozgat aslında iki kalp krizinden bahsetti). Tüm ailesinin yaşam olasılığı ortadan kalkmıştı. Götzl oğlunu ne şekilde bulduğunu sordu. İsmail Yozgat iki kelime daha edip bu konuya geleceğini söyledi. Yozgat ağlayarak oğlu vurulduğu esnada kızlarının işte, karısının da şehir merkezinde olduğunu söyledi. Polis ona yarım saat sonra oğlunun katillerinin bulunmasını isteyip istemediğini sormuştu. “Hangi baba oğlunun katillerinin bulunmasını istemez?” Onu karakola götürüp dört buçuk saat boyunca sorgulamışlardı. Eve geldiğinde evde çok kişi vardı. Yozgat devam etti: “Karım şehirden nasıl dönmüştü, kızların olanları nasıl öğrenmişti, ailemle ilgilenecek yarım saatim olsaydı ne olurdu?”

Yozgat aranın ardından avukatların ikinci duruşmada kurban yakınlarının 850.000 aldığından bahsetmiş olduğunu söyledi. Söylediklerine dikkat edilmesini rica ederek “devletten kesinlikle hiçbir para almadık ve bunu istemiyoruz Adaletin doğru şekilde işlemesini ve hakkın yerini bulmasını istiyoruz” dedi. Daha düne kadar Alman hukukuna tamamen güvendiğini ama bu sabaha kadar uyuyamadığını söyledi. Polis memuru Bi. Andreas Te.’yi tutuklamıştı ama daha sonra yukarıdan gelen bir emirle serbest bırakmışlardı. Götzl’e saygısı tamdı ama o noktada uykuları kaçmıştı ve güveni azalmıştı. Ama hala güvenmeye devam ediyordu. Şimdi konuya geleceğini söyledi. Internet kafeden 200 metre uzakta olan ışıklara gelmişti. Gecikmişti, aslında oğlundan işi 17’de teslim alması gerekiyordu, çünkü oğlu akşam okuluna gidecekti. Normalde oğlu onu hep dükkanın önünde beklerdi, ama kapının önünde kimse yoktu.  Internet kafeye girdiğinde oğlunun masabaşında olmadığını görmüştü. Belki de bilgisayarları tamir ediyor olduğunu düşünmüştü. Odaya girdiğinde masanın üzerinde iki kırmızı damla görmüştü. Halit’in boya dökmüş olduğunu veya benzeri bir şeyin olduğunu düşünmüştü.  Oradan geçerken oğlunun yerde olduğunu görmüştü. Masayı ileriye itip oğlunu koluna almıştı. Oğlu cevap vermemişti. Yozgat heyecanlanıp yerinden fırlayarak defalarca “vermiyor” diye bağırdı. Götzl Yozgat’tan sakinleşmesini rica edince Yozgat özür diledi. Oğlunun başında iki kırmızı leke görmüştü. Sabah erken saatlerde mide endoskopisi için doktora gitmişlerdi ve oğlunun başına bu yüzden birşey gelmiş olabileceğini düşünmüştü.  Ona bakmış ve yerin kan içinde olduğunu görmüştü. Ardından onu yavaşça yere koyarak çantasındaki cep telefonunu aramıştı. Ama telefon edememişti, telefon kabinlerinden de arayamamıştı, bu yüzden yakındaki bir çaycıya gitmişti. Ardından polis ve ambülans gelmiş ve kendisinin dükana girmesine izin verilmemişti. Yozgat hakim masasında internet kafenin planını ve oğlunu bulduğu yeri çizdi. Ardından Götzl bir olay yeri taslağını sundu. Yozgat burada da oğlunu bulduğu yeri ve kan damlalarını nerede görmüş olduğunu gösterdi. Halit’in ayaklarının masanın altında olduğunu ve sırtüstü yattığını söyledi. Anlatmaya devam etti: “Kolundan tutup çevirdiğinde doğrudan gözlerini görebildim, gözleri koyu kahverengiydi.” Oğlunu sadece biraz döndürmüş ve telefon edebilmek için kafasını yavaşça yere yerleştirmişti. Götzl bir sorgulamada Yozgat’ın oğlunun yüzükoyun yatmakta olduğu bilgisini vermiş olduğunu belirtti. Yozgat bir yanlış anlaşılma olabileceğini söyledi. Yozgat oğlunun nasıl yatmakta olduğunu göstermek için mahkeme salonunda yüzükoyun yere yattı. Götzl bunun ardından Yozgat’ın kurbanın başının internet odasının yangın kapısı yönünde durduğunu söylemiş olduğunu okudu. Yozgat planı göstererek orada kapının çıkarılıp yerine bir tahta yerleştirildiği bir yer olduğunu söyledi. 30-40 cm’lik bir niş vardı. Federal savcıya bunu göstermişti. O noktadan oğlunu görmek kesinlikle mümkündü. Götzl bir tabureyi sordu. Halit’e erişebilmek için bu tabureyi uzağa fırlatmıştı ama bunu hatırlamıyordu. Internet kafede para ya da herhangi bir eşya eksik değildi, ama bunu sadece polisin anlattıklarından biliyordu. Götzl ardından olanların zamanlarına dair sorular sorarak eski sorgulamalardan bilgiler aktardı. Yozgat’ın 11:55’de telefon dükkanını açmış olduğunu söyledi ve tanık bunu doğruladı. Götzl sorgulardan bilgileri okumaya devam ederek saat 15’e doğru oğlunun işi teslim aldığını ve İsmail Yozgat’ın karısıyla birlikte alışverişe gitmiş olduğunu belirtti. 17:05’e doğru tekrar dükkana gelmişti. Yozgat bunu da doğruladı. Yozgat Götzl’e arabasını nerede park etmiş olduğunu çizdi. Aracı oğlu bir an önce yola çıksın ve okula zamanında yetişsin diye diye özellikle orada bırakmıştı. Götzl Yozgat’ın bir ifadesinden tam olarak dükkanın orada değil üç dört araba önde park etmiş olduğunu okuyunca tanık bunu doğruladı. Yozgat, Götzl’ün sorusu üzerine orada başka kişiler görmediğini söyledi. Yozgat kafenin arkasında da bir giriş olduğunu, cinayeti işleyenlerin acaba arka kapıdan mı kaçmış olduklarını merak ettiğini söyledi. Yozgat sol tarafta birinin telefonda olduğunu ve onun arkasında, ileride bir kadının olduğunu söyledi: Çığlık attığında kadın dışarı çıkmıştı. İnternet bölümünde iki kişi vardı. Kadın iddia edilene göre oradaki küçük bir odadaydı. Kendisi sadece bir kişiyi görmüştü, Afgan ya da Araptı bu kişi, emin değildi. Daha sonra bağırdığında kadın ve internet başındaki gençler oraya gelmişlerdi. Birini tanıyordu, Halit’in arkadaşı olan bir Lübnanlı ya da Filistinliydi. Kendisi sadece görünüşünden tanıyordu. Sorguya daha sonra ara verildi. Ardından avukat Kienzle Yozgat’ın cinayetin etkileriyle ilgili ifade vermek istediğini söyledi. Ama Götzl öncelikle erkek bir şahsın telefon etmiş olduğunu ve bu kişinin nerede telefon ettiğini öğrenmek istediğini söyledi. Yozgat, telefon ettiği yerin içeri girince solda olduğunu ama hangi kabin olduğunu şu anda söyleyemeyeceğini belirtti. Belki 3 ya da 4 numaralı kabin olabilirdi, kendisi olasılıkla beş numaralı kabine girmişti. Yozgat önce olası olan iki kabini gösterdi. Bu kişi ya bir Arap ya Pakistanlı ya da Afgan’dı, boyu normaldi ve ona biraz zayıf gelmişti. Ama yanılıyor olabilirdi, ne de olsa üzerinden yedi sene geçmişti. Yozgat herhangi bir kişinin bir şey yapıp yapmadığını hatırlamadığını, sadece oğluyla meşgul olduğunu söyledi. Götzl Yozgat’ın daha önce adamın telefonda olduğunu anlatmış olduğunu söyleyerek onun varlığının daha sonradan tekrar farkına varıp varmadığını sordu. Yozgat, polis memurlarının adamı sorguladıklarını anlattıklarını söyledi. Söylediğine göre onu bir daha görse tanıyacaktı. Ardından Yozgat’ın ifadesine geçildi. Avukatların ailelerin 850.000 Euro aldığını iddia ettiklerini söyledi. Yozgat’ın anlattığına göre Yozgat ailesi para talep etmemişti, ne ellerine para geçmişti ne de bunu istemişlerdi. Yozgat: “Hepinizden ve Alman devletinden sadece tek bir ricam var, bir isim istiyoruz, sadece tek bir isim. Oğlum 2 Ocak 1985’te Holländische Straße’de doğdu ve 6 Nisan 2006’da aynı adreste vuruldu. Bu Holländische Straße’nin isminin Halit Straße olarak değiştirilmesi bizim için çok önemli. Buu gerçekleştirirseniz size hayatımın sonuna kadar müteşekkir kalırım. Sadece size değil, hepinize. Teşekkürler.” Müdahil dava avukatı Schön masadaki kan damlalarını tarif etmesini istedi. Yozgat aralarında biraz mesafe bulunan küçük kan damlalarını bir parça kağıt üzerine çizdi. Ardından Schön Yozgat’a kadın ve adamın bunun üzerine oraya geleceği kadar, herkesin duyacağı kadar yüksek sesle bağırdığının doğru olup olmadığını sordu. Yozgat bunun üzerine kadının dışarı çıktığını, iddia edilene göre adamın da telefon kabininden çıkmış olduğunu söyledi. Ama kendisi oğlunu yere yatırmış ve o anda aklına çaycı gelmişti. Müdahil dava avukatı Narin internet kafe’nin kapısının açık durup durmadığını sorduç Yozgat açık olduğunu söyledi. Avukat Langer Yozgat’ın masanın üzerinde duran başka bir nesne hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Yozgat bir bozuk para olduğunu, 50 Cent olduğunu sandığını söyledi ve oğlunun kitaplarının masanın üzerinde nasıl yerleri bozulmamış şekilde durduğunu gösterdi. Para masanın ortasında duruyordu, ama olayın üzerinden yedi yıl geçtiğinden sadece tahminde bulunuyordu. Doğruları söylemek istiyordu. Ardından şöyle dedi: “Oğlum bir daha geri gelmeyecek. Onunla öte dünyada buluşacağım. Hayatım boyunca yalan söylemedim ve söylemek de istemiyorum.” Paranın tam olarak nerede durduğunu söylemesi mümkün değildi.

Avukat Sturm oğlunun kitaplarını sordu. Yozgat onların okul kitapları olduğunu ve akşam okuluna giderken yanında götürmesi gerektiğini söyledi. Sturm sorusunu netleştirerek durumu öğrenmek istediğini  söyledi ve oğlunun kitapları babasının daha sonra onları gördüğü yere mi bırakmış olduğunu sordu. Yozgat bunu bilmiyordu, ama masanın üzerinde göze çarpan, hasar görmüş bir şey yoktu. Sadece iki kan damlası vardı, ama orada birilerinin dalaştığına işaret eden başka hiç bir şey yoktu. Avukat Narath Yozgat’ın oğlunun kafası ve üst bedeninin ne kadar kısmının nişin içerisinde olduğunu hatırlayıp hatırlamadığını sordu.Yozgat sadece ayaklarının orada olduğunu, başının duvarda olduğunu söyledi. Duruşma 11:24’te sona erdi.
Bir sonraki tanık Emre E. idi. O zamanlar 14 yaşında olan E. 6 Nisan 2006’da cinayetin gerçekleştiği sırada Yozgat’ın internet kafesindeydi. Saatin 17 veya 18’e geliyor olduğunu söyledi. Kafede bilgisayar oyunlaro oynayıp çeşitli internet sitelerinde gezinmişti. Ardından boğuk bir gürültü duymuş ve bunun devrilen bir bilgisayardan geldiğini düşünmüştü. Bir kaç dakika sonra Halit’in babasının haykırışını duymuştu: “Halit, oğlum”. Babanın kalp krizi geçirdiğini ve oğlunu çağırdığını düşünmüş, ardından öne gelmişti. Halit orada yerde yatıyoru. Bunun üzerine yardım çağırmayı denemişti, sokağın diğer tarafında itfaiyeye air bir T5 (VW küçük otobüs) duruyordu ve onlara acil bir durum olduğunu söyledi. İtfaiye hemen yola çıktı ve o da geri döndü. Kafeye geldiğinde polis çoktan oradaydı. Dışarıda kaldı ve sonra polis tarafından götürüldü. E. arkada bilgisayar odasında oyun oynadığını anlattı. Girişin yeri biraz değişmişti ve kendisi tam olarak girişin karşısında oturmuştu, ama oturduğu yerden giriş bölgesini göremiyordu. Odada genç biri daha vardı, kendisinin solunda köşede oturuyordu ve o da bir şey göremiyordu. Götzl E.’nin adam internet odasına girdiğinde nerede olduğunu aordu. E. girişin karşısında oturduğunu, diğer gencin de sağda olduğunu söyledi. Odadaki 7 bilgisayarı hatırlıyordu, solda iki bilgisayar vardı ve ikisinin sağında oturuyordu. Başka birilerini görmemişti. Diğer gencin de yardım etmeye çalışan ilk kişi olduğunu düşünüyordu. Halit Yozgat tezgahın arkasında duruyrdu, tam olarak emin olmasa da kafasının duvara dayalı olduğunu düşünüyordu. Halit Yozgat’ın vurulduğunu ilk olarak polis saat 11,12 sularında karakolda kendisine anlattığında öğrenmişti. Ondan önce Yozgat’ın düşüp belki kafasını bir kenara çarptığını düşünmüştü. Götzl E.’nin daha başka sesler duyup duymadığını sordu. E. duymadığını söyledi. Baba gelene kadar ortalık sessizdi. Götzl’ün ne kadar süre kafede olduğunu sorması üzerine E. bilgisayarı bir saatliğine rezerve ettiğini, olayın bu sürenin sonlarında gerçekleştiğini söyledi. Sıklıkla dükkana gidiyordu, Halit Yozgat onun için “bir nevi bir abiydi”. Yozgat ona hep iyi davranmıştı. Halit, kafede olduğu süre içerisinde hiç arkaya gelmemişti ve E. de hiç öne gitmemişti. Götzl eski sorgulardan ifadeleri okumaya devam etti. E. yanında sadece 90 Cent olduğunu ve Yozgat’a buna rağmen bir saat internete girip giremeyeceğini sormuştu. E. bunu hatırlamıyordu. İfadesine göre bunun ardından adam gelmiş ve 7 numaralı bilgisayarın başına oturmuştu. Götzl bu adamın E.’nin tarif ettiği adam olup olmadığını sorunca E. bunu doğruladı. E. Halit’in tuvalete gittiğini ve bir daha onu görmediğini de söylemişti. Chat yaptığı sırada yaşı 30 ile 40 arasındaki kısa saçlı, bıyıklı ve üzerinde enine kahverengi çizgiler bulunan yeşil ceketli bir adam içeri girmiş ve birkaç kez orada birinin olup olmadığını sormuştu. E. bunu hatırlayamadığını söyledi. Yanlış hatırlamıyorsa gencin üzerinde beyaz bir t-shirt vardı. Götzl’ün okudukları üzerine E. Halit Yozgat’ın yüzükoyun yatmakta olduğunu ve büro sandalyesinin devrilmiş olabileceğini söyledi. Götzl bir kez daha E.’nin 30-40 yaşlarındaki kısa siyah saçlı ve bıyıklı bir adamı hatırlayıp hatırlamadığını sorunca E. hatırlamadığını söyledi. Götzl E.’nin ifadesinden patlamanın ardından bir kaç dakika daha internette gezinmeye devam ettiğini, Yozgat’ın babasını bağlantısının kesilmesinden iki dakika önce duyduğunu okudu. Ardından E. nerede oturduğunu taslağın üzerinde göstermek üzere öne gitti.

E. 4 numaralı bilgisayarın orada oturduğunu söyledi, sol taraftaki iki bilgisayardan sağda olanı gösterdi. “Filistinli” 7 numaralı bilgisayarın başındaydı. Götzl E.’nin orada bir kadın görüp görmediğini sordu. E. orada çocuğu ve puseti olan bir kadın olduğunu ve onların bir şekilde ortadan kaybolduğunu söyledi. Kadının nerede durduğunu bilmiyordu. Avukat Narin, dükkana giden kapının açık olup olmadığını hatırlıyor mu diye sordu. E. hatırlamadığını söyledi. Avukat Langer internet kafedeki rezervasyon sürecini ve nasıl ödeme yaptığını sordu. E. ya herhangi bir yere oturup sonra Yozgat’ın oradaki bilgisayarı kullanıma açtığını ya da önce bir saatliğine internete girildiğini ve vir saatin ardından bilgisayarın kullanıma kapandığını anlattı. Langer, yani öylece gidip bir bilgisayarın başına oturmak mümkün değildi, öncelikle bilgisayarın kullanıma açılması gerekiyordu diyerek durumu özetledi. E. hatırladığını bu olduğunu söyledi. Ama daha sonra ödeme yapmanın mümkün olduğunu doğruladı. Müdahil dava avukatı Clemm E.’nin polisle nasıl irtibata geçtiğini sordu. Birisi olay sırasında kimi internet kafede olduğunu sormuştu ve o da kendisinin orada olduğunu bildirmişti. Clemm başka kişilerin de kendilerini bildirip bildirmediklerini sordu. E. hatırlayamadığını söyledi. Ama 2006’da 7 numaralı bilgisayardaki genç adamın ve orada birinin olup olmadığını soran adamın polis tarafından kayıt altına alınmış olduğu ifadesini vermişti. E. bunu da hatırlamadığını söyledi.

Avukat Sturm bilgisayar kullanıldığı süreyi gösteriyor mu diye sorunca E. gösterdiğini söyledi. Ekranda görünüyordu bu. Zamanları tam olarak söyleyemiyordu, yer düşme sesi olduğunu düşündüğü gürültünün ardından internette gezinmeye devam etmişti ve Yozgat’ın babasını duyunca ön tarafa gelmişti. Ardından Götzl bilgisayarla ilgili anlattıklarına dair bir soru sordu. Daha önce ifadesinde 3 numaralı bilgisayarın başında olduğunu, oranın en sevdiği yer olduğunu, görüş engeli daha yüksek olduğundan ön tarafı göremediğini söylemişti. E. normalde öyle olduğunu ama o sırada 4 numaralı bilgisayarın başında otuduğunu söyledi. Götzl E.’nin daha sonraki sorgularından birinde verdiği bir ifadede bir adamın içeri girip orada birinin olup olmadığını sorduğunu, bunun kısa süre ardından adamın tekrar içeri girip bir kez daha orada birinin olup olmadığını ve E. nin birşey bilip bilmediğini sorduğunu ve ardından yine öne gittiğini söylemiş olduğunu okudu. Adam para ödemek istediğini söylememişti. Yaklaşık 40 yaşlarındaydı, siyah saçları ve bıyığı vardı, koyu tenliydi ve Türk değildi. E. bunları hatırlamadığını söyledi. Sorgulama 12.09’da sona erdi. Ardından tercümanıyla birlikte orada olan tanık Ca.’nın sorgusu başladı. 33 yaşındaki Kasselli Ca. 6 Nisan 2006’da Türkiye’ye telefon açmak için çocuğuyla birlikte internet kafeye gittiğini söyledi. Onu adam karşılamıştı. Aile odasında kapıyı kapamış, telefon etmiş ve yaklaşık 10 dakika sonra çığlıkları duyup belki bir kavga olduğunu düşünmüştü. Babanın yüksek sesle bağırdığını duyunca dışarı çıkmıştı. Evde kendini kötü hissetmişti, hamileydi ve hastaneye gitmişti. Orada yatması gerekmiş ve erken doğum yapmıştı. Tanık anlatmayı bıraktı ve “gerginim” dedi. Başhakim Manfred Götzl başta o zamanki saate dair olmak üzere birkaç soru sordu. Saat 15’e yaklaşıyordu ve içeride 5-10 dakika konuştuktan sonra dışarı çıkmıştı. Çocuğu yanında oynuyordu, o yüzden adamın çığlığına kadar çok bir şey duymamıştı. Pusetiyle dışarı çıkmıştı ama puseti tekrar eve götürmemişti. Onu internet kafedeki adamın oraya bırakmıştı. Vurulan adam diye ekledi. Onun dışında kimseyi görmemişti. Götzl bulunduğu telefon odasını sordu. Adamın oturduğu yerin arkasındaydı bu oda. Bu yüzden bugün hala kapalı mekanlardan ve gürültülü yerlerden korkuyordu. Telefon ettiği sırada kızının tatlı birşeyler almak üzere bir kez dışarı çıktığını söyledi. Götzl ardından 7 Nisan 2006 tarihinde Kassel kliniğinde gerçekleşen bir sorgudaki ifadesinden alıntılar yaptı: “kızım içeri geldikten sonra üç dakika daha geçti”, “ardından “tak tak tak” diye üç gürültü”, “sanki dışarıda biri odanın duvarına vuruyormuş gibi”. Bu ifadelerle ilgili olarak bugün: “Bunu kızım mı başka biri mi yaptı bilmiyorum.” Ama kabinin kapısına vuran olmamıştı, silah seslerini de duymamıştı. Kabinin kapısına kimse vurmamıştı ve babanın çığlık atmasından üç dakika önce ona sanki siyah ceketli biri oradan geçmiş gibi gelmişti. Yüzünü görmek mümkün değildi, çünkü cam bulanıktı. Mahkeme heyeti başkanı hakim Götzl bir kez daha 7 Nisan 2006’nın sorgu tutanağından o zamanki soruları ve cevapları okudu. “Silah sesi gibi gürültüleri duydunuz mu?”-“Öyle olduğunu düşünmedim, daha çok biri bir sandalyeyi duvara vuruyor gibiydi.” Tutanağa geçirilmiş “daha sonra birisi dışarıdan kapıya vurdu, bir ya da iki kere” cümlesini tanık bugün reddetti: “Kapıya vurulmadı. Sanki biri oradan geçiyormuş gibi siyah bir şey gördüm.” O zamanın sorgu tutanağında “uzun boylu bir adam, uzunluğunu tam olarak bilmiyorum, kocamdan uzun, kocam 1.72” yazıyordu. Götzl okumaya devam etti: “Daha sonra (adamın kapıya vurmasından sonra) bir iki dakika daha telefon etmeye devam ettim ve ardından vedalaştım. O kişi gitmişti. Ardından telefonu kapadım ve dışarı çıktım. Kabinin kapısını açınca bir gence çarptım.” Tanık bu anlattıklarını ve “dükkandaki babanın çığlığı da neredeyse aynı zamanda duyuldu” cümlesini bugün de doğruladı. Tanık bir taslağın üzerinde nerede telefon ettiğini gösterdi. Avukat Wolfram Narath dışarı çıkığı sırada baba ve yaralı veya ölü oğlunun dışında başka birini daha görüp görmediğini sordu.  Internet bölgesinde daha önce birileri vardı. Dışarı çıktığı sırada adam yüksek sesle bağırıp oradan oraya koşturmuştu. Götzl avukatın dikkatini tanığın yerini terkettiği esnada genç birine rastlamış olduğunu doğruladığına çekti. Narath buna rağmen bir kez daha dükkanın ön bölümünde birini görüp görmediğini sordu. Tanığın bu konuyla ilgili aklına gelen başka bir şey yoktu.

Bu sorgunun ardından müdahil dava avukatı Seda Başay saat 12:35’e doğru  kendisi, avukat Lucas ve avukat Kienzle’ye ait bir delil talebini okudu. Talep Andreas Te.’nin halen Federal Başsavcılık’ta bulunan dosyalarına yönelikti. Aralarında telekomünikasyon gözetleme dairesinin dosyaları da vardı. Başay’ın sunduğu gerekçeler arasında şu da vardı: “Tanık Hessen Eyaleti Anayasayı Koruma Dairesi’nin cinayetin kısa süre öncesinde ya da esnasında olay yerinde olan bir çalışanı.” Soruşturmalar Andreas Te.’nin orada internete girdiğini ortaya çıkarınca telefon görüşmeleri incelenmişti ve bu onun Anayasayı Koruma Dairesi için çalıştığının bilinmesinden önceydi. 17:19’da Kassel’deki bir gruptan Te.’nin kaynakları arasında bulunan sağ eğilimli bir kişiyle görüşmüştü.  Bu kaynağı sorgulamaya dair tüm çabalar Hessen Anayasayı Koruma Dairesi tarafından reddedilmişti. Bunun da ötesinde polisin bir dinleme tutanağından Te.’nin amiri ile bir otoyol dinlenme tesisinde buluştuğu, konuşmanın  bir görev merkezinde açıkça gerçekleşmemesi gerektiği ortaya çıkmıştı. Kriminal polis direktörü Ho.’nun ifadesine göre Eyalet Dairesi’nde işbirliğine yanaşmamışlardı, bunun yerine “cinayet suçu” benzeri ifadeler söz konusuydu. Ho., Federal Meclis Araştırma Komisyonu’nda “anlatabileceği herşeyi anlatmadığı şüphesine kapıldık” demişti. Psikoloji uzmanları da aynı şekilde Te.’nin tam olarak açık olmadığı şüphesini dile getirip “tamamen inandırıcı değil” demişlerdi,
“çünkü Bay Te.’nin silah seslerini duyması gerekiyordu” ve “büyük bir olasılıkla cesedi de görmesi gerekiyordu”, “ne de olsa 190 cm uzunluğundaydı.” Kassel Savcılığı nihayetinde duruşmayı durdurmuştu, ancak soruşturma dosyaları buradaki duruşmann dosyaları arasında değildi.
Başay’ın anlatmaya devam ettiği üzere bu önemli tanığın sorgulanması sadece bu dosyalar ve içerikleri sunulursa mümkün olacaktı. Dosyalar eksiksiz olarak açığa çıkarılmadığı sürece yapacakları bir sorguya karşı çıkılacaktı. Götzl biraz sinirlenerek tepki verdi: “Dilekçenin çok daha önce verilmesi gerekiyordu.” Ardından 14:00’a kadar öğlen arası verildi.

Saat 14:08’de ilk olarak Federal Savcı Herbert Diemer verilen dilekçeye dair görüş bildirdi: Zaten kapının önünde bekleyen bir tanığın sorgulanmasına karşı çıkılmasını haksız buluyordu. Federal Yüksek Mahkeme’de Başsavcı olan da Federal Savcılık adına buna karşı çıktı. Te.’nin cinayete karışmasına veya ondan cinayetin arka planına dair bilgi edinilmesine dair bir dayanak yoktu. Bu yüzden bu dosyanın bölümlerini, şahsın ve dosyada bahsi geçen kişisel şeylerin korunması için başvurulmayan ipucu dosyaları olarak görmeleri gerekiyordu. Dilekçeyi verenler dosya bölümlerini Federal Başsavcılık’ın çoktandır Federal Savcılık’ın binasında inceleyebilirlerdi. Savunma ve müdahil davadan davacılar bunu çok önce yapmışlardı.
Avukat Rabe dosyaların burada ellerinde bulunması görüşünde olduklarını söyledi. Te.’nin inandırıcılığını sınamak için kendisinin bütün sorgulamalarının bilinmesi gerekiyordu. Avukat Lucas dilekçenin zar zor ama zamanında verildiğini, “sürecin tabii ki en iyi şekilde yürümediğini” ekledi.
Avukat Dierbach tanık Te.’nin, hakkındaki tüm bilgilerin önem taşıyacağı kadar önemli bir delil olduğuna dikkat çekti. Bu açıdan dosyalara başvurulması yönündeki dilekçeyi destekledi. Tanık korumayla ilgili olarak da tanığın bilgilerin önemli bir kısmını kendiliğinden açığa sunduğunun, çünkü yazılı basına ve radyoya açık şekilde konuştuğunun göz önünde bulundurulmasını istedi.
Müdahil dava avukatları Götzl’e, verilen dilekçeye rağmen Te.’nin sorgusuna başlanmasını ve sorgunun dosyaların olası tesliminin ardından devam etmesini teklif ettiler. Avukat Rabe buna katıldığını belirtti: “Biz de taviz olasılıkları üzerine kafa yorduk.  Eğer mahkeme kabul ederse…” Götzl sinirlendi: “Hiçbirşeyi kesin olarak kabul edemeyiz, Sayın Avukat Rabe, bana hiçbir şeyi zorla kabul ettiremezsiniz (…) Şu anda beni baskı altına sokmak için bunu hemen kullanmanız gerektiğini ifade ettiniz.” Biraz düşünüp taşındıktan sonra Götzl karar verdi: “Gerçekler ortada, şu an saat iki buçuk, tanığın sorgulanmasına zaten ara vermek zorundayız. Bugün bitirmemiz hemen hemen hiç olası değil, daha sonra bunu her zaman tartışabiliriz.” Federal Yüksek Mahkeme’de Başsavcı Weingarten ısrar etti: “Tüm pragmatizmle dosyalara başvurulması hukuki bir mesele.” Dosyalar özel hayatı ilgilendiren bir çok bilgiyi içeriyor. Weingarten bu talebin “boş isteklerin ötesinde” daha ayrıntılı şekilde gerekçelendirilmesinin gerekli olduğunu ekledi. Götzl şikayet etti: “Bay Weingarten, o zaman dinlemediniz, çünkü burada mesele sorguya başlayıp başlamayacağımız.”

Ardından tanık Andreas Te.’nin sorgulanmasına başlandı. 46 yaşındaki tanık mesleğinin “Hessen Eyaleti memuru” olduğunu söyleyip Hofgeismar’daki bir ikametgahı adres olarak gösterdi. Her zamanki istisnaları içeren bir ifade izni mevcuttu. Götzl Halit Yozgat’ın 2006 yılında internet kafede öldürülmesini hatırlatarak sordu: “O zamanlar yaptığınız gözlemleri ve neden orada olduğunuzu bilmek istiyoruz.” Öncelikle tanığa Ceza Muhakemeleri Usülü Kanunu’nun 55. maddesine göre soruşturma başlatılması tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa ifade vermeyi reddedebileceğini anlattı.

Te. o gün mesaisinin sonrasında arabasıyla kafenin oradan geçtiğini ve kafenin önünde durduğunu anlattı. Bir chat portalında kendisine bir haber gelip gelmediğine bakmak için bir kaç dakikalığına içeri girmek istemişti. Orada ilk bulunuşu değildi, kafeyi uzun zamandır biliyordu. İçeri girmiş ve Bay Halil Yozgat ona bir yer göstermişti. Bir bilgisayarın başına oturmuş, internete bağlanmış ve rekonstrüksiyondan bildiği gibi 10 dakika boyunca internette dolaşmıştı. Ardından evine gitmek istemiş, internetten çıkmış ve programı kapatmıştı. Te. anlatmaya devam etti: “Ödeme yapmak için öne gittim. Bay Yozgat’ı görmedim, belki dışarıda kafenin önündedir diye kapının oraya gittim. Bir kez daha içeri girmişti, hatırladığı kadarıyla bir kez daha arka taraftaki odaya da gitmişti. “Tuvalette mi diye baktım, kısa bir an için ön odada durdum ve eve gitmek istediğim için gereken miktarı ödededim ve bir daha geldiğimde parayı tezgaha koyduğumu söyleyecektim. Böyle yapmamın yanlış olmadığını umdum.”

Bir sonraki gün, yani cuma günü izni vardı; olaydan pazar günü yerel bir gazete aracılığıyla haberi olmuştu. “Allak bullak oldum” diye anlattı Te. “Pazartesi sabahı görev yerimde mesai kartımı gördüm, çarşamba günü mesaim erken bitmişti, buna karşılık perşembe günü cinayete yakın saatlerde ve bunun olaayacağını, sadece çarşamba günü olabileceğini düşünmüştüm.” Bu “yanıltmacaya” inanmıştı, “yine de olay yerinde 24 saat önce bulunmuş biri olarak da polise haber verebilirdim. Bunun bir hata olduğu ortada.” 21 Nisan’da polis ona gelmiş ve olayın olduğu gün kafede olduğunu söylemişti. Polis tarafından emniyet müdürlüğüne götürülmüştü, 22’sinde gitmesine izin verilmişti, ancak takip eden dönemde çok sayıda sorgulamaya maruz kalmıştı. Götzl, “polise haber vermeyi hiç düşünmüş müydünüz?” diye sordu. Tanık Te. heyecanlanarak anlatmaya başladı: “Çalıştığım yerde biriyle görüşebilirdim, poliste, ama daha yeni evli olduğum için ve chat işi uygunsuz olduğu için bunu yapmaya korktum. Ve işimle ilgili olarak internet kafenin yakınında gözetlediğim bir konu vardı, bu yüzden olumsuz bir etkisinin olası olduğunu düşündüm.” Internet kafe hiçbir zaman iş faaliyetlerine konu olmamıştı. Götzl neden “işiyle ilgili dezavantajlar” olacağını düşündüğünü sordu. Te. gözetlediği objenin yakınlığı nedeniye bunun “bir muhbir başına yakışacak bir davranış olmadığını”, “neden objenin yakınlarında dolanıyorsun” deneceğini söyledi. Götzl cevap almaya çalıştı: “Belki bize faaliyetinizi anlatırsınız, burada hangi objeden bahsettiğinizi.” Ve tanık Te. anlattı: “İnsan kaynaklarını yönetmekle meşguldüm, başlıca görev alanım İslamcılık’tı.” Bu şekilde öncelik koyma, tanık olarak başvurma konusuyla ilgili olarak bugünkü bakış açısından kesinlikle yanlıştı. Kendisine tuhaf gelmeyen hiçbir şey algılamamış olması bunu kolaylaştırmıştı. Ve ona (Yozgat’a) geçmişte de rastlamadığı olmuştu. Neden böyle davranmış olduğunu kendine açıklamakta da güçlük çekiyordu, ama maalesef öyle olmuştu.

Götzl kaynaklara, ana faaliyet alanı İslamcılık’a ve kaynaklarının sayısına dair soru sordu.” “İslamcılık alanında beş ve aşırı sağcılık alanında bir kaynak”. Götzl bunun yanında bu zaman çerçevesi içerisinde, öncesinde ve sonrasında aşırı sağcılık alanından hangi kaynaklarla bağlantısı olduğunu bilmek istiyordu. Te. bunu kendisinin hatırlamadığını, ancak Federal Başsavcılık ‘ın 2012 Mart ayında yaptığı bir sorgu sonrasında rekonstrüksiyonunu yaptıklarından bildiğini söyledi: “Orada olay gününde bu kaynakla iki telefon görüşmesi yaptığım iddia edildi.” O ana kadar bunun farkında değildi ve o güne kadarki polis sorgulamalarında da konu edilmemişti. İş takvimini polise teslim etmeyi teklif etmiş ve takvimi Kasselli bir komiser ile birlikte incelemişlerdi. Kaynak ilk olarak onu aramayı denemiş olmalıydı. O da daha sonra ofisinden kaynağını aramış ve 10 Nisan Pazartesi için görüşme ayarlamıştı. Takvime not ettiklerinden konunun ne olduğunu anlayabiliyordu. “Kaynaklara para ödeniyordu, bu şahsı daha önce görmemiştim, bu da parasının ödenmesi gerektiği ve parasını alması için bir görüşme (…) ayarladığım anlamına geliyordu.” Götzl akşamüstü gerçekleşen ilk telefon görüşmesini sordu. Te. bunu hafızasında canlandıramıyordu.  Ama polis saati tespit etmişti. Kendisi ilk olarak başka bir kaynakla dışarıdaydı, daha sonra bürosunda çalışmıştı. Büroya dönmesi ile mesaisinin bitimi arasındaki zamanda olmalıydı. Götzl kaynağın verdiği bilgileri sordu. Tanık, “aşırı sağcı parti çevreleri” alanının sözkonusu olduğunu söyledi. Kaynağın tam hedef nesnesinin ne olduğu sorusu, Federal Meclis’in Araştırma Komisyonu’nun hukuki bir açıklamasının zaten  bir parçasıydı. Hedef nesnesinin tam olarak ne olduğunu orada açıklama izn yoktu, ama “spektrumda pek fazla önemi olmayan bir parti” sözkonusuydu. Ne bu kaynak ne de görevi teslim aldığı ilk kaynak fazla başarı sağlamamıştı: “Bu işe yeni başlayan birinin işe uygun olup olmadığına bakmak gerek ve o noktada ona daha yüksek değerdeki kaynaklar aktarılmaz.” Götzl Te.’ye ne zamandan bu yana Eyalet Anayasayı Koruma Dairesi’nde çalıştığını sordu. Te., daha önce Almanya Posta İdaresi’nde görevli olduğunu söyledi. 1994 yılının Şubat ayında başvurusunun ardından Posta’dan üç aylığına Eyalet Anayasayı Koruma Dairesi’ne transfer olmuştu. Mayıs 1994’te başka yere atandı ve öncelikle Südhessen’de bilimsel gözlem bölümünde çalıştı. 1998’de memleketine dönme imkanı doğdu. Kassel dış şubesinde soruşturmacı olarak çalıştı, resmi yetkililerden (örneğin pasaport ve nüfus dairelerinden) bilgi ve resimler edindi. Ardından 2000 yılında terfi imkanı doğdu. 1 Ekim 2000’den 2003 yılına kadar Kassel İl İdare Başkanlığı’nda bunun için eğitim aldı ve eğitiminin ardından kaynak yönetimi görevini aldı. Eylül sonu/Ekim başında kaynakla ilk görüşmesi gerçekleşti. Bu faaliyeti 21 Nisan 2006’da açığa alınmasına kadar sürdü. Götzl bir kez daha “söz konusu günün” öncesi ve sonrasında kaynağıyla yaptığı konuşmaları sordu. Te.: “Her zamanki gibi bu parti hakkındaki bilgi almaya çalıştım. Bu yavaş ve zahmetliydi, sepeplerden biri de partinin büyük bir faaliyet göstermemesiydi. Bu yüzden her görüşmenin ardından bir rapor tamamlayacak kadar malzeme olmuyordu elimde.” Kısmen sadece genel meseleler konuşulmuştu. Kişisel şeyler de konuşulmuştu, “tabii ki kaynakla ilgili, benle ilgili değil”. 10 Nisan’daki bu görüşmeye dair “esasen hatırladığı bir şey yoktu”, ama konuşmanın gün içerisinde gerçekleştiğini yeniden canlandırabiliyordu. Pazar günü cinayeti öğrendiğinden o gün duygusal olarak allak bullaktı. “Ve o gün aklım tabii ki görüşmeyi gerçekleştirecek güçte olmadığım düşüncesiyle meşguldü.” Olayla ilgili bilgi almış olması ise ihtimal dışıydı “bunu hatırlayabilirdim,  kafama sokabilirdim. Ama konunun ne olduğunu artık hatırlamıyorum ve kayıtlarıma da artık ulaşamıyorum.” Bir rapor yazıp yazmamış olduğunu bilmiyordu, çünkü 2012 yılında bile bu buluşmayı artık hatırlamıyordu ve ilgili dosyaları inceleme fırsatı olmamıştı. Götzl “cinayetle ilgili kesinlikle bir bilgi edinmedi mi” diye tekrar sordu. Te: “Hayır”. Kaynağıyla bu konu hakkında konuşmuş muydu? “Evet, Federal Meclis Araştırma Komisyonu’nda bana söylenenlerle ilgili konuştu ve bunları hızlıca geçiştirdim ve konuyla ilgili çok az konuştum. Hatırladığı bir şey yoktu artık. Götzl bir çelişkiye dikkat çekti: “Bir yandan “çok az konuştuğunuzu” söylüyorsunuz, öte yandan “konuşmayla ilgili bir şey hatırlamadığınızı.” “Fazla konuşmadığımı geçen sene bana okunan eski notlardan öğrendim.”

Bu günden önce kaynağıyla son bağlantısı ne zaman gerçekleşmişti? Bunu çıkaramıyordu. Ama takvimlerinden bulması mümkündü, takvimleri Federal veya Federal Savcılık’tan edinebilirlerdi. Götzl “Günle ilgili olarak bu yanlışı nasıl yaptınız? Aralarında fazla bir gün yoktu.” Dedi. Te., mesai kartına göre çarşamba günü işinin daha erken bittiğini ve perşembe günü, polisle yaptığı konuşmalardan bildiği üzere en erken 16:45 gibi çıktığını söyledi: “Bundan sonra kafamda olan, bunun  o perşembe olamayacağı düşüncesiydi.” Esasında “benimle ve bu olayla bağlantımla ilgili bilgileri okuyan herkes gibi gelmişti bana da: Gerçek olamaz bu, dışarı çıkıyor ve ardından olay patlak veriyor.” Bunu kendisi de anlayamamıştı. Ve o noktada “ah, çarşamba günü her zamankinden önce çıktın, o halde bu çarşamba olmalı” düşüncesi ona yardımcı olmuştu. 21 Nisan’da kendisine bunun böyle olmadığı “ağır şekilde açıklanana” kadar tahmini buydu. Gazetede polisin bigisayarı incelediğini okuduktan sonra kısa bir süre “başvurmana gerek yok, 24 saat öncesini değerlendirmezler” diye düşünmüştü. Bunu nasıl ve ne zaman öğrenmişti? Böyle bir şeyin yapılacağını gazeteden okumuştu. 21 Nisan’ın hemen öncesindeydi. “Nasıl böyle bir fikre vardım, böyle bir yanılgıya kapıldım, bu düşünce beni yedi yıl boyunca meşgul etti.” Götzl ayrıntıya girmek istedi: “Dayanak noktası pazar günü gazetede yayınlanan yazıydı.” Götzl çok az gün geçtiğini, bunun kısa bir zaman aralığı olduğunu, aylar sonra olmadığını ve buna şaşırdığını söyledi: “Çok kısa, sadece bir kaç gün öne gerçekleşmiş olaylar söz konusu, bunu anlamakta zorlanıyorum.” Baş hakim tanığın çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi ve pazar günleriyle ilgili olarak hangi düşüncelere kapıldığını bilmek istedi, “diğer günlerde ne olmuştu?” Chat yapmaya orada başladığı için önceki zamanda oldukça sık internet kafe bulunduğunu söyledi Te. “Tek tek günlerle ilgili bir şey demem mümkün değil, çarşamba, salı, cuma oradaydım diyemezdim.” Bu yüzden bunu kontrol etme şansı olmamıştı. Ve bunun sadece çarşamba günü olabileceği düşüncesi aklına yerleştikten sonra maalesef çok hızlı şekilde bu açıklamaya geri dönmüştü. “Ne yazık ki bunun yanlış olduğunu biliyorum (…) Hiçbir şekilde bundan gurur duymuyorum, aksine.” Mahkeme Heyeti Başkanı Götzl buna “bu başka bir mesele” diyerek karşılık verdi ve Te.’nin o hafta başka günlerde internet kafede olup olmadığını sordu. Te. olduğunu tahmin ediyordu. Kassel’deki çeşitli internet kafelerde bulunmuştu, giderek daha sık gidiyordu, o yüzden ne zaman nerede olduğunu söyleyecek durumda değildi artık.

Götzl sorgulamaya devam etti: “Anlattıklarınızdan anladığım, büroda herşeyi yeniden canlandırmaya çalıştığınız.” Te. o esnada “cinayete o kadar yakın bir zamanda olup da Bay Yozgat’ın masasında olmadığından başka hiçbir şey farketmemiş olmam mümkün olamaz” düşüncesini içselleştirmesinin maalesef işini kolaylaştırdığını söyledi. Ama daha sonra da bir psikologla yaptığı görüşmelerde, bunun bir açıklaması olup olamayacağını anlamaya çalışmış ama psikoloğun yardımıyla da bir sonuca ulaşamamıştı: “Bu yanılgı hayatımda hiç anlayamadığım, ama geriye almamın mümkün olmadığı bir nokta.” Daha sonra bir düzeltme yapmış mıydı? Yanıldığını polis 21 Nisan’da ona o gün orada olduğunu söylediğinde anlamıştı: “Orada gerçekleri öğrendim.” Götzl tanığın bahsettiği mesleki ve kişisel kaygıları sordu. Te. gözlenen diğer objenin yakınında olmaması gerektiğini düşündüğünü söyledi. Özel hayatında da yeni evlenmişti, ilk ortak çocuklarının dünyaya gelmesini bekliyordu ve ilişkisiyle ilgili endişe duymuştu. “ Hiçbir şeyin farkında olmadan kendime bu kadar yakın bir zamanda orada olduğunu söylemiş olması mümkün değildi” ayrıca kişisel şeyler ve o zamanki yaşam düzenindeki belli bir değişim Te.’ye göre “bu ’24 saat önce’ fikrine geri dönmesine” neden olmuştu. “21 Nisan’a kadar geçen zamanda hiç kimseyle konuşmadım, karımla bile konuşamayacağımı düşünüyordum, görev yerimden biriyle konuşursam orada ne aradığımı soracaklarından korkuyordum. Ve tabii ki insani açıdan da: “Daha yeni evlendiniz, neden chat yapıyorsun” Götzl karısının ziyaretlerine karşı olup olmadığını ve bunların işiyle ilgili sonuçları olup olmadığını bilmek istiyordu. Tanık işiyle ilgili korkunun öznel olduğunu, işvereninin örneğin kendisine “bu bölgeye girmek senin için bir tabu” denmesi gibi nesnel bir sebebi bulunmadığını söyledi. Karısının da nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. Karısı bunu öğrendiğinde başka bir durum oluşmuştu. Götzl bir çelişkiye işaret etti: “Madem hiçbirşey olmayan bir zamanda bir internet kafede bulunduğunuzu düşünüyordunuz neden şok oldunuz? Önceden tanıdığı Bay Yozgat’ın öldürülmesi onu şoka sokmuştu. Ve “bu şeyler de” onu tabii ki germişti. Götzl inatla sormaya devam etti: “Objektif olarak bakarsak ne karınız ne de işvereninizden korkmanız için bir sebep yoktu”, o zaman korkusunun sebebi neydi? “Doğabilecek sonuçlardan çok korktum” diye başladı Te. ve Götzl açıkça ifade etti: “kanımca burada çok fazla “belki” var. Ve ardından çok net bir şekilde söyledi: “Ortaya çıkan soru bu işe karışmamak mı istediğiniz, bu soru ortaya çıkıyor.”  Te. eğer bir şey farketseydi bu fikre asla kapılmayacağını temin etti. Daha sonra “tabii ki konuşmayı aramıştı.”Götzl önceki sorusunu kendisini olayın dışında tutmak istediyse korkusunun muhtemelen anlaşılır olduğunu söyleyerek gerekçelendirdi. Te. “hayır” dedi. Öznel endişelerini abarttığı için bu korkulara teslim olmuştu. Korkusunun bir şey farketmekle hiçbir ilgisi yoktu.

Götzl bir kez daha haftanın diğer günlerini sordu. Haftaiçi salıdan perşembeye gün içerisinde farklı saatlerde gayet normal şekilde işlerini yaptığını anlattı Te. . Salı günü Dortmund’daki cinayet gerçekleştiğinde bir iş görüşmesi olduğunu biliyordu, çünkü o gün nerede olduğu konu olmuştu. Çarşamba gününe dair hatırladığı bir şey yoktu. Cuma günü izinliydi, çünkü annesinin doğumgünüydü. Cumartesi gayet normal geçmişti. Pazar günü gün içerisinde gazeteden cinayeti öğrenmişti. Götzl ikna olmadı: “Pazar, cumartesi, cuma devreden çıktığına göre rekonstrüksiyonunuz sadece iki güne dair, bu durumda sadece salı günü söz konusu.”  Te. mesai kartındaki damgalardan maalesef “o gün vaktin vardı ve oraya gittin” sonucuna vardığını söyledi. Maalesef konu üzerine gerektiği kadar ayrıntılı şekilde düşünmemişti. Götzl 20 dakikalık bir ara verdi ve tanıklara döndü: “Zamanı olanları yeniden düşünmek üzere kullanabilirsiniz.” Tam 15:45’de duruşma yeniden başladığında Wohllben’in avukatı Narath salonu terketti.

Götzl tanığa ısrarla sormaya devam etti: “Salıdan pazara kadar olan günleri yeniden özetledik ve uzatılmış bir haftasonunuz olduğunu tespit ettik. (…) Internet kafedeki ziyateriniz bu uzatılmış hafta sonu tatilinizden önceki son ziyaretinizdi.” Bu yüzden nasıl olup da “çarşamba” günüyle ilgili yanlış tespit yaptığınız sorusu ortaya çıkıyor. Te. şöyle cevap verdi: “Az önce 15 dakika boyunca burada oturup bir cevap bulmaya çalıştım. Bu ilk sefer değil, bu konuyu 2006 senesinden beri düşünüp duruyorum (…) Bugüne kadar bir cevap bulamadım, ben de kendimi anlamıyorum.” Altı, yedi yıldan bu yana bu konuyla ilgileniyordu ve “tüm olanları çözümleyip, o zamanlar kendine ne olduğuna dair” o da bir cevap bulmak istiyordu.

Götzl 1998’e kadar geçen dört yıl içerisinde gözlem memuru olarak hangi görevlere sahip olduğunu sordu. Te. her zaman başka memurlarla grup olarak çalıştıklarını anlattı. Farklı zaman aralıklarında farklı gözlem nesneleri, insanlar, binalar, araçlar üzerine çalışıyorlardı. Grup bir araya gelip vardıkları sonuçları yazılı şekilde bir araya getiriyor ve grup yöneticisi de raporu yazıyordu. Götzl yani olayları özetlemeye alışkın olduğunu söyledi: “Böylelikle nasıl olup da böyle yanlış bir zamansal tespite vardığı sorusu ortaya çıkıyor.1 Te. bir gözlem esnasında dikkatin özel bir hedefe yöneltildiğini, eğitimlerin etrafını normalde herkesin kişisel olarak yaptığından daha iyi algılamasına yol açmadığını iddia etti.

Mahkeme heyeti başkanı bir sonraki soru kompleksini yeniden Te.’nin internet kafeyi ziyaretine ayırarak zamanlamaları ve Te.’nin nerede durduğunu sordu. Te. Halil Yozgat’ın ona yerini gösterdiğinden ve arka odada yalnız olmadığından emin olduğunu söyledi. Belki on dakika sonra internetten çıkmış ve yeniden arabasına binmek istemişti, “bunlar kendi hatırladıklarıydı.” Götzl ne zaman orada olduğunu sordu. Zamanın kendisine dafalarca söylendiği çok sayıda sorgunun ardından bunu bildiğini söyledi Te. beşe çeyrek kala mesai kartına damgasını basmıştı, yol sadece bir kaç dakika sürüyordu. Polisin belirttiği saatlere göre beşe kısa bir süre kala internete girmiş ve beşi biraz geçerek internetten çıkmıştı. “Odanın oldukça ortasında” bir bilgisayarın orada oturmuştu. Bilgisayardan gelen haberlere bakmış ve bir şey yazmıştı, hatırladığı kadarıyla sadece bu chat portalında bulunmuştu. Neden bunu uzatılmış haftasonu tatilinden önce yapması gerekiyordu? “Gayet sıradan şekilde haberlere bakmak için, belki bir de bir şey yazmak için” dedi Te.. Götzl kafedeki diğer kişileri sordu. Te. anlattığına göre odada tek başına olmadığını biliyordu ama diğer kişilere dair bilinçli olarak hatırladığı bir şey yoktu. “Orada yaptığım şeyle ilgilendim ve diğer kişilere dikkat etmedim. Aslında orada herkes tek başınaydı.” Kimseyle konuşmamıştı. Internet kafe iki odadan oluşuyordu: Ön odada Bay Yozgat’ın yazı masası vardı, devamında çifte duvarlı bir koridor vardı ve onu geçince de arkadaki biraz karanlık olan odaya geliniyordu. Bilgisayarın başından kalkmış ve doğrudan koridordan geçerek öndeki odaya gelmişti. Orada kimseyi görmediğinden bir kaç adım atıp sokağa çıkmış, orada bakınmış, ardından yeniden arkadaki odaya dönmüştü. Sonrasında yeniden öne gitmiş, cüzdanını açmış, 50 cent çıkarmış ve masaya koymuştu.  Götzl bunun ne kadar sürdüğünü bilmek istedi. Sokakta sağa sola bakmış ve ardından yeniden içeri girmişti. Arka odanın orada da kısaca bakınmıştı: “Sonra parayı oraya koymak için cüzdanımı çıkarana kadar fazla zaman geçmiş olamaz, kısa bir andı.” Parayı masaya koymuş, üzerinde bir kaç bozukluk olan bir tabağa koymuştu. Ne zamandır bu internet kafeye geliyordu? Te., en azından 2003’ten bu yana olduğu söyledi. İlk gelişinin sebebi henüz yönetim yüksek okulunda olduğu zamanlarda evdeki internet bağlantısıyla ilgili sorunlar olmasıydı. O zaman kafeyi görmüştü ve istisnai olarak mailleri kaydetmek için kendi disketini götürme imkanı var mı diye merak etmişti. Bay Yozgat ona bu imkanı sağlamıştı. Bu yüzden daha sonra da oraya gitmişti, o zamanlar belki haftada iki kez, bunun üzerinden 10 yıl geçmişti. Son olarak chat yapmaya başladığı zamanlarda gitmişti ve yeniden çok sık olarak, “haftada mutlaka üç dört kez”. Götzl ödemeyi nasıl yaptığını sordu. 6 Nisan dışında parayı şahsen Halit Yozgat veya babasına vermediği bir durum olmmaıştı. Bir keresinde içeri girerken onu görmemişti ve bilgisayarı kullanmadan dışarı çıkmıştı. Götzl Bay Yozgat gelene kadar beklemeyi düşünmedi mi diye sordu. Te. aksi yönde karar verdiğini söyledi, “parayı oraya koyar ve bir kaç güne yine gelirsem sorun olmayacağını düşünmüştüm.” Çok hızlı şekilde karar vermişti. Biriyle randevusu mu vardı? “Sadece eve gitmek istiyordum, daha yeni taşınmıştık.” Kafeden giderken birilerini görmüş müydü? Te. hatırladığı kadarıyla görmediğimni söyledi, sadece kaldırımda bir kaç adım yürümüştü. Kafeyi kesin olarak terketmesinden önce sokakta kimseyi farketmemişti. Ön kısımda harhangi bir kan izi görmüş müydü? Hayır. –Hatırladığı kadarıyla- bilgisayar başındayken sesleri de duymamıştı, “ama insan yıllar boyu bir şeyler duymak gerek diye okuyor”. Buna rağmen o zaman gerçeğe uygun şekilde hiçbir ses duymadığı ifadesini vermişti. Götzl tanığın bilgisayar odasından çıktıktan sonra normalde arkasında Yozgat’ın oturduğu yazı masasına olan konumunu sordu. Masanın dar kenarının oradan geçmiş, odaya gelmiş, ardından yeniden geri gitmişti, yani üç kere dar kenarın yanından geçtiği ortadaydı. 50 Cent’i oraya koymaya karar verdiğinde  odanın ortasında tezgahın önünde, uzun kenarın orada duruyordu. Götzl tezgahtan ne kadar uzakta durduğunu sordu. Bunu söyleyemiyordu, ama parayı masaya koyabilecek kadardı. Te., mahkeme heyeti başkanının sorusu üzerine 189 cm uzunluğunda olduğunu söyledi. Masanın arkasını görebiliyor muydu? Te.: “Hayır, belli ki, ya da sürecin nasıl belli ettiğine göre, yani hayır.” Bay Yozgat’ın nerede olabileceğini düşündüğü sorusu üzerine Te.: “ilk anda: belki dükkanın önündedir, ardından şu düşüncelere kapıldım: Tuvaletlerin olduğu bölgede ve ardından 50 Cent’i oraya koymaya karar verdim: daha fazla düşünmedim.”  Götzl “nerede olabilir” düşüncesinin “akla yatkın” olduğunu söyledi, ama Te. “o anda daha fazla düşünmedim (…) Düşünseydim orada daha uzun süre dururdum. Bir yandan bu kadar korkunç bir şeyin olabileceğini de düşünemezdim. Eğer bir şey düşündüysem mutlaka sıradan şeylerdi: köşeye kadar gitti, bir şey alması gerekti, ama kesinlikle böyle bir şey değil.” Götzl bu noktada duruşmayı bugünlük sonlandırdı ve duyurdu: “Sizi yeniden davet edeceğiz, bugün için teşekkür ederim.” Tanık Te. gitmek yerine kısık sesle bir cümle ekledi: “Kurbanların geride bıraktıklarına başsağlığı dileme şansımı kullanabilir miyim acaba”. Götzl ve diğer dava katılımcıları buna cevap vermediler.

Ardından açıklamalar geldi: Müdahil dava avukatı Behnke başladı: Tanık A.’nın (bir önceki günden) sorgulamasının ardından Ceza Muhakemeleri Usülü Kanunu’nun ikinci fıkrasının 257. maddesi uyarınca yaptığı açıklama dünkü ve bugünkü duruşmanın diğer tanıkları için de geçerliydi. En can sıkıcı olan olaya iştirak edenlerin yeraltında yaşayabildikleri zihniyetin insanların ölümüyle tıpkı bir sonraki tatillerini nerede geçirecekleri sorusuna benzer şekilde ilgilenmeleriydi. Hedef kişisel bir motif olmadan öldürmekti. Bu vasıtayla Almanya Federal Cumhuriyeti’nin savaş sonrası tarihinde bugüne kadar bilinmeyen ürkütücü bir değerler sistemi açığa çıkmıştı. O noktada mahkeme heyeti başkanı hakim Götzl sözünü kesti: Bu konuyla ilgili olarak ismi geçen tanıklardan tek kelime öğrenmemişti. Avukat Behnke devam etti: “Mahkeme bu ifadelerden kaçamaz. Artık acilen Bayan Zschäpe’nin”. O noktada avukat Heer müdahale etti ve Behnke’den sözünü geri almasını istedi. Götzl Behnke’yi eleştirdi: Bu bir kapanış konuşması değildi ve tanıklardan açıklama yapmalarını istiyordu. Behnke bunun üzerine bir cümle daha ekledi: “Bu iki tanık sonunda tanık Zschäpe’yi artık ifade vermeye davet etmeme neden oldu!”

Müdahil dava avukatı Hoffmann da tanık ’in el feneri bombası adı verilen olaya yönelik sorgulamalarının eksik dosyalarına dikkat çekti. Başsavcı Weingarten ona cevaben dosyaların zaten yolda olduğunu, soruşturmaların henüz sürdüğünü, ancak “dosyaların eksiksiz mevcudiyetinin kendilerinden talep edilmemesini” rica ettiklerini söyledi.

Avukat Sturm, bugün yapacağı açıklamasını ertelemek için izin istedi. Heyet başkanı bunun ardından 16:32’de duruşmaya son verdi.

Müdahil dava avukatı Christian Clemm duruşma gününü şöyle yorumluyor:

“Bay Yozgat oğlunun ölümünü dokunaklı ve etkileyici bir şekilde anlattı. Bay Yozgat’ın kısa bir an için davanın katı yapısını terkedip kendisinin ve ailesinin, oğlunun cinayeti ve ardından soruşturma müdürleri yüzünden maruz kaldıkları iftira ve şüphelerin yol açtığı acının büyüklüğünü göstermesine büyük saygı duyuyorum. Tanık Temme’ye inanmanın mümkün olmadığını heyeti başkanı hakimin kısa sorgusu zaten gösterdi. Sadece Bay Yozgat’ın öldürüldüğünü öğrenmesinin ardından neden polis haber vermediğinin gerekçesi bile garipti. Cinayeti gerçekten de farketmemiş olsaydı olay anında internet kafedeki varlığını saklaması için anlaşılır bir sebebi olmayacaktı. Karısına o gün neden internet kafede bulunduğunu açıklayamaması yönündeki açıklaması muhbir başı olarak karısına gündelik faaliyetlerini şüphesiz anlatamayacağı nedeniyle absürddü. Orada bulunmaması gerektiğinden işte çıkacak sorunlaran korkması da manasızdı.”