73. Duruşma Tutanağı – Duruşma Tarihi 14 Ocak 2014

0

73. gününde ilk olarak şehrinden bir kriminal polis memuru Beate ’nin tutuklanması anında üzerinde taşıdığı ve bulundurduğu eşya ve giyecekler hakkında rapor verdi. Bu eşyalar arasında birçok tren bileti de bulunuyordu. Ardından Zwickau’da önceden tanımadığı bir kadın tarafından rastgele konuşulan ve para karşılığında bu kadın için bir ön ödemeli telefon kartı alan Sandy N. ismindeki şahit dinlendi. Bir bilirkişi Süleyman Taşköprü’nün üzerinde bulunan yaralar ve yaralanmalar hakkında rapor sundu. Federal Savcılık, müdahil avukat Hoffmann tarafından geçtiğimiz hafta mahkemeye sunulan dilekçeye karşı çıktı, ayrıca evli çift Sch.‘nin geçen hafta sona eren sorgulama çerçevesinde ifadeleri konusunda açıklama yaptı.

Tanıklar ve bilirkişiler:
Güneybatı Saksonya Zwickau Polis Müdürlüğü‘ne bağlı kriminal polis memurları, tutuklanma anında Zschäpe‘nin yanında bulunan eşyalar konusunda araştırma ve değerlendirme sonuçları

  • Sandy N. (bir ön ödemeli kartı (Prepaid-Karte) kendi adına kayıt ettirdi, muhtemelen Zschäpe için)
  • Dr. Erwin Koops (Süleyman Taşköprü’nün otopsisini yapan bilirkişi

Duruşma saat 9.49’da başlıyor. Güneybatı Saksonya’nın Zwickau şehrinden kriminal polis Vo. ilk şahit. Vo., Beate Zschäpe’nin 8 Kasım 2011 tarihinde Jena Polis Karakolu‘nda gözaltına alınarak tutuklandığını anlatıyor ve kendisine birçok meslektaşı ile birlikte arabayla Jena‘ya burada kriminal teknik yöntemlerle suçluluları bulmak üzere Zschäpe‘yi sorguya almak ve daha sonra Zwickau’ya sevk etmek üzere, gitme talimatının verildiğini anlatıyor. Bu çerçevede kendisine verilen bu görevi yerine getirmek üzere Zschäpe’nin üzerinde olan ve yanında bulunan ve el konulan giysi ve eşyaların fotoğrafını çekme ve olası yangın hızlandırıcı izlerin ve kalıntıları bulmak ve kaybolmasını engellemek üzere gaza temas etmeyecek şekilde paketlenmesi işlemlerini yerine getirdiğini belirtiyor. Jena’da Gota’dan bir bayan polis meslektaşı ile görüştüğünü ve bu bayan meslektaşının kendisine içine teker teker Zschäpe‘nin giysilerinin konulmuş olduğu mavi çöp torbalarını teslim ettiğini belirtti. Bunun yanı sıra içerisinde demir paraların bulunduğu bir para cüzdanı ve içinde külotlu çorap ve günlük kullanılan eşyalar ve kağıt parçaları bulunan el çantasının da kendisine teslim edildiğini belirtiyor. Bunun ardından kriminal teknik laboratuvarda fotoğraf çekimini ve eşyaların gaz temasını engelleyen paketlenmesini yaptığını açıklıyor. İlk olarak giysileri gözden geçirdiğini belirtiyor, ilk işlem olarak eşyaları delil paketlerinden çıkardığını, sonra fotoğraflarını çektiğini ve resmi olarak el konulan delilleri gaz temasını engelleyecek tarzda yangın poşetlerine koyduğunu açıklıyor. Daha sonra para cüzdanı ve cüzdandan çıkan demir paralarla devam ettiğini açıklıyor. El çantası ve çantanın içinde olanlar hakkında ise Jena’da sadece bir içindekiler listesi oluşturduğunu açıklıyor. Teketek belgelemelerin ise, Zschäpe‘nin geri sevki söz konusu olması sonucu, daha sonra Zwickau’da yapıldığını açıklıyor. Gaz teması engellenecek tarzda paketlenen tek tek giysi parçalarını aynı gün meslektaşı Le.‘ye ulaştırdığını belirtiyor (15., 24., 25. ve 38. Duruşma günü tutanaklarına bakınız), geriye kalan diğer eşyaların da yetkili uzman kişiye gittiğini açıklıyor.

Başkanı hakim Götzl’in sorusu üzerine Vo. Zschäpe’yi Jena’da, sevkedilmesinden kısa bir süre önce bir kez gördüğünü ama kendisi ile konuşmadığını ve hal ve davranışları konusunda herhangi bir şey söyleyemeyeceğini belirtti. Sonra Vo. Götzl’in ricası sonucu kendi dokümentasyonundan tek tek resimleri açıklamak üzere öne çıktı. Vo. dosyada bulunan ve gösterilecek olan resimlerin siyah- beyaz kopyalardan oluştuğunu belirtiyor. Sonra Zschäpe‘nin polise teslim olma anında üzerinde taşıdığı giysilerin ard arda resimleri gösteriliyor: bir kahverengi ceket, ceketin yaka iç bölümünde bulunan etiket, bir siyah renkli çuhadan kazak, ayakkabılar ve ayakkabıların taban profilleri. Vo. ayakkabıların kırmızı olduğunu söylüyor, sonra bir çorap. Bu çok pis koktuğu için aklında kalmış: ‘Bunu burada göstermek mümkün değil, ama böyleydi‘. Bununla çorapların uzun bir süre taşınmış olduğunu göstermek istemiş. Sonraki resimler, Vo.‘nun söylediği üzere siyah bir slip, slipin etiketi slipin uçkurundan koparılmış ve sutyeni. 20 no’lu resim büyük elbiselerin içine konulduğu çöp torbalarını gösteriyormuş. Bunun da fotoğrafını öylesine çektim‘. 30 no’lu resimde para cüzdanı görünüyor, bozuk demir paraları çıkarmış ve fotoğrafını çekmiş. Götzl cüzdanda ne kadar para olduğunu soruyor. Vo.‘nun söylediğine göre onbeş Avro bile değilmiş. Götzl alınan yazılı nota göre 12,23 Avro olduğunu açıklıyor. Daha sonra el çantasından ve içindekilerin resimlendiği kareler geliyor. İlk fotoğrafın orta bölümünde gaza temas etmeyecek şekilde paketlediği külotlu çorap görünmekte. El çantasından çıkan eşyaların parça kesitlerinden sonra, tek tek eşyaların fotoğrafları geliyor. İlk karelerde iki tarafından ve büyütülerek çekilmiş olan ‚Fossil‘ markalı kol saati resmi var. Vo.‘nun açıklamasına göre saat 8:07 ya da 20:07‘yi gösteriyor. Bir dahaki resimde kendi deyimi ile eğer doğru hatırlıyorsa bir parçası kırmızı ve diğer parçası gümüş ve siyah renklerinde olan bir tükenmez kalem resmi; tutma bölümü kalp motifli imiş. Sonra Ibuprufen 600 hapına ait hap paketinden bir parça kağıt görüntüsü geliyor. Kağıdın arka bölümü görüntüsünde bir not görünüyor diyor Vo. Bunun bir sayı dizisi olduğunu açıklıyor ve 03641 ile başladığını belirtiyor (Jena’nın telefon ön kodu). Sonraki resimde Ibuprufen hap listeri ve ilaç paketindeki prospektüs görüntülenmiş. Götzl bütün hapların yerinde olup olmadığını soruyor. Vo. resimlere bir daha bakması gerektiğini söylüyor. Bir hapın paketinde olmadığı anlaşılıyor diyor, bunun paketin arka yüzünün resmine bakıldığında da görüldüğünü belirtiyor. Bundan sonra gelen resimlerde kadınların kullandığı tamponlar, ‚Jessa‘ markasında bir tampon paketi görülüyor. Diğer resimde görüntülenen ve ne olduğunu bilmediği ve tanımadığı şeffaf bir şey ‚plastikten katı bir madde‘ olduğunu belirtiyor, söylediğine göre belki de bir kutu kapağı. Daha sonra açılmış sakız kağıdı ve parça sakızlar görülüyor, bir tanesi gümüş kağıt paket içinde olan. 61 no’lu resim dolu bir sigara paketini gösteriyor, sigaranın markası ‚Power Gold‘ (Güçlü Altın). Paketteki sigaraları ‘öylesine çıkardığını’ ve fotoğrafını çektiğini söylüyor Vo. Bu karede ‘Power Gold’ markasına ait dört sigara çöpü var ve markası ‘Stevenson’ olabilecek bir çöp sigara bulunuyor. 64 no’lu resimde dört çakmak görülüyor. Bunların hepsini denediğini belirtiyor Vo. ve hepsinin anımsadığı kadarıyla yandığını yani çalıştığını söylüyor. Bundan sonraki fotoğrafta bir spray deodaran karesi bulunuyor. Çantasında bulduğu kapağın buna ait olabileceğini düşündüğünü belirtiyor Vo. ve o resmi de bundan dolayı çektiğini belirtiyor. 68 no’lu fotoğrafta saç lastikleri görüntülenmiş ve 69 nolu resimde bir biber gazı bulunuyor. 70 no’lu resimde de ‘öylesine sprey deodorandın arka yüzünü’ görüntülediğini açıklıyor. Sprey deodoranı denememiş. Sonraki resimlerde bir kağıt mendil var. Kağıt mendilin içinde birşeylerin bulunduğunu ama resimlerin siyah-beyaz olması nedeniyle bu şeyin görünmediğini belirtiyor Vo. Ardından ‘Solo Talent’ ve ‘TaTü’ markasından kağıt mendil paketi görüntüleri takip ediyor. 79 nolu resimde Vo.’nun belirttiğine göre bir telefon kartı görüntülenmiş. 81 nolu resimde ise Jenalı avukat Liebtrau’nun kartviziti gözüküyor. Sonraki resimlerde üzerinde ‘TUI Seyahat Acentası Ullmann’ firmasının reklamı bulunan yıllık kart takvim görüntüleri yer alıyor. Ardından ‘RadMaxx’ firmasına ait bir servis kartı görüntüsü var. Vo. kartın arka kapağında yazılanları okuyor. Burada ‘Susann Eminger’ yazıyor ve Zwickau’da Dortmunderstr. bulunan bir adres kayıt edilmiş. ‘MTB’ tipinde ‘Koonga’ markasında bir bisiklet kayıt edilmiş bulunuyor, Vo. MTB’nin ‘dağ bisikletinin kısaltılmış hali’olduğunu açıklıyor. En alt satırda bir kişisel numara kaydedilmiş. 87 no’lu resimde not defteri üzerinde not edilmiş numara görünmekte. Yukarıda bulunan sayıların hepsini okuyamadığını ve son rakamın 50 olduğunu söylüyor. Alt satırda 17.10. yazılı. Sonra 6.11.11 tarihli ‘Güzel Hafta Sonu olarak tanınan’ tren bileti resmi geliyor ve biletin üstünde ‘Susann Eminger’in’ imzası var ve bilet üç kez damgalanmış. 90 no’lu resimde biletin arka yüzü karelenmiş, burada görülen rakamların tahminine göre sıralı numaralama olduğunu söylüyor Vo. 90 no’lu resimde 7.11.11 tarihli bir diğer, Weimar- Halle arası başka bir yolcu tren bileti resminin de yer aldığını belirtiyor Vo. Bu biletin arka yüzünün görüntülendiği fotoğraftan sonra gelen resimde ise Dresden-Chemnitz arası şehirler arası yolculuk için bir tarife danışma kağıdı görüntülenmiş bulunuyor. Bu tarife danışması 8.11.11 tarihli diyor Vo. Ayrıca bu kağıtta ’02:12’ (?) yazılıymış ve belki de bununla zamana işaret ediliyor. Bu görüntünün devamında önceden buruşturulmuş olan bir kağıdın görüntüsü geliyor. Bu kağıtta ‘Sidewalk Express’ yazılı imiş ve fiyatı 2.60 ya da 2.00 Avro olarak okunabiliyormuş. Ayrıca üzerinde ‘Burger King Leipzig’ yazılı imiş. Bu kağıtta ‘nene’ ve bir sıralı numara not alınmış. Son resimlerde Zschäpe’nin gözlüğü yer alıyor. Gözlük resimleri değişik perspektif ve değişik büyüklükte çekilmiş. Gözlüğün Jena’da yapılan ilk dokümanlanma anında eşyaların arasında bulunmadığını, tersine sonraki ED– incelemesinde olduğunu ve burada kendisine teslim edildiğini belirtiyor.

Zschäpe’nin avukatı, avukat Heer, Vo.‘nun kol saatine nazaran not aldığı saat ve tarihin doğru ayarlara göre olup olmadığını kontrol edip etmediğini soruyor. Vo. bu konuda kesin bir şey söyleyemeyeceğini söylüyor. El çantasının içindekilerin tek tek belgelenmesinin akşam saatlerinde yapıldığını belirtiyor. Saatin sabah 8: 07’yi mi yoksa akşam 20:07’yi mi gösterdiğini bilmediğini açıklıyor. Heer sorusunun tarihe yönelik olduğunu söylüyor. Vo tarihin 8 Kasım 2011 olduğunu belirtiyor. Fotoğraf dokümentasyonu da aynı günde 8 Kasım 2011 tarihinde yaptığını belirtiyor. Vo Heer’in sorusu üzerine kayıtları ama 9 Kasım tarihinde yazılı hale getirdiğini belirtiyor. Heer Vo. tarafından kimlik bilgileri de kaydedilerek yapılan işlemler esnasında, el konulan delillerin bazılarının neden çöp poşetlerine, diğerlerinin ise delil torbalarına konulduğunu soruyor. Vo. bunun neden böyle yapıldıığını bilmediğini, eşyaları bu halde teslim aldığını söylüyor. Kendisine tekrar sorulması üzerine Vo. çöp torbalarının hava temasını engellemediğini ve bu nedenle eşyaları başka torbalara yerleştirdiğini belirtiyor. Heer ‚yangın enkaz torbalarının‘ ne olduğunu soruyor. Bunlar yangın ‚delil torbaları‘ imiş ve Jena‘ya beraberinde getirmiş. Bunlar etrafı mühürlü dört köşeli plastik poşetlermiş ve sadece kesilerek açılabiliyormuş; aslen bu poşetlere ‚mühür köşeli poşet‘ deniliyormuş. Kesilerek açılan bölüm daha sonra alüminyum kaplı özel yapışkan bandla tekrar kapatılıyormuş. Daha sonra paketin hava alıp almadığı kontrol ediliyormuş ve kendisinin bu işlemi yaptığını ve hava almadığını belirtiyor. Avukat Sturm Vo.’nun elbiseleri çöp torbasından çıkarıp çıkarmadığını soruyor. Kendisine yöneltilen soruya cevaben elbiseleri bir ‚sevk tablası‘ üzerine indirerek resimlerini çektiğini belirtiyor. Elbiselerin kağıt zemin üzerine yerleştirildiğini ve her parçada kağıt zemini yenilediğini belirtiyor. Sturm mahkemeye sunulan resimlerin burada gösterildiği sıralamada çekilip çekilmediğini soruyor. Vo. bu soruya kesin bir cevap veremeyeceğini söylüyor. Sorgulama saat 10: 41‘de tamamlanıyor.

Müdahil dava avukatı Av. Alexander Hoffmann kendisine sunulan söz hakkı üzerine daha sonra tanık Alexander Sch.‘nin 72. duruşmada yaptığı tanıklık konusunda görüş beyan edeceğini açıklıyor. Federal savcı Diemar Federal Savcılığın Hoffmann’ın 72. Duruşma Günü mevzusunda görüş önergesi konusunda görüş beyan etmek istediğini söylüyor. Federal Savcılığın bu mevzu konusunda bilgisi olduğunu ve hazırlık soruşturması kapsamında bu konuyla ilgilendiklerini ifade ediyor. Bu konuda kapsamlı rapor şimdi Savcı Schmidt tarafından sunulacak. Schmidt görüş önergesinin baştan geçersiz olduğu gerekçesiyle geri çevrilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca delillerin iradı, mahkeme takdiri hüsusunda gereksiz olmalıymış. Dilekçe geçersizdir, çünkü Hofmann’ın temsil ettiği müdahil kadın müvekkilin sadece Köln Keupstr.‘de çivili bomba suikastı kapsamında sürdürülen cürüm ölçeğinde dilekçeyi sunma yetkisi vardır ve dilekçe bunu kapsamamaktadır. Ve üzerine dilekçe sunulan delillerin iradı ile söz konusu cürümün/suç gerektiren olayın ‚dolaylı ya da dolaysız‘ hiçbir bağı bulunmamaktadır. Dilekçe sahibi daha çok davalı Wohlleben‘in cezai sorumluluğunun aydınlatılmasını hedeflemektedir. Wohlleben‘ e yönelik yapılan suçlama mevzusunda ancak müdahil kadın müvekkilin müdahil dava yetkisi bulunmamaktadır. Davalı Wohlleben’in olası cezai suç sorumluluğu ancak esasa dönük soruşturma kapsamına girmemektedir. Dilekçe sahibi başvuru ile elde edinilecek dedil iradının davalı Wohlleben’in cezai tayini için ya da terörist birlik/örgüt olan NSU’nun iç yapısının tahkiki hususunda mühim olacağını düşünüyorsa geçersizdir, çünkü bir müdahilin yargısal katılımı anında cezai takdir konusunda tezekkür hakkı tanınmamaktadır ve örgüt suçu şüphe ve kanısı ek dava hakkına yol açmaz. Ayrıca davanın aydınlatılması için şahit Sz.’in sorgulanması şart koşulmamaktadır. Dış ülkeden bir şahidin ifadesi alınmak üzere mahkemeye çağrılması talebini ise mahkeme ,davanın gidişatına olumlu katkı sunması ya da mahkemeyi ilerletmesi beklenmiyor kanaatını getirirse, reddedebilir. Sanık Wohlleben’in Kasım 2003 ila Şubat 2014 tarihleri arasında kilitleme sistemini kırıcı bir aygıtı ,şayet bunun kanıtlanması mümkünse, kişiden bir silahla değiş tokuş ettiği ifadesine yönelik olarak dilekçe ile başvurulan delil beyanı gerekli görülmemiştir, zorunlu değildir. Dilekçe sahibinin kilitleme sistemini aşmaya yarayan bir aygıtla NSU eylemleri arasında bağlantı kurulabileceği manasında sürdürdüğü varsayım, sağlam, net ve gerçek kanıtlarla ispatlanmamıştır. Şahit Sz. de bunu bilemez. İddia edilen bir silahla değiş tokuş edildiği konusu Wohlleben’in NSU üyelerine başka durumlarda ateşli silah temin edip etmediği hususunun açıklığa çıkarılması ve değerlendirilmesi kapsamında hiçbir önem arz etmemektedir, çünkü bu kapsamda karar belirleyici sonuçların çıkarılması mümkünsüzdür. Delillerin verilen dilekçe üzerine eradı, inandırılıcığın tespiti ya da davalı Carsten S.’in markalı tabancayı kendilerine teslim etmesi konusunda vermiş olduğu ifadenin tekrar altının çizilebilmesi hususlarında hiçbir önem teşkil etmemektedir. Dilekçede başka önemli olgulara yer verilmemiştir. İddia edilen değiş tokuş Wohlleben’in NSU’ya yardım ve yataklık hususlarında daha farklı, şimdiye kadar tanınmayan ve ortaya çıkmayan adımlar attığı hususunda cezanın tespit tayini içinde yeterli veri sunmamaktadır.

Avukat Hoffmann bu hususta kapsamlı fikir beyanında bulunacağı hususunda konuştu. Ancak bir cümleyle, Keupstraße’den bir müdahil davacıyı temsil ettiği için, delil önergesinin geçersiz sayılmasını saçma bulduğunu, kısaca ifade etme hakkının olduğunu vurgulamak istediğini belirtti. Delil önergesinin amacının örgütün iç yapısının açığa çıkarılması olduğunu, Wohlleben’in temin ettiği cinayettte kullanılan tabancanın dışında da ileriki yıllarda, bunlarla ödeyebilmek için başka silahlarının bulunup bulunmadığının açığa çıkarılmasını ve Wohlleben’in özellikle NSU tarafından kullanılan araçları çalmaya elverişli alet edavat temin ettiği gerçeğini ortaya çıkarmaya dönük olduğunu belirtti. Hoffmann’a göre Federal Savcılık dava sınırları dışında kalan NSU örgütünün iç yapısı ve yapılanması kapsamında bilgilerin açığa çıkmasını ve kapsamlı bir şekilde ortaya çıkarılmasını engellemektedir. Bu delillerin toplanması sonucu meydana gelecek olası bir sonuç da Wohlleben’in daha ağır cezalara çarptırılmak zorunda kalınacağı olmasıdır. Müdahil dava avukatı Narin, Av. Hoffmann’ın delil önergesine katıldığını belirtiyor.

Saat 11.20‘ye kadar verilen aradan sonra 25 yaşında olan ve Zwickau’dan tanık Sandy N. geliyor. O ilk başta ne olduğunu anlamadığını açıklıyor ve daha sonra kendisine kontörlü bir cep telefonu aldığı için denildiğini belirtiyor. Kendisinin önceleri uyuşturucu bağımlısı olduğunu ve arkadaşları ile birlikte şehre para bulmak için gittiğini söylüyor. Burada kız yeğenine cep telefonu almak isteyen ve nüfus cüzdanını evinde unutmuş olan bir kadının kendisiyle konuştuğunu açıklıyor. Bu kadın daha sonra N.‘nin kendisi için cep telefonunu alıp alamayacağını soruyor. Kendisinin telefonu aldığını ve telefon sözleşmesi değil de kontörlü olduğu için bir şey olmayacağını düşündüğünü açıklıyor. Kadının kendisine karşılığında 30 ya da 40 Euro verdiğini belirtiyor ve bunun karşılığında yaptığını belirtiyor. ’Olay sadece bundan ibaret‘. Götzl bunun ne zaman olduğunu soruyor. N. kendisine ya 2006 ya da 2008 dendiğini söylüyor. Kendisinin erkek arkadaşı ile birlikte şehirde olduğunu söylüyor. Tekrar sorulması üzerine başka birinin de olabileceğini söylüyor. N. ama arkadaşı olduğunu düşündüğünü söylüyor. Ama onun da bu olayı hatırlamadığını söylüyor, bayiden uzak bir yerde duruyormuş. Bayi Zwickau’da, Plauenschen Strasse’de olan ve ‚New Yorker‘in direkt çaprazında bulunan bir D1 bayisi imiş. Kadının kendisi ile ilk olarak ‚New Yorker‘in önünde konuştuğunu belirtiyor. Kadının elinde içinde paketlenmiş hediyeler olan bir poşet varmış, bu nedenle de kendisine söyledikleri inandırıcı gelmiş. Götzl, N.’nin şüphelenip şüphelenmediğini soruyor. N kontörlü kartla ne yapılabirlir ki diye düşündüğünü belirtiyor, ama artık bu kartın kendi adına açılmış olduğunu öğrendiğini, kavradığını söylüyor. Kadının zayıf olduğunu, yirmili yaşların ortalarında olduğunu, saç renginin siyah olduğunu ve topuzu olduğunu ve gözlük taktığını açıklıyor. Kadının kendisinden biraz daha büyük olduğunu belirtiyor. Kendisine fotoğrafların gösterildiğini ve kesinlikle ‚onun [Zschäpe] olmadığını söylüyor, çünkü onun boyu da benimki kadar‘ diyor. Götzl satış anını soruyor. N. kendisinin kadınla birlikte cep telefonu bayisine gittiklerini ve kadının satıcının yanına yaklaştığını söylüyor. Satıcının olaydan haberi vardı, cep telefonu önceden ayrılmıştı. Satıcıya nüfus cüzdanını vermiş. Kadın cep telefonunun parasını ödeyip, telefonu almış. Birlikte dışarı çıkmışlar ve kadın kendisine parayı vermiş. Soru üzerine erkek arkadaşın dükkana birlikte girmediğini ve iki üç dükkan ötede beklediğini söylüyor. Cep telefonu çok basit bir modelmiş ama telefonu hiç eline almamış. Dosyadan bir sözleşme metni çıkarılıp sanığa gösteriliyor. N: ‚Evet bu sözleşme olacak‘ diyor. İmza kendisine ait, ama oldukça basit bir imza. Ama bu sözleşme cep telefonu mağazasında imiş ve imza ve bilgiler kendisine aitmiş. Nüfus cüzdanını da hiç kaybetmemiş, bu sebeple de kimsenin kendisine ait kişisel bilgilere ulaşma imkanı bulunmuyormuş. Götzl sözleşmenin 10.02.2010 tarihinde imzalanmış olduğunu söylüyor. N. ama biraz önce 2006 yılı ya da 2008 yılında olduğunu söylemişti. N. daha fazla zaman geçmiş olabileceğini düşünmüş. 2009 yılından itibaren meslek eğitimi görüyormuş ve bu tarihin doğru olamayacağını söylüyor. Telefon numarasını hatırlamıyormuş. Götzl 0151’li bir numara gösterdikten sonrada, hatırlayamadığını söylüyor. Götzl 16 Mart 2012 tarihli ifade tutanaklarını okuyor, burada 2010 tarihli sözleşme kendisine gösterildiğinde bu olayı çok iyi hatırladığını söylemiş. N. kendisine 2006 ya da 2008 dendiğini anımsadığını söylüyor. N. olayı hatırlamadığını ve kendisine, ifadesi alındığında 2006 ya da 2008 tarihlerinin söylendiğini belirtiyor. N. olayı hatırlamadığını ve burada kendisine sene ve tarihi söylediklerini belirtiyor. Götzl’in sorması üzerine bir defa para cüzdanını bir dükkanda unuttuğunu söylüyor, satıcı kadın para cüzdanını hemen kaldırmış ve daha sonra kendisine tekrar geri vermiş. Ama kesinlikle bir kadın kendisi ile konuşmuş ve onunla birlikte dükkana gitmiş, imza kendisinin imzasıymış ve altında 2010 yazıyorsa, o zaman öyleymiş. Kendisine sorulması üzerine, para cüzdanını 2009 yılında kaybetmiş diye cevaplıyor N. Götzl kendisine bu vaka ile diğer vaka arasında zaman açısından nasıl bağ kurulabilineceğini soruyor. O kendisinin bunu bilmediğini, hatırlamadığını açıklıyor, çünkü cüzdanı kendisine hemen geri verilmiş. Götzl bu süreçte burs aldığını söylediğini hatırlatıyor ve bunun 2010 sonbaharında olduğunu açıklamıştı. N. 2009 tarihinden 2012 tarihine kadar meslek eğitimi gördüğünü açıklıyor ve bu olay ilk iki yılda olmuş. Olaylar arasındaki zaman bağlantısı konusunda herhangi bir fikri yokmuş. Götzl N.’nin sorgu esnasında kadından 20 Avro aldığını belirttiğini söylüyor. N. hiçbir fikri olmadığını açıklıyor. O olay günü bu konu hakkında bu kadar derin düşünmediğini belirtiyor. ‘O gün hepsi beni suçu kabullenmem için baskı altına aldılar, herhangi bir fikrim yok’. N, kendisine yöneltilen soruya cevaben kadının kendisinden daha büyük olduğunu, kendisininse 1.68 m uzunluğunda olduğunu belirtiyor. Kadın belki 1.75 m boyundaydı, ama aynı zamanda da yüksek ayakkabı da giyinmişti, ‘kesinlikle topukluydu’. Sorgu esnasında polis bilgisayara bir CD takmış ve kendisine birçok fotoğraf göstermiş, bu bayağı sürmüş. Götzl kendisine resimlerin sadece bir mi, yoksa birkaç kez mi gösterildiğini soruyor. N. fotoğrafların kendisine bilgisayarda bir kez gösterildiğini söylüyor. Belki de iki kez sorgusu alınmıştır ve ikinci sorgulamada belki de kendisine fotoğraflar gösterilmiştir. Götzl 6 Kasım 2011 tarihinde ve 16 Mart 2012 tarihinde ifadesinin alındığını söylüyor, yani iki defa sorgusu alınmış ve ikisinde de kendisine fotoğraflar gösterilmiş. 6.11.11 tarihinde kendisine ‘Lise’ takma adında bir kadını tanıyıp tanımadığının sorulduğunu belirtiyor. N. tanımadığını söylüyor. Götzl bunun ifadesinde de yer aldığını belirtiyor, ifadenin devamında N.’ye fotoğrafların gösterildiği de belirtilmiş. Kendisine erkek fotoğraflarının da gösterildiğini belirtiyor N.; ama kadın fotoğrafları sadece bilgisayar üstünde gösterilmiş. Kendisinin fotoğraflardaki kişileri tanımadığını belirtiyor: ‘Onu da [Zschäpe] sadece basından tanıdığını, yoksa tanımadığını’, belirtiyor. Kendisine bu mevzuda fotoğrafların tekrar gösterilip, herhangi birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, kendisinin olayla hiçbir alakasının olmadığını ve hiçbirini tanımadığını söylüyor. Sadece birinde hafif bir benzetme olmuş ve polis memuru bunun birine benzetme olabileceğini belirtmiş ve memur böyle birilerine benzetme durumlarının yaşanabileceğini söylemiş. Sonra tanığa tek tek kadın fotoğrafları gösteriliyor. N. hepsinde şahsı tanımadığını belirtiyor, sadece 7. fotoğrafta, fotoğraftaki kadını tanımadığını, ama bu fotoğraftaki kadına benzeyen birini tanıdığını açıklıyor. En sonunda N.’ye bir cep telefonu resmi gösteriliyor. Bu cep telefonu o cep telefonu olabilirmiş. Ama bu mevzuda kesin bir fikri yokmuş, cep telefonunu eline hiç almamış. Götzl onun 6 Kasım 2011, 16 Mart 2012 ve 26 Mart 2012 tarihlerinde sorgulandığını söylüyor, en sonuncu sorgulama esnasında bu seçim ibrazlı fotoğraflar kendisine gösterilmiş ve kadını burada teşhis edemeyeceğini açıklamış ve emin olmadığını söylemiş. 6. fotoğraftakinin O olma olasılığı varmış, ama kadını gerçek yaşamda bir daha tekrar görse tanımazmış. N. bunu onaylıyor. Ancak bugün 7 no’lu fotoğraftaki kişinin olabileceğinden bahsetti diyor Götzl. N. bu söylenene karşı çıkıyor ve bu fotoğraftaki kadının bir başkasına benzediğini belirtiyor. Senatodan kendisine N.’nin yaşamında kaç kez kişisel bilgilerini cep telefonları için sattığı sorusu yöneltiliyor. Sadece bir kez kontörlü cep telefonu aldığını, ancak bunun dışında yeniden satmak üzere cep telefonu sözleşmeleri yaptığını ama her seferinde de SIM kartını telefon satış mağazasının önünde hemen kırdığını belirtiyor. N.’ye müdahil dava kapsamında kadının konuşmasında herhangi bir şeyin dikkatini çekip çekmediği soruluyor. Kadının sempatik olduğunu belirtiyor N. ve anlattığı hikayede inandırıcıymış. Herhangi bir şiveli konuşma konusundaki soruya ise, kadının Zwickau taraflarından olduğunu düşündüğünü belirtiyor, onun da kendisi gibi konuştuğunu, kendisinden pek de farklı konuşmadığını belirtiyor. Avukat Reinecke kart alışverişi sözleşmesinin hızlı yapıldığını söylüyor ve sözleşmenin önceden hazırlanmış olup olmadığını soruyor. N.’nin söylediğine göre kadın önceden telefon şubesine gitmiş ve şubeden çıkarak gelmiş. Bir erkek satıcı eleman şubede duruyormuş, kadın bu elemanla konuşmuş ve o da tezgahın ardından bir şey çıkarmış. Avukat Heer N.’nin toplam olarak kaç sözleşme yaptığını soruyor, çünkü biraz önce sadece bir tane kontörlü kart aldığını söyledi. Toplam üç ya da dört kez yapmış, her defasında kartları kırmış, sadece cep telefonlarını almakmış amaç. Heer ona sorgulamanın gidişatı hakkında soru soruyor. Polis kapının önüne geldi diyor N. ve kendisinin nişanlısı için gelmiş olabileceklerini düşündüğünü belirtiyor, çünkü onu bıçaklamışlar. Sonra kendisine karavan meselesi ile ilgili geldiklerini söylemişler, bu olayı televizyondan izlemiş. Ve sonra kontörlü cep telefonu kartı konusunda ve kadın meselesinde sorguya alınmış. Sonra onlar kendisine ‘resimler’ göstermiş. Heer ‘onlar’ diye kimi kastettiğini soruyor. İki polis memuru imiş. Cüzdan meselesini önce unutmuş, sonra kendisine annesi hatırlatmış. Heer polis memurlarının kendisi ile sırayla mı konuştuğunu soruyor. N. de ‘ Sanırsam, aslında naziklerdi.’ diyor. Biraz önce ama kendisine baskı yaptıklarını, ikna etmeye çalıştıklarını söylemişti. N. belki yanlış formüle ettiğini açıklıyor, memurlar konuşurken kısa aralar vermiş ve kendisine düşünmesi için zaman tanımış, kendisinden şüphelenmemişler. Heer N.’nin uyuşturucu kullanıp kullanmadığını soruyor. O, on yıldır eroin bağımlısı olduğunu ve beş yıldır metadon programına alındığını belirtiyor. Heer beş yıldır eroin kullanıp kullanmadığını soruyor. N. bu süreçte eroini tekrar kullandığını açıklıyor. Hakim Götzl Ceza Yargılaması Kanunu’nun 55. maddesine işaret ediyor. N. bunun üzerine ifade vermeyi reddediyor. Heer kendisine açıklanan talimatın anlaşılmamış olabileceğini, kurulan cümlenin uzun bir cümle olduğunu belirtiyor. N. kendisinin her şeyi anladığını belirtiyor: ‘Ben aptal değilim ki.’ Götzl hakları konusunda kendisini tekrar ihtar ediyor, sonra Heer yani son beş yıl zarfında eroin kullanıp kullanmadığını kendisine soruyor. N. bu süre zarfında eroin aldığını ve tekrar bağımlı olduğunu söylüyor. Götzl burada ceza teşkil eden suçlar konusuna işaret ediyor. N.: ‘Bundan dolayı bir şey konuşmak istemedim’. Heer N.’nin kartı aldığı dönemde eroin kullanıp kullanmadığını soruyor. N. bunu onaylıyor. Sorgulama saat 11:57’de tamamlanıyor. Duruşmaya saat 13:07’ye kadar öğle arası veriliyor.

Sonra bilirkişi Dr. Ervin Koops dinleniyor. Emekli adli tıp doktoru Koops, 21 Haziran 2001 tarihinde Hamburg’da katledilen Süleyman Taşköprü’nün otopsisini yapmış. Koops, Taşköprü’nün cansız bedeninin saat 11:15 civarlarında babası tarafından manav dükkanında bulunduğunu kendisine bildirdiklerini açıklıyor. Babası onu kanlar içinde bulmuş. Can kurtaran ve acil doktoru tarafından yaşama döndürmeye çalışıldığını ve saat 12:15 civarlarında yaşama döndürme çabasının sonlandırıldığını söylüyor, sonra ölüm teşhis edilmiş. İlk can kurtaran ekibi olay yerine geldiğinde son yaşama belirtilerine rastlanmış. Taşköprü’ye suni tenefüs yapılmış, ağzından ve burnundan çok miktarda kan pompalanmış. Kripo (kriminal polis) tarafından 6,35 çapında iki kurşun kovanı bulunmuş, kavga ya da şiddete dönük herhangi bir belirtiye rastlanmamış. Otopsi 27 Haziran 2001 günü saat 22:00’ye kadar yapılmış, diyor Koops. Karşısında 31 yaşında ve boyu 168 cm olan güçlü bir adam yatıyormuş. Başında üç kurşun yarası bulunuyormuş. İlki yüzünde soldan sağa yatay geçen kurşun izi, bu yarada yüz iskeleti dağılmış, çene boşluğu açılmış ve sağ elmacık kemiği parçalanmış. Bir tane 7,65 mm çapında tam gömlekli mermi bulunmuş. Bu tam tamamlanmamış yüzün bir tarafından girip, diğer tarafına yönelen kurşun yarası sonucu syüzün yumuşak bölümlerinde şiddetli kanama olmuş. Ağız ve burun bölümlerinden dışarıya doğru kan kaybı ve içe doğru kan kaybı yaşanmış. Kanın emilmesine ve pompalanmasına rağmen nefes borusunda çok miktarda kana rastlanmış. İkinci olarak kafasının arkasına isabet eden ve arka sağ ana bölümde kurşun yarası açılan ve kurşunun yaranın içinde kaldığı bölümde, kafa derisinde hortum şeklinde yara izine ve sağ kafa ana kemiğinde derinliğe doğru kemikte oluşan hasar bulunmuş. Sonra beyni delip geçen çapraz sol öne doğru çıkan kurşun izine rastlanmış, burada sol şakak kemiğinde tamamlanmayan bir kafatası kemiği kırığına rastlanmış. Mermi yani sağ arka bölümden sol ön bölüme doğru, orta çizgi baz alındığında yaklaşık olarak 45 derece açı derecesi uzaklıkta kafatası içinden geçmiş. Bakır renginde tam gömlekli mermi ve 6,35 çapında bir mermi bulunmuş. Üçüncü olarak arka ana kafaya isabet eden üçüncü bir kurşun yarasına rastlanmış. Bu kurşun yarası orta çizgiden direk başına dayayarak sıkılan kurşuna aitmiş. Ufak bir kurşun deliği oluşmuş, orta çizginin hafif üzerinde, yaklaşık olarak 6-7 milim kalınlığında ve benzerlerinde olduğu gibi yıldız formunda bir yırtılmaya ait olan ve yaranın içine sıkılan yabancı madde parçacıkları bulunuyormuş, iki gri siyah ufak patlak. Kurşun beyni arkadan öne doğru delmiş. Bu bölümde kafatasında 6,35 milimetre çapında bir tam gömlekli mermi bulunmuş. Bu üç mermi sonucu tüm belirtilere göre beyin felci gerçekleşmiş, yani beyin tarafından gönderilen dalgalanma ve sinyaller buna işaret ediyormuş. Buna ek olarak ayrıca, biraz önce de belirtildiği gibi özellikle ilk isabet eden kurşunun yarattığı tahribata dayalı olarak yüksek miktarda kan kaybı yaşanmış. Kurşun izlerinin yanı sıra sağ alın kemiğinde ve alnının ortasında şiddet uygulandığını belirten küçük derecede hasar bulunmuş. Taşköprü’nün organlarında herhangi bir hastalık teşhis edilmemiş. Yaşama döndürme çabalarının izlerine de rastlanılmış. Sinir sistemini kronik etki altına alacak bir uyuşturucu bağımlılığı da teşhis edilememiş, bu konuda kendilerine o dönem sorulduğu için teşhis koymuş. Üç kurşunun yarattığı beyin felci ölümüne neden olmuş. Ürinin araştırılması sonucu alkol tüketimine dönük hiçbir belirtiye rastlanılmamış. Koops daha sonra hangi eşyaları yaptığını açıklıyor. Polisiye araştırmalar için kurşun yaralarına ait deri parçacıkları ve üç mermiye delil olarak el konulmuş. Sonra avukat Thiel, kurbanın babasının avukatı soru soruyor. Sorusuna cevaben Koops kanama da ölüm sebeplerinden birisi diyor. Kurşunların hangi sırayla kafasına isabet ettiğinin belirlenemediğini açıklıyor. Üçü de hayati ehemmiyetteymiş. Silah sıkılma anında, sıkanın kurbana ne kadar yakınlıkta ya da uzaklıkta durduğu meselesinde beyin merkezinin ortasında bulunan kurşunun silahın kafasına dayanarak ateşlendiğini gösterdiğini önceden söylemişti; diğer iki kurşunun hangi mesafeden ateşlendiği konusunda herhangi bir şey söylemek mümkün değilmiş. Thiel midede kan bulunduğunu söylüyor ve beyin felcinden sonra kan yutmanın mümkün olup olmadığını soruyor. Bu hususta bir insanın ölümünün ne zaman gerçekleştiği sorusu gündeme geliyormuş, bir insanın beyin ölümü gerçekleşince ölü sayılıyormuş, ancak bazı vücutsal fonksiyonlar bunun dışında da devam edebiliyormuş. Bu yaralının duruşuyla ilintili bir şey diyor Koops. Baygınlık halinde kan yutmanın çok zor olduğunu açıklıyor. Taşköprü büyük bir ihtimalle birkaç dakika daha ‚ölüm sınırında‘ yaşadı diyor. Ölümün ne zaman gerçekleştiği bilinmiyormuş. Ölüm ilmühaberine saat 12:15 yazılmış, çünkü acil doktor yaşama döndürme uygulamalarını bu saatte sonlandırmış, Taşköprü ama ihtimalen daha önce ölmüş. Avukat Wierig, Süleyman Taşköprü’nün kız kardeşinin avukatı Taşköprü’nün pozisyonu ya da zanlının boyunun büyüklüğü konusunda herhangi bir veri elde etmenin mümkün olup olmadığını soruyor. Bu spekülasyon olur diyor Koops, kurbanın ve failin nasıl durduğuyla ilintiliymiş. Sorgu saat 13.32’de sonlanıyor.

Sonra hakim Götzl tanık A.-T.’nin yine duruşmaya gelmediğini belirtiyor.( 51. Duruşma Günü raporlarına bakınız).

Sonra avukat Hoffmann önceden belirtmiş olduğu üzere 72. duruşma gününde Alexander Sch.‘nin yapmış olduğu tanıklık üzerine açıklamasını okuyor. Hoffmann tanığın anlattıklarının, yaşadıklarını ve hatırladıklarını hür ve özgürce anlatmadan yoksun ve isteksiz olduğunu, kendi aleyhine kullanılacak korkusuyla tüm gerçekleri açıklamadığını, bazı alanlarda hatırlamadığı kesitlerin olduğunu öne sürererek gerçekleri söylemekten kaçındığını ve dışarıda bulunan açıktaki arkadaşları sebebiyle dava taraflarının sorularını boşa çıkarmaya çalıştığını açıklıyor. Tanığın kendisi ve karısı için özellikle susma hakkını kullanma isteğini sürekli olarak ileri sürmesinin, hastalık sigortası kartını verdiği olgusunun ortaya çıkarılmasını istememesi sonucu yaptığının görüldüğü ve anlaşıldığını belirtiyor. Tanığın, Holocaust’un yaşanmadığı yönünde yaydığı cezai suça meyil veren yalan dışında, kendi ideolojisi ve 1996 ila en azından 2004 yılı sonuna kadar olan hedeflerini açıklama ve anlatma konusunda daha az sıkıntı yaşadığını belirtiyor. Kendisinin ve tanık Holger G.‘nin bu senelerde temsil ettiği ideoloji kapsamında cevapların açık ve berrak ve anlaşılır ve inandırıcı olduğunu ve ilk başta açıklama yapmamasına rağmen, daha sonraları spontane ve detaylı şeyler anlattığını söylüyor. Davalı G.‘yi tanımlaması ve hakkında söylediği, bu şahsın hatta kamuoyu içinde de yabancı düşmanı sloganlar atan bir kişi olduğunu açıklaması spontane ve anlatılan resmi gözler önüne serer tarzda olmuş. Tanık G.‘nin de tıpkı kendisi gibi birbirleri ile tanıştıktan sonra en azından 2004 yılının sonuna kadar aynı ideolojiyi yine kendisi kadar içselleştirmiş olduğu ve dışarıya karşı savunduğunu açıkladı. Sch.‘nin G. için söylediği ve kesintisiz saldırgan yabancı düşmanlığı meselesi kendisini NSU’nun ideolojisi ve eylemlerinde de dışa vuruyor. Tanık kendisini ve G.‘yi kendisine yöneltilen soruya cevaben inançlı ırkçı olarak tanımlamıştır ve kendisinin ve G.‘nin, yani ikisinin de birlikte nasyonal sosyalizm tipinde bir toplum oluşturma ve kurma hedeflerinin olduğunu söylemiştir. Bu açıklama ile tarihsel nasyonal sosyalizme (NS) ve Yahudilerin endüstriyel olarak yok edilişine işaret edilmeye çalışıldığı açık bir şekilde görülmüştür. Tanık ayrıca G.‘nin kendisine Thüringer Heimatschutz (Thüringenli Vatanı Koruma) örgütünün üyesi olduğunu söylediğini açıkladı. Bunun karşısında Sch. isimli evli çiftinin kartı G.‘ye verme meselesi inandırıcı değildir, çünkü açık çelişkiler ve asılsız beyanlar içermektedir. G. ikisini de kartı kendisine vermeleri doğrultusunda ikna etmek zorunda kaldığını söylemiş ve onlara kartın ‚boktan meselelere‘ alet edilmeyeceğini belirtmiş, ama kesin bir şey söylememiş. G. gözaltına alınıp, serbest bırakıldıktan sonra, bundan sonra gerçekleşen ilk buluşmalarında ihtimalen, kartın Beate Zschaepe tarafınca bir doktor kontrolü esnasında kullanıldığını kendilerine söylemiş. Bu açıklamasını ama hemen değiştirmiş. Tanık Alexander Sch.‘nin kartın kendisine verilmesi ve kartın daha sonraki kullanımı üzerine anlattıkları ve açıklamaları ilginç şeyler içermekteymiş ve bu durum sonucu anlattıklarının doğru olmadığı doğrultusunda ciddi şüphe uyandırıyormuş. Tanık, kartı aldığı tarihi ve yeri hatırlayamadığını söylüyor ama aralarında kartın kullanılışı üzerine bir konuşmanın kesinlikle geçmediğini söylüyor. Tüm bu zaman olarak iç içe geçen ve bütünlük arz eden bir olaylar ve yaşananlar zinciri arasındaki bağ ile bunları hatırlama açısından arz eden farklı ifadeler, ifadenin inanırlığını karartmaktadır. Bu şüphe ayrıca tanığın 2011 senesinin sonunda, LKA’nın (Eyalet Polis Dairesi) ikisini de G. hakkında sorguya çekeceğini öğrenmesi sonrası, ilk aklına gelenin hemen kartı hatırlaması ve G.‘nin hiç zaman kaybetmeden avukatını araması gerçekliği nedediyle de güçleniyor. Holger G. kartın kullanımı konusunda bir şey anlatmadığını söyleyerek, açıkça arkadaşlarını korumaya çalışmıştır. Tanık Sch. kendisini ve karısını korumaya çalışıyor. Hoffmann’ın düşüncesine göre, evli Sch. çiftinin bir şeyleri gizledikleri ayrıca iki tanığın da birçok konuda çelişkili ifade vermeleri ve gerçek dışı ifadeler kullanmaları sonucu ortadadır: Sch. çiftinin davalı G.‘nin uyuşturucu kullanmasına yönelik yaptıkları birbirinden farklı açıklamalar; Silvia Sch.‘nin kartı verdiğinde, kartın tarihinin geçmiş olması nedeniyle, herhangi kötü bir şey düşünmediğini söylemesi ve gerçekte kartın tesliminden iki yıl sonra tarihinin geçmiş olması; Alexander Sch.‘nin LKA’da (Eyalet Polisi) G.‘nin kendisine kartı ne için kullanacağını söylemediğini söylemesi, mahkeme karşısında ama kendisine bunu sormadığını söylemesi; Alexander Sch.‘nin bir taraftan mahkeme önünde, kendilerinin kayıp diye bildirilmiş bir kartın kullanılamayacağını düşündüklerini ve diğer taraftan da Kasım 2011 tarihine kadar kart üzerine bir daha hiç konuşmadıklarını açıklaması; tanık Sch’nin NSU üzerine basında çıkan haberlerden sonra kendi yaptığı açıklamalar ve AOK kartı konusunda kafa yorduğunu belirtmesi; Silvia ve Alexander Sch.’nin bu konudan LKA’da (Eyalet Polisi) verdikleri ifade esnasında mevzunun AOK kartı olduğunu öğrendikleri gibi konuyla ilgili olarak ne zaman haberleri olduğu konusunda birbiriyle çelişen açıklamalarında olduğu gibi. Bu çelişkiler ve iki tanık tarafından yapılan asılsız beyanlar ikisinin de, ya da en azından tanık Alexander Sch.’nin kartın kullanıldığına dair bilgisinin olduğunu ve bilinçlice yalan söylendiği, asılsız beyanda bulunduğunu veyahut da gerçekleri karartma amacı gözetilerek bilinçli unutulan, hatırlanmayan şeylerin olduğu yanılgısı yaratılmaya çalışıldığını ortaya koymaktadır. Sch.ler ve davalı G.‘nin gizledikleri bir şeylerin olduğunu belirtiyor Av. Hoffmann: Bu da Alexander Sch. ya da hatta Sch.lerin ikisinin de kartın kim için alındığını bildiklerini göstermektedir, – en azından G.‘nin yeraltında yaşayan, kaçak sağcı arkadaşları için alındığını biliyorlardı. Bu bilgiyi, verdikleri ifadeleri üzerinde önceden birlikte konuşarak ya da belirli konularda hatırlamadıklarını ve kesik kesik hatırladıklarını belirterek, açıklamaya çaba göstermişlerdir ve gizlemeye çalışmışlardır. Holger G.‘nin kartı alması konusunda yanlış bilgi vermiş olması meselesi ama G.‘nin Zschaepe hakkında söylediklerinin doğruluğunu ortadan kaldırmaz. Ancak G.’ye doğruları anlatmasının sadece kendi çıkarları doğrultusunda olmadığı olgusunu, gerçekleri aktarması gerektiği tekrar hatırlatılmalıdır. Davalı G.’nin özellikle kendisinin temin ettiği silahı Zschäpe’nin de yardımı ve huzurunda verdiği ve Zschäpe’nin hal ve tavırları kapsamında da, yani davalı Zschäpe’nin grubun aktif ve eşit hakları olan grup üyeliği meselesine dönük yaptığı tanıklığına da inanılmalıdır, doğrudur. Bu özellikle davalının grup içindeki yerine ve kişiliğine dönük veriler ve bilgiler, ana dava duruşmaları kapsamında birçok tanığın verdiği ifadelerle de doğrulanmıştır.

Av. Hoffmann konuşmasına Zschäpe’nin kuzeni Stefan Ap.‘ye dair (61. ve 62. duruşma günü tutanaklarına bakınız) açıklamalarla devam edeceğini belirtiyor, ancak Zschäpe’nin savunma avukatı Sturm araya girerek, açıklamanın sadece Sch.‘nin ifadesi konusunda olmadığı ve Holger G.‘ nin de ifadesini kapsaması nedeniyle konuşmasına itiraz ediyor. Hoffmann itiraza karşılık olarak Zschäpe’nin avukatlarının da yaptıkları açıklamaları kapsamında da G.‘nin açıklamaları ile Sch.lerin ifadeleri arasında karşılaştırma yaptıklarını belirtiyor. Zschäpe’nin savunması tarafınca da G.‘nin davasından alıntılara yer verildiği belirtiliyor. Şimdi tam da bu bölüme itiraz edilmesine anlam veremediğini belirtiyor. Götzl bu paragrafın tekrar okunmasını istiyor. Hoffmann açıklamasına devam ediyor: Stefan Ap. ifadesinde Zschäpe’nin hep büyük konuştuğunu, kendisinin susturulmasına izin vermediğini, kimse tarafından kendisine zorla bir şey yaptırılamayacağını ya da zorlanamayacağını açıklamıştı.

Hoffmann sonra spor botu kiraya veren Mario Ge. hakkında konuşmak istiyor, ancak avukat Heer araya girerek, sözünü kesiyor. Götzl Hoffmann’ı eğer ara beyanda bulunmak istiyorsa buna müsadenin olmadığını belirtiyor. Hoffmann açıklayacaklarının üç ayrı noktada G.‘nin Zschäpe üzerine söylediklerinin desteklendiğini ispatlayacağını ve Sch.lerin anlattıklarının G.‘nin Zschäpe’nin grup içinde oynadığı misyon ve rol konusunda anlattıklarını karartmayacağını belirtiyor. Avukat Stahl Zschäpe’nin savunmasının Ceza Yargılaması Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca Alexander Sch.‘nin ifadesi hakkında beyanda bulunduğunu ve bazı noktalarda G.‘nin ifadesi ile çeliştiğini ortaya koyduklarını, Hoffmann’ın beyanının G.‘nin açıkladıklarının delillerin takdiri anlamında olduğunu belirtiyor. Hoffmann beyanın son üçte birlik bölümüne geldiğini, sadece Sch.‘nin üzerinde durulmasının doğru olmayacağı, değişik içerikte kesitlerin birbirleri ile karşılıklı ilişkilerinin de ortaya çıkarılması gerektiğini belirtiyor. Avukat Sturm, Hoffmann’ın beyanının bir sözlü ara beyan olduğunu söylüyor. Götzl mahkemenin bu hususta kanaat getirebilmesi kapsamında Hoffmann’dan yazılı açıklamasını kendisine vermesini rica ediyor. Sonra sözlü beyana, belirlenen kapsamı aşmama durumunda müsaade etme eğilimine sahip olduğunu açıklıyor. Zschäpe’nin savunmasına dönerek çok dar kafalı olmamak gerektiğini ve böyle olunca her şeyin ters teptiğini belirtiyor. Sonra saat 14.05‘e kadar duruşmaya ara veriliyor. Götzl aradan sonra sözlü beyanın devamına karar verdiğini açıklıyor. Geriye kalan sözlü beyanın çok uzun olmadığını ve açıklayanın diğer tanık açıklamaları ile bağlantılara işaret edebileceğini belirtiyor. Avukat Sturm bu hususta bir mahkeme kararı talep ediyor. Federal Savcı Diemer beyanın sonlandırılmasını sonra devam edilebilineceğini belirtiyor. Müdahil dava avukatı Lunnebach müdahil dava ve savunma arasında bulunan farkın uzunluk ya da kısalık kıstası olmaması gerektiğini açıklıyor; savunma açısından tüm bakış açıları kapsamında herhangi bir kusur görülmemiştir. Avukat Stahl konunun kısalık ya da uzunluk meselesi olmadığını, tersine Hoffmann’ın şu an G’nin ifadesi hakkında inanılırlık incelemesi yaptığını açıklıyor. Wohlleben’in avukatı Zschäpe’nin savunmasının mahkemeye verdiği dilekçeye katıldığını açıklıyor. Müdahil dava avukatı Reinecke herhangi bir hukuki koruma durumu olmadığını ve davalının hiçbir hukuksal hakkının çiğnenmediğini açıklıyor. Saat 14:27‘ye kadar verilen aradan sonra Götzl beyannamenin okunmasına yönelik verdiği kararın onaylandığını açıklıyor.

Avukat Hoffmann beyannamesini okumaya devam ediyor. Tanık Ge.‘nin, Zschäpe’nin asıl ‚evde sözü geçen‘ olduğunu söylediğini belirten Hoffmann, Ge.‘nin davranışlarını dominant olarak algıladığını açıklıyor. Davalı G.‘nin ve evli Sch. çiftinin birbirleri ile yakın sosyal ilişkilerinin bulunması gerçekliği, hastalık sigortası kartının verilmesi ile ilgili ortaya çıkan çelişkilerin Sch.lerin verdiği ifade ile davalı G.‘nin mahkemeye sunduğu savunma arasında bulunan çelişkilerin G.‘nin arkadaşlarını koruma amaçlı savunma yapmış olduğunu göstermesi açısından mantıklıdır. Beyanname birçok müdahil dava temsilcisi tarafından imzalanmıştır.

Avukat Bliwier açıklananlara katıldığını ve ek olarak Alexander Sch.‘nin Hannover Savcılığı’nda bulunan bir dava kapsamında yeminsiz asılsız beyan vermiş olmasının görülen davaya eklenmesini öngören dilekçesini sunuyor. Sch.‘nin burada asılsız yargılandığına dair beyanının yanlış olduğu ortaya çıkacaktır. Konu tanığın güvenilirliği konusudur. Avukat Narin Hoffmann’ın beyannamesini destekliyor ve buna ek olarak, tanık Sch.lerin anlatımlarının Holger G.‘nin tutuklanma anına kadar Hannover’deki yerel neonazi çevrelerinin içinde yer aldığına, ilişkisi olduğuna ve bu durumda G.‘nin bu çevreden uzaklaştığına dair söylediklerinin yanlış ve asılsız olduğunun ispatlanmış olduğunu belirtiyor. Ve ayrıca mesele ‚Combat 18‘ ve ‚lidersiz direniş‘ konseptleri çerçevesinde şekillenmiş. G.‘nin de bu konseptleri tanıdığı gerçeğinden hareket edilmek durumundadır. G.‘nin silahların ve farklı kimliklerin neye yaradığını bilmediğini iddia etmesi ve bilmemezlik ardına gizlenmesi kabul edilemez.

Duruşma saat 14:37’de sonlanıyor.

Avukat Hoffmann duruşmadan sonra şunları açıklıyor:
Federal Savcılık soruşturmayı devraldıktan beri NSU üye sayısını olabildiğince sınırlı ve az göstermeye çabalıyor. Olabildiğince ve yapabildiği kadar yalnız cürüm işleyen teorisine sarılıyor. Delil ve kanı önergesinin karara bağlanması, Götzl’in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinin işlenen suçların gerçek anlamda ortaya çıkarılıp çıkarılmamasına veyahut da sırf davayı görme ve sonuçlandırma olgusuna bağlı siyasi bir karardır.“