104. Duruşma Tutanağı – Duruşma Tarihi: 9. Nisan 2014

0

İlk olarak Kassel cinayet komisyonundan, Halit Yozgat’ın internet kafesinde bulunan bir tanığı sorgulamış olan bir memur dinlendi. orada bir adamın olduğunun farkına varmış olsa da kendisine robot resimler gösterilmemişti. Günün ikinci tanığı, eskiden ’nde çalışan Andreas Te.’nin işarkadaşıydı. Görev yerindeki olaylar ve Te.’nin bağlantıları ile ilgili sorgulandı, ama bunları hatırlamayı ve olayların aydınlatılmasına katkı sağlamayı ya başaramadı ya da istemedi.

Tanıklar:

  • Karl-Heinz Ge. (Tanık Sh.’nin sorgusu, Halit Yozgat cinayeti)
  • Frank-Ulrich Fe. (eski Hessen Anayasayı Koruma Dairesi çalışanı, Andreas Te. ile konuşmuştu)

Duruşma 09:43’te başladı. İlk tanık 2009 yılına kadar Kassel Nordhessen Emniyet Müdürlüğü’nün K11 bölümünde kriminal yüksek komiser olan Ge. idi. Ge., Faiz Sh.’yi 08.04.2006’da sorgulamış olduğunu anlattı. Olay gününde Sh. sanık olarak sorgulanmıştı (bkz. 88. duruşma günü), 8.4.’te ise tanık olarak. Ge., 6.4. tarihli ifadenin üzerinden Sh. ile bir kez daha geçmiş olduğunu söyledi. Sh. her şeyin 6.4 . tarihinde anlatmış olduğu gibi olduğunu söylemişti. Tanığa olayları eksiksiz ve gerçeğe uygun şekilde açıklama zorunluluğu konusunda uyarıda bulunuldu. Sh., gerçeği söylediğini ve söylemeye devam ettiğini söyledi. Sh. şu bilgileri vermişti: İçeri girmiş ve tezgahın arkasında genç bir adam görmüştü. Ona telefon etmek istediğini söylediğinde genç adam onu 3 numaralı kabine yönlendirmişti. İşi bittiğinde kabinden çıkmış ve genç adamın tezgahın arkasında oturmadığını görmüştü. Arka odadan sesler duymuş ve bu yüzden arkaya gitmişti. Orada ismen tanıdığı iki genci görmüş ve onlara genç adam nerede biliyorlar mı diye sormuştu. Bilmediklerini söylemişler ve kapının önünde olabileceğini belirtmişlerdi. Arkadaki telefon kabininde bir kadın telefon ediyordu, kapısını çalmış ve kısaca içeri bakmıştı. Ardından ön taraftaki odaya gitmiş ve vitrinin hizasına yerleşerek birkaç saniye beklemiş, o sırada öğlen görmüş olduğu yaşlıca adam içeri girmişti. Adama para isteyip istemediğini sormuş, adam içeride kimse yok mu diye karşılık vermişti. Yaşlı adam tezgahın arkasına gitmiş, bir sandalyeyi yana itmiş, cansız bir bedenin üzerine eğilmiş ve haykırmıştı. Haykırışı üzerine ön odadaki iki genç ve kadın da gelmişlerdi. Ardından telefon kabininden polisi arayıp haber vermek istemişti. Ama gençlerden biri ondan hiçbir şeye dokunmamasını istemişti. Böylece kurtarma ekipleri gelene kadar orada durmuştu.

Tanık Ge., Sh.’ye dükkana girmeden önce bir şey farketmiş miydi diye sormuştu. Kimseyi görmemiş olduğunu söylemiş ve sağ tarafta araçların parkedip etmediğini de bilmediğini söylemişti. Bu soru onun için cinayet öncesi açısından önemliydi. Ardından Sh.’ye nasıl olup da tezgahın arkasındaki kişiyi görmemiş olduğunu sormuştu. Sh. orası kendisi için yabancı bir mekan olduğundan saygısından dolayı tezgaha yaklaşmadığını ve daha ayrıntılı şekilde etrafına bakmadığını, bunun onun “tarzı ve zihniyeti” olduğunu söylemişti. Bu yüzden çalışma masasının/tezgahın üzerindeki kan damlalarını da görmemişti. Bir-bir buçuk metre kadar uzaktaydı. Yandan geçerken de sağ tarafa bakmamıştı. Sh. daha sonra orada bir sandalye durduğunu, onu daha ayrıntılı şekilde tarif edemeyeceğini söylemişti. Sh.’yi 20.04 tarihinde bir kez daha sorgulamış ve bir kez daha kabindeki durumu ayrıntılı şekilde tarif ettirmişti. Sh. çok kızgındı ve “Bana niye inanmıyorsunuz?” diye sormuştu. Sh. Ge.’nin bürosunda köşede dikilmiş ve köşede durmuş ve o bakış açısından 1.80 boyunda açık renk giysili bir erkeği hayal meyal görmüş olduğunu, o pozisyondan daha fazlasını göremediğini anlatmıştı. Duyduğu gürültüler iki kez arka arkaya balon patlaması ya da benzer şekildeydi ve onları çok net şekilde algılamamıştı. Gürültülerle yakın bir zamanlı olarak zeminde bir titreşim hissetmiş, ama bu da kapıya bakmasına yol açmamıştı. Ge.’nin söylediğine göre kabinin kapısında büyük bir poster asılıydı ve bu şekilde görüş önemli ölçüde engellenmişti. Telefon, kabinin köşesinde bir rafın üzerinde duruyordu. Orada durmuştu ve kapıya bakmamış, somut bir şey algılamamıştı. Ge., Sh.’nin fotoğrafını çekmişti. Göz hizası 162 cm’ye tekabül ediyordu. Tezgahın arkasında birinin durduğunu görmesinin mümkün olmadığını göstermekti amaç. Ge. bunu anlayamıyordu, kendisi Sh. ile aynı boyda, yani 174 cm boyundaydı. Olay Sh.’nin anlattığı gibiyse o zaman Sh. o mesafeden kurbanın tezgahın arkasında yattığını görememişti.

O zamanda gazetede yayınlanan robot resimlerde, kadın tanıdığın bisikletli kişileri gördüğü Nürnberg olayıyla ilgili olarak iki kişi görülüyordu. Sh. resimleri görmüş ve kendiliğinden polise başvurarak olaydan sonraki ikinci haftada Kassel Lohfelden’daki bir otobüs istasyonunda dururken önünden geçen birini gördüğünü ve bu kişinin resimdekilerden biriyle benzerliğe sahip olduğunu söylemişti. Bu bilgiyi kontrol etmişlerdi, ama olaylar arasında bir bağlantı kurulamamıştı. İşin ucunda ödül de vardı ve Sh.’ye başka bir konuşmada 300.000 euroluk ödül olduğunu söylemişti. Sh. gerçeği söylediğini, anlattığından fazlasını görmediğini, daha fazla yardımcı olamayacağını söylemişti. Ge.: “Yani sürekli gerçekten daha fazlasını görmediğini söylüyordu.” Sh. hayatta kaldığı içi Tanrıya şükretmişti, çünkü suçlular veya suçlulardan biri kendisini görmüş olsa hayatta olmayacaktı. Çalışma yeriyle ile ilgili verdiği bilgiler ve verdiği tüm diğer bilgiler denetlenmiş, heps akla yatkın ve makul bulunmuştu.

Götzl, sorgudan hatırlatmalarda bulunarak başladı. Sh.’nin yeniden öndeki mekana gitmesinin ardından üç dört saniye boyunca pencere hizasında durup dışarıya bakmış olduğunu, o sırada daha önce görmüş olduğu ve dükkanın sahibi olduğunu bildiği yaşlı adamın gelmiş olduğunu anlattığını hatırlattı. Ge., Sh.’nin adamın ona ilk telefon görüşmesinde çay ikram etmiş olduğunu sandığını söyledi. Götzl adamın tezgahın arkasına gittiğini, sanki birini ayıltmak istiyormuş gibi gözüktüğünü, adamın kendisinden polisi aramasını istediğini, yüksek sesle bağırdığını ifadelerden okudu. Ge. hatırlatmaları doğruladı. Sh.’nin daha sonra tahminen dört dakika kadar ön tarafta durmuş olduğu hatırlatmasıyla ilgili olarak, bunun kurbanın babasının polise haber vermek üzere çaycıya gittiği zaman aralığı olduğunu söyledi. Götzl, Sh.’nin yerde yatan adamı üst gövdesine kadar gördüğünü söylemiş olduğunu hatırlattı. Belden aşağısı tezgahın arkasında kalıyordu, aynı zamanda arka taraftan çocuklu bir kadın ve iki genç adam gelmişlerdi. Dükkanın önünde dururken kurtarma ekiplerinin geldiğini görmüştü. Gelen başka kişiler de olmuştu. Ge. bununla ilgili olarak babasının çaycıdakilere haber verdiğini ve daha fazka kişinin dükkana geldiğini söyledi. Götzl Sh.’nin hayal meyal algıladığına ilaveten adamın olasılıkla omuz hizasında saçları olduğunu söylemiş olduğunu hatırlattı. Ge.’nin dediğine göre Sh. bundan kesinlikle emin değildi, bu zayıf bir algıydı, ama Sh. bu adamı güçlü, açık renk giysili, 1.80 uzunluğunda olarak “benimsemişti”. Ge., Sh.’nin bulunduğu durumdan, görüş açısından bunu böyle algılamış olduğunu ortaya çıkarmak istemiş olduğunu söyledi. Sh. her şeyden evvel orada bulunmuş olan ve daha fazlasını algılamamış biriydi. Ge.: “Bunu önce anlamak gerek. Bunu nasıl o şekilde algılamış olabilir?” Ge. bunun tanığın verdiği bilgiler olduğunu soru üzerine doğruladı. Ge., hareketsiz duran adamın önünde daha ayrıntılı şekilde tarif edemeyeceği bir sandalye olduğu hatırlatmasını doğruladı.

Ge., tutulmasıyla ilgili olarak Sh.’nin sözlerini not ettiğini söyledi. Sh. iyi Almanca konuşuyordu, bu bir soru-cevap sorgusuydu. Kısım kısım dikte etmiş, soruyu ve sonra cevabı tekrarlamıştı. Götzl hatırlattı: Sh.’nin daha uzak bir mesafeden orada durmuş olması da mümkündü, durduğu mesafeden tezgahın üzerindeki kanı görmemişti, arka tarafa giderken saygı göstermek adına sürekli önüne bakmıştı. Bir şey görmüş olsa hemen başkalarına haber verirdi. Ge. bunu doğruladı. Tanığın tutanağı bir kez daha okumuş olduğunu, ikinci sorguda Sh. ile ilk sorgunun üzerinden tekrar geçmiş olduklarını yalanladı. Bunu kaydetmiş ve Sh.’ye doğru olup olmadığını sormuştu. Kaydı geriye sarmış ve Sh.’nin de bir kez daha dinlemiş olması mümkündü.

Ardından robot resimlerle ilgili 18.04.2006 tarihli kayıt hakkında konuşuldu. Götzl, Sh.’nin kendiliğinden ortaya çıktığını ve 15.04.2006 cumartesi günü Lohfelden otobüs durağında beklerken, içinde iki kişi olan ve içlerinden birinin robot resimdekilerden birine benzediği Kassel plakalı koyu renkli bir BMW’nin önünden geçtiğini bildirmiş olduğunu okudu. Sh. araç sahibinin kim olduğunu soruşturduklarını ve bunun cinayetle ilgili olmadığının ortaya çıktığını söyledi. Götzl, Sh.’nin patlamaların ardından arkasını dönmemiş olduğunu, gürültülerin ardından 10-15 saniye sonra gelen yer titreşimi ile dikkatinin kısa süreliğine dağıldığını, bu nedenle bu kişiyi görüş açısından hayal meyal algılamış olduğunu anlatmış olduğunu hatırlattı. Ge. bunu doğruladı. Ge. soru üzerine Sh.’nin giriş kapısının o sırada açık ya da kapalı olduğunu farketmemiş olduğunu söyledi. Götzl Sh.’nin genç adamın dükkana girdiğinde yoğun şekilde bilgisayarıyla meşgul olduğunu ve gergin şekilde klavyesine baktığını, fareyi kullanıp kullanmadığını bilmediğini söylemiş olduğu hatırlatmasında bulundu. Ge. bunu doğruladı. Sh.’nin kalan ücretlerinin bilgisayarda birikmiş olması gerektiği, çünkü kontörü bittikten sonra da telefon etmeye devam edebildiğini doğruladı. Sh.’nin katil onu görmüş olsa onu da vuracağını söylemiş olduğunu da doğruladı. Ge., Sh.’nin davranışıyla ilgili olarak Sh.’nin daha fazlasını biliyor olsa onu da anlatacağı izlenimine kapılduğunu söyledi. Sh. çekingen ve inançlıydı. Ge. olay gününde ilk olarak onun bir şey görmüş olması gerektiğini düşündüyse de aslında görmemiş olduğu aklına yatmıştı. Sh. bu bilgileri kendiliğinden vermişti, Ge. şahsı ve kanı gerçekten görmediği konusunda ona inanmıştı. Ge., Sh.’ye ödülden bahsedildiği konuşma sırasında oradaydı. Götzl, 300.000 euroluk ödül ve tanık konuma imkanlarının Sh.’ye anlatılmış olduğunu ve kendisinin bunun üzerine şu ana kadar hep gerçeği anlatmış olduğunu, katillerin bulunmasını sağlayacak bilgiler vermekten korkmadığını, kurbanın ailesine karşı kendini sorumlu hissettiğini söylemiş olduğunu okudu. Ge. bunu doğruladı. Gürültünün zamanlamasıyla ilgili bir notun hatırlatılması üzerine Ge., Sh.’nin patlamaların telefonlaşmanın başında gerçekleştiğini, ama bunu somut olarak söyleyemeyeceğini, konuşmanın ortası da olabileceğini söylemiş olduğu cevabını verdi. 11:10’a kadar duruşmaya ara verildi.

Ardından dava avukatı Bliwier, bu sorguların ve kayıtlatın hangi dosyalarda bulunduğunu sordu. Ge. bunu bilmediğini söledi, bununla ilgili gerekiyorsa dosya yöneticisi bilgi verebilirdi. Sh.’nin daha sonraki sorgularında Andreas Te.’yi sanık olarak tanıyor muydu sorusu üzerine tanıdığını söyledi. Te.’den tutuklanmasından beri haberi vardı. Ne zaman tutuklandığını bilmiyordu. Bliwier, Sh.’ye Te.’nin resimleri hiç gösterildi mi diye sordu. Ge. gösterilmediğini söyledi, buna gerek de görmemişti, SH. birini somut şekilde algılamamıştı. Bu yüzden tecrübelerinden yola çıkarak bir anlamı olmadığını düşünüyordu. Sh.’ye fotoğraf gösterilirse birini tanır mıydı diye soruldu mu sorusu üzerine Ge. tekrardan bunu anlamsız bulduğunu söyledi. Bliwier, Sh.’nin verdiği bilgiler gözönüne alınırsa Te.’nin olay anında lokalde olması gerektiği doğru mu diye sordu. Ge. doğru olduğunu söyledi., Te.’nin internete giriş yapması olay anında orada olması gerektiğinin kanıtıydı. Bliwier o durumda dışarı çıkan kişi belki Te. olabilir mi diye sordu. Ge., hayır cevabını verdi, Sh. hayal meyal bir şey görmüştü, ama net olarak gördüğü bir kişi yoktu. Tanık anlaşılan soruyu anlamadı. Bliwier ardından Ge.’nin Sh.’nin bu tarifini akla yatkın bulmuş muydu, yoksa Sh.’nin yanıldığını mı düşünmüştü diye sordu. Ge. tekrar Sh.’nin bunu kendi görüş açısından algıladığını, böyle anlamış olduğunu söyledi. Bliwier sorguda belli belirsiz görülen kişinin masaya baktığı ve acelesi olduğunun söylendiğini, bunun somut bir algı olduğunu söyledi. Ge. bunun kendi algısı olmadığını söyledi. Bliwier, Ge.’nin Sh. ile üzerinden geçtiğini söylediği sorgunun sanık sorgusu olduğunu söyledi. Bunun üzerine avukat Narin, Ge.’ye Sh.’nin ceketine el konulup konulmadığını biliyor mu diye sordu. Ge. el konulduğunu, ama SH.’ye yeniden teslim edildiğin söyledi. Bunun ne kadar sürmüş olduğunu tam olarak hatırlamıyordu, ama kesin haftalar boyunca sürmüştü, adli sicil bölümü başka biriyle meşguldü. Zschäpe’nin avukatı Sturm ,Sh.’nin telefon etmemesi gerektiğini söylediği kişi ve “adam” tabirini sordu. Sh. ile konuşulup konuşulmadığını, başka kişilerin bulunup bulunmadığını bilmek istiyordu. Ge. soruyla karşılık verdi: “Başka bir adam olabilir miydi?” Ardından bu kişinin gençlerden biri olduğunun varsayıldığını söyledi. Wohlleben’in avukatı Schneider’in Te.’nin olay gününde ne taşıdığı ortaya çıkarıldı mı diye sorması üzerine Te. ile bir ilgisinin olmadığını, bu konuda bilgisi olmadığını söyledi. Schneider Sh.’ye gerçeği anlatıp anlatılmadığını sormuş olduklarını söyledi ve gerçeği söylediği konusunda hiç şüpheye kapılındı mı diye sordu. Ge. şüphe duymadıklarını, Sh.’nin şüphe duyulmasını gerektirecek bir kişiliğe sahip olmadığını söyledi. Schneiders o halde neden bir sonraki sorguda sürekli bu konunun soruşturulduğunu sordu. Ge., Sh.’nin bir şey görmüş olması en muhtemel kişi olduğunu, bu yüzden sürekli bu soruların sorulduğunu, somut bir nedeni olmadığını sötledi. Ge.’nin Sh.’nin doğru söylediğine karar verdiği bir dönüm noktası olup olmadığı sorusu üzerine aslında sorgusundan itibaren bu hisse sahip olduğu cevabını verdi.

Ge.’nin sorgusunun sona ermesinin ardından avukat Bliwier soruşturmaların dar kafalılığı konusunda söyleyecek sözü olmadığını tüm açıklığıyla belirtmek istediğini açıkladı. Sh.’ye, bir foto gösterilirken veya yüzleştirme sırasında daha detaylı bir şeylerin aklına gelip gelmediğinin bile sorulmadığını, bu yaklaşımın takip edilmediğini, olanları açıklığa kavuşturmaya çalışılmadığını ve bunun için kelimelerin yetersiz olduğunu söyledi. Buna anlayış gösteremezdi.

Anja S.’nin dünkü ifadesiyle ilgili olarak müdahil dava avukatı Elberling şu açıklamada bulundu:
“Üçlü”nün destekçilerinden birinin normalde ’deki Nazi camiasıyla pek ilgisi olmayan 16 yaşındaki kız arkadaşı, ortadan kaybolan üçlüyü özel güvenlik önlemleri alınmadan kullandıkları evde ziyaret edebiliyordu. Soruşturma bir kez daha gösterdi ki her ihtimalde Chemnitz Nazi çevrelerinin büyük kısmı ortadan kaybolanların şehirdeki varlığından haberdardı. Aynısını, Jenalı üçlü hakkında Chemnitz çevrelerinde konuşulanları anlatan Mandy St. de anlatmıştı. Camiadaki sayısız muhbire rağmen Anayasayı Koruma Dairesi ve Eyalet Kriminal Dairesi’nin nasıl olup da Zschäpe, Mundlos ve Böhnhardt’ı meydana çıkaramadığı bu arka plan göz önüne alındığında anlaşılmazdı.

Ardından 12:43’e kadar öğle arası verildi. Daha sonra Hessen Eyaleti Anayasayı Koruma Dairesi eski çalışanı ve Andreas Te.’nin eski iş arkadaşı olan 70 yaşındaki Frank-Ulrich Fe. sorgulandı (bkz. 80. duruşma günü). Fe. soru üzerine, internet kafedeki olayı gazeteden okuduğunu, ertesi gün “Andreas T.” ye kafeyi bilip bilmediğini sorduğunu, onun da bilmediğini söylediğini anlattı Konu böylece kapanmıştı. Birkaç gün sonra Kassel dış şube yöneticisi olarak Emniyet Müdürü Hoffmann kendisini aramış ve “Andreas T.”ye yönelik sekiz cinayetten soruşturma yürütüldüğünü söylemişti. Bu akşam 22’ye doğruydu. Büro araması gerçekleştirmek istemişlerdi. Şefi Bay Irrgang’ı aramış ve onadan gizli dosyalar hariç herşeyi ortaya çıkarma talimatını almıştı. Ardından 23’e doğru ofise gitmiş, kapıları ve gizli çekmeceleri açmış ve dört polis “Andreas T.”nin bürosunu aramışlardı. Ama ona önemli bir şey bulunmadığı bildirilmişti. Birbuçuk saat sonra yeniden dışarı çıkmışlardı. Bir gün sonra telefonla aranıp kendisine “T.”nin işten uzaklaştırıldığı söylenmişti. Birkaç gün sonra dış şubede bölüm başkanı, emniyet bölümü, polis memurları ve emniyet müdürü ile küçük çaplı bir toplantı gerçekleşmişti. Orada “T.” ile ilgili sorular sorulmuştu. Tüm soruları cevaplayabiliyorlar, ama olayı aydınlatamıyorlardı. Ardından yine birkaç gün sonra “Andreas T.” ile ilgili tüm ifadelerin Wiesbaden şube yönetimi tarafından verilmesi nedeniyle onların polise daha fazla ifade ve ipucu vermemeleri gerektiği talimatını almıştı. “T.”yi dört ay boyunca görmemişti. Ardından ona “T.”nin şahsi eşyalarını almak üzere büroya geleceği bilgisi verilmişti. T. gelmişti, onu odasına götürmüş ve çalışma masasından evraklarını alabilmesi için yalnız bırakmıştı. Bir saat sonra gitmişti, ondan bu yana “T.”yi ne görmüş ne de haberini almıştı. Fe., “Andreas T.” den bahsederken kastettiği “Andreas Te.”mi sorusu üzerine öyle olduğu cevabını verdi. Te. ile son buluşması 2006 Ağustos, Eylül ayında gerçeklemiş olmalıydı. Orada kafede olanlar hakkında konuşulmamıştı, bunun hakkında konulmak istememişti, bu polisin işiydi. Götzl, Fe. AndreastTe.’ye olayın ertesi günü kafe hakkında soru sormuş muydu diye sordu. Fe. sormuş olduğunu söyledi. Bunu gazetede okumuş ve Te.’ye “Söylesene, bu internet kafesini biliyor musun?” diye sormuştu. Te. bilmediğini söylemişti. Ama her gün eve dönerken arabasıyla önünden geçtiğine işaret edilmesi üzerine de hiç içeri girmemiş olduğunu ve kafeyi bilmediğini söylemişti. Cinayet günü olan 6. Nisan hafta içine denk geliyorsa, bu bir “iş günü” olsa da konuşma bir sonraki gün gerçekleşmiş olmalıydı. “Hessisch-Niedersächsischen Allgemeinen“ gazetesinde çıktıktan sonraydı bu. Fe.’nin anlattığına göre bu iki cümle üzerine olmuştu, çünkü öldürülen genç bir adamdı. Soru daha çok Te.’nin binayı tanıyıp tanımadığıydı. Genç bir Türk öldürülmüş, kim biliyor musun diye sormuştu sadece. Orada Holländische Straße yazıyordu. Te.’ye inanmıştı, Te. bir iş gezisine çıkmak üzere vedalaşmıştı. Bunun dışında olayları açıklığa kavuşturmak için bir şeyler yaptı mı sorusu üzerine yapmadığını, bunun polisin işi olduğunu söyledi: “Orada Anayasayı Koruma’nın karışması gerekmiyordu, istihbaratla ilgili bir şey olduğu anlaşılmıyordu.” Te.’ye oradan geçtiği için sormuştu, onun dışında hiçbir çalışana sormamıştı ve kimseyi olayı aydınlatmakla görevlendirmemişti.” Dış bürodaki diğer çalışanlardan Bayan E. ve Bay Go.’nun isimlerini verdi.

Götzl Fe.’ye, Te.’nin uzaklaştırılmasının ardından onunla konuşup konuşmadığı hatırlıyor mu diye sordu. Fe.: “Hatırlıyorum, onunla telefonlaşmadım.” dedi. Götzl, 29.5.2006’dan bir telekomünikasyon takip tutanağı bulunduğunu, bunun ardından Te. ile konuşmuş olduğunu söyledi. Fe.: “Hayır.” Fe. tekrar sorulması üzerine de bunun doğru olmadığını söyledi (bkz. 80. duruşma günü tutanağı). Götzl tutanaktan konuşmanın tarihlerini okudu: Saat, numaralar, konuşanlar. Fe. Te. ile konuşmuş olduğunu yalanlamaya devam etti. Te.’nin Fe.’ye baba olduğunu haber verdiğinin hatırlatılması üzerine Fe, şunu dedi: “Daha önce baba olmamış mıydı?” Fe.’nin telefonda bu konu hakkında konuşamayacağı, ama “Bay Friedrich” isimli birinin sınırlı ifade verme iznine sahip olduğu ve sorgulanacağını söylediğinin hatırlatılması üzerine Fe. “Friedrich kim ki?” dedi. Konuşmanın içeriğiyle ilgili diğer hatırlatmalar üzerine de Fe. konuşmayı yürütenin kendisi olmadığını söyledi. Polis tarafından yakalanmasının ardından Te. ile bir daha hiç konuşmamıştı ve Te.’nin eşyalarını masasından alması haricinde bunu yapmadı. Hatta Te. emeklilik dairesindeki yeni dairesinde bulunduğunda bir iş arkadaşı eski bir iş arkadaşının orada olduğunu söyleyip onunla konuşmak ister mi diye sorduğunda bunu reddetmişti. Bu 2007 yılında emekli olmasından kısa süre önceydi.

Fe. soru üzerine Te.’nin yazılı açıklamasını hiç görmediğini, Irrgang ile aralarında bu konuyla ilgili olarak sadece aramaya dair konuşmanın geçtiğini söyledi. Te. onun için bu olayın ardından bir tabuydu. Götzl Fe.’ye birileriyle Te. ile ilgili bilgiler hakkında konuştu mu diye sordu. İlk gece, dört meslektaşı odayı aradığında onlarla bunun hakkında konuştu mu artık hatırlamıyordu. Bunun Te. olmasının mümkün olduğu birkaç saniyelik bir zaman diliminden söz etmişlerdi, tüm cinayetler konuşulmuştu. Polisteyken cinayet komisyonu Emniyet Müdürü Hoffmann ile iletişime geçmişti. O zaman Te.’nin polise ne anlattığı hakkında bilgisi var mıydı sorusu üzerine dış şube yöneticisilerinin her üç ayda bir topluca Wiesbaden’a çağrıldıklarını, orada Te. hakkında da konuşulduğunu, orada belki de kendisine “gece gösterimi” surasında ne söylendiğini anlattığını söyledi.
Te.’nin Hamburg’daki bir kadınla chat yapmış olduğunu orada öğrenmişti. Bu “gece oturumu” sırasında bu kafedeki tüm durum da ona anlatılmıştı. Te. parasını tezgaha koymuş ve cesedi iddia ettiğine göre görmemişti. Hangi gecenin kastedildiği sorusu üzerine Fe. büro aramasını kastettiğini söyledi. Bilgileri Emniyet Müdürü’nden almıştı, o da bu bilgileri tahminen Te.’nin sorgularından edinmişti. Fe. dış şubede Te.’nin Irrgang’la konuşmalarının içeriğinin konu edildiğini yalanladı. Te.’ye karşı soruşturmaların olmasıyla ilgili telefonun ne zaman edildiği sorusu üzerine, bunun cinayetin bir hafta veya 10 gün sonrasında olduğunu söyledi. Bunu tutuklanmanın iki üç gün veya 24 saat sonrasında olduğunu varsayıyordu, tam olarak bilmiyordu. Götzl, Bayan E.’nin polis tarafından sorgulanıp sorgulanmadığını hatırlıyor mu diye sordu ve bununla ilgili olarak 2.5.2006 yılından bir kayıt olduğunu söyledi. Fe. bilmediğini söyledi. E. çok bağımsız biriydi, hepsinin polisle yakın ilişkisi vardı. Götzl, Fe.’nin E.’den Andreas’a cinayeti sormasını rica ettiğini hatırlattı. Fe., izni sırasında E.’den rica edemeyeceğini ve bu yüzden de rica etmediğini söyledi. Fe.’nin Te.’yi uzun zamandır tanıdığını biliyordu. Fe. onunla bu konu hakkında konuştuğunu hatırlamadığını söyledi. Bunu sorması çin Wiesbaden’dan da emir gelmemişti. Tekrar sorulması üzerine, Te. ile olan konuşmanın 7.4.’te gerçekleştiğinden şimdi neredeyse emin olduğunu, pazartesi günü mesai yapmadığını söyledi. Götzl, E.’nin burada Te.’nin 7.4.’te tatilde olduğunu söylemiş olduğunu ve Te.’nin kendisinin de aynısını söylemiş olduğunu belirtti. Fe. bunun aklına yatmadığını söyledi. Ve Te.’ye inanmıştı, çünkü çok sayıda “yabancının, Türkün” yaşadığı semtlerdeki böyle kafelere gitmek pek hoş karşılanmıyordu. Te.’nin böyle bir internet kafeye gitmiş olduğunu tahayyül edemiyordu. Hamburg’daki bayanla olan hikayeyi tahmin edemezdi, hele ki Te. evliyken.

Götzl, telekomünikasyon takibi tutanağından “Kriminal Polis Hoffmann”ın ev araması sırasında Fe.’ye rapor verdiğinden bahsedildiği bölümü hatırlattı (tutanağın tamamı için bkz. 80. duruşma günü tutanağı). Fe.’nin söylediğine göre kelimeler ona aitti, ama Re. ile telefonlaştığını söylediğini hatırlamıyordu. Bu uygundu, çünkü büro araması sırasındaki konuşmada oradaydı. Orada sadece kendisi, Hoffmann ve dört beş kriminal polis vardı. Bu konuşmayı hatırlamıyordu: “Kayıtta benim sesim olduğu anlaşılıyor mu?” “Ev aramasından” bahsedildiğinin hatırlatılmaı üzerine Fe. bunun hakkında bir şey bilmediğini, bunun bir büro araması olduğunu söyledi. Götzl, telekomünikasyon tutanağından Fe.’nin bir dakikanın eksik olduğunu ve problemin bu dakika olduğunu söylediğini hatırlattı. Hoffmann ona bir kaç dakikalık bir zaman aralığının kapanması gerektiğini söylemişti. Götzl Fe.’nin, Mu.’nun Te.’ye her şeyi anlatması ve hiçbir konuyu atlamaması gerektiğini söylemiş olduğunu anlatmasına kadar tutanaktan hatırlatmaya devam etti. Fe. Mu.’nun böyle söylemiş olmasının mümkün olduğunu söyledi. Götzl: “Yani içerik olarak bu size uyuyor mu?” diye sordu. Fe. hatırlamadığını, sadece Götzl bunu okuduğunda aklına geldiğini söyledi. Bunu belki de yapmıştı. Son kısımları söylemiş olabilirdi: “Ama bilinçli olarak böyle bir konuşma yaptım mı…Ama bunu reddetmek istemiyorum.” Götzl bir kez daha girişteki durumu sordu, Fe. ise bunun üzerine bunu hafızasında bastırdığını söylemek durumunda olduğunu söyledi. Götzl o kısmı hatırlattı: “Ve bunu Irrgang’ın yanında nasıl yaptın, bana söylendiği şekilde polisteki gibi kısıtlayıcı davranmadın, yanı onlara her şeyi anlattın.” Fe., Irrgang’dan bir bilgi aldığını hatırlamadığını söyledi. “Kassel’in yürümediği” cümlesinin hatırlatılması üzerine Fe.: “Kassel dış şubesine artık dönemeyeceği” cevabını verdi. Te. hala geri dönebilmeyi umuyordu. Götzl tutanağı okumaya devam etti. Fe. hatırlamadığını söyledi, ama Te. muhbir yöneticisi olarak kısa süre önce teslim aldığı yabancıların ve bir de sandığı kadarıyla bir sağcının başındaydı. Konuşmaları başlangıçta unutmaya çalışmıştı, ama Götzl bunları bu şekilde okuduğuna göre belki de öyle olmuş olmalıydı. Ama bu ona tuhaf gelmiyordu. Götzl konunun konuşmanın içeriği olduğunu sötledi. Fe., Teç’nin cinayet serisini işlediğine hiç inanmamış olduğunu, onun o tipte biri olmaıdğını, ve kafedeki cinayeti de ondan beklemeyeceğin söyledi. Internet kafeye gittiği bilinmesi kariyerinde ilerlemesine, terfi edilmesine engel olabilirdi. Te. çok hırslıydı, bir yere gelmek istiyordu, bir meslek okulundan çok iyi bir derecesi ve planları vardı. Fe. başlangıçta neredeyse bütün kurbanların, Kassel’deki “genç Türk”ün olduğu gibi neredeyse aynı tabancayla vurulduğunu duyduduğunu söyledi. Ve kendisi, Fe., Te.’nin bunu yaptığını düşünemiyordu. Bunu kimden duyduğunun sorulması üzerine arama sırasında polisten duyduğunu söyledi.
Götzl Fe.’den Te.’yi tarif etmesini istedi. Fe. onu tanıdığından şüphe ettiğini söyledi. Kendisi 2000 yazında Kassel’e geri dönmüştü, Te. o zamanlar bir kaç yıldan bu yana Kassel’deydi, ama 2000 sonbaharından 2003 kışına kadar meslek okuluna gitmiş, ardından Wiesbaden’da staj yapmış, sonra muhbir yöneticiliği görevini almış, kendi bulduğu ve meslektaşlarından teslim aldığı muhbirleri görevlendirmişti. Te.’nin bürosu Fe.’nin katında değildi, ama bir iş gezisine gidip geldiğinde haber veriyordu ve raporlar Wiesbaden’a verilmeden önce de hep haber veriyordu.

Te. ona gençliğinde postada “arada çalıştığını” ve şimdi herşeyi telafi ermek istediğini söylemişti. Fe.’ye göre Te. bilgili biriydi. Biraz çekingendi, hatta biraz utangaç olduğunu düşünmüştü, ama Te. bunu iyi saklamıştı. O akşam ona Te.’nin chatin parasını tezgaha koyduğu söylenmişti: “Kurbanı gördüğüne inanmak istemedim.” Bu “sırığın” utangaç ve yavaş bir şekilde tezgaha nasıl yaklaştığını ve uzun koluyla parayı oraya nasıl koyduğunu gözünün önünde net şekilde canlandırmıştı. Götzl: “Kurbanı gördüğüne inanmak istemediniz mi?” diye sordu. Fe. bunu kafasında canlandıramadığını söyledi. Te.’yi yaptıklarının arkasında duran dürüst biri olarak düşünmüştü. Hala Te.’nin ölüyü görmediğini söylerken gerçeği söylediğini düşünüyordu. 13:55’e kadar ara verildi.

Ardından Götzl tutanakta “Friedrich” ile kimin kastediliyor olabileceğini sordu. Fe., bunun Friedrich Go. olabileceğini söyledi. Soru üzerine dış şubede herkesin birbirine “sen” olarak hitap ettiğini söyledi. O zamanlarki numarasının ne olduğunu hatırlıyor mu sorusu üzerine Fe. farklı numaralarının olduğunu, birinin resmi ikisinin gizli olduğunu, bunun muhtemelen gizli numarası olduğunu söyledi. Götzl tutanağın giriş metninde Te.’nin aradığı ve Fe. ile konuşmak istediğinin yazdığını söyledi. Götzl, Fe.’nin “Kassel problematiği” tabiri ile bağlantılandırdığı bir şey var mı diye sordu. Fe., Kassel’de sadece az sayıda memur olduklarını, çünkü Wiesbaden’da farklı dış şubelerin birleşmesinin tartışıldığını söyledi. Kassel’in gerekirse çözülmesi gerekiyordu, ama bu gerçekleşmedi. Ve Te. memleketine gitmek üzere Offenbach ve Wiesbaden’dan Kassel’e geçmişti. Fe. soru üzerine Hoffmann’ın ona bir ev aramasından bahsetmiş olmasının mümkün olduğunu söyledi. Götzl hatırlatmada bulundu: “Bir çok şey itiraf ettin ve şimdi problem bu.” Fe., Te.’nin tahminen polise bilgi vermiş olmasını problem olarak görmüş olduğunu söyledi. Te.’nin evinde ne bulduklarını hatırlamıyordu, bir günlük olduğunu düşünüyordu.
Fe. müdahil dava temsilcisi avukat Kienzle’nin Te. ile yaptığı başka telefon görüşmelerini hatırlıyor mu sorusu üzerine hatırlamadığını söyledi. Kienzle, yine kötü bir durumda kalıp kişisel notlarından alıntı yapmak zorunda olduğunu söyledi. 2.5.2006 tarihinden bir telekomünikasyon takibi tutanağı vardı., Te. ve Fe.’nin konuşmuş olduğu orada da görülüyordu. Orada konuşmanın içeriğinin bir özeti vardı: Andreas, görevi açısından işleri oldukça kötü hale getirdiğini anlattı. Bay Fe.’ye göre Andreas’ın görevi açısından büyük bir endişeye kapılmasına gerek yok. Hala bir iş arkadaşı olarak görülüyor. (-Watch’ın notu) Eğer bu yazılıysa, Fe.’ye göre o zaman öyleydi, ama gerçekten de hatırlamıyordu. Kienzle okumaya devam etti: Fe.’ye göre işiyle ilgili bu yere özel olarak gitmiş olması Andreas’ın hatasıydı. Fe. belki de söylediklerinin yanlış kaydedilmiş olduğunu söyledi. Konunun yabancılarla ilgisi vardı ve oraya muhbir başı olarak gitmek akıllıca değildi. Kienzle, Fe.’ye polisin bunu belki yanlış mı not aldığını düşündüğünü sordu. Fe.: “Oldukça mümkün” dedi. Kienzle, aynı dosyada yine Te. ve Fe. arasında geçen bir konuşmaya ait 15.5.2006 tarihli başka bir talekomünikasyon takibi tutanağının bulunduğunu, polisin bunu şu şekilde özetlediğini söyledi: Andreas sadece bir kez daha haber vermek istemişti. Bay Fe. yine yeni bir bilgi edinmemişti, Wiesbaden’dan eline yeni bilgiler geçmiyordu. Yarın Wiesbaden’da olacak, eğer eline yeni bilgiler geçerse bunu Andreas’a anlatacak. Fe. hatırlamadığını söyledi. Kienzle, Fe. ifadesinde ısrar ediyor mu diye sordu. Fe. görevleriyle ilgili olarak konunun dışında durmak durumunda oldularını söyledi. Bir insanın öldürülmesi olgusunun istihbarat servisi ile ilgisi yoktu. Kienzle: “Suçlunun istihbarat servisi çalışanı olması haricinde.” Fe.’ye göre problematik buydu. Kienzle, Te.’nin 21.4.2006 tarihinde tutuklandığını ve telefon görüşmelerinin hepsinin 2006 Mayısından olduğunu söyledi. Fe., Te.’nin o zaman yine serbest olduğunu söyledi. Kienzle, Te.’nin yine de hala sanık olmaya devam ettiğini söyledi. Kienzle, Te.’nin bu arada Wiesbaden’dan nasıl bilgilerin Te.’ye vaat edilmiş olduğu hakkında bir şey hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Fe. hatırlamadığını söyledi. Hayır, Te.’ye kesin cevap vermemişti. Ona bir haber verdiğini hatırlamıyordu.

Ardından Kienzle Fe.’ye haber kaynağı yöneticisi olarak görev isminin ne olduğunu sordu. Fe. bunu yanıtlamaya izni olmadığını söyledi. Te. uzaklaştırıldıktan sonra Benjamin Gä. ile bağlantı kurduğunu doğruladı. Gä.’nin sorusu üzerine Te.’nin gelmeyeceğini ve Te.’nin bir daha gelip gelmeyeceğini bilmediğini söylemişti. Gä. ile Te.’nin açığa çıkarılmasının içeriği hakkında konuştuğunu hatırlamıyordu. Kienzle, Gä.’nin “Heinz” isimli biriyle olan konuşmalardan bahsettiğini söyledi. Fe. bunun kim olduğunu bilmediğini söyledi: “Heinz ben değildim.”

Avukat von der Behrens, Fe.’nin Te.’nin hırslı olduğuna hangi özellikleri nedeniyle karar verdiğini sordu. Fe: “Titizliğinden“ dedi. Te. her zaman meslektaşları ve üstlerine yardım etmeye ve iş üstlenmeye hazırdı. Te.’nin üstleriyle olan ilişkisi kendisinden daha mı yoğundu sorusu üzerine Fe., herkesin Wiesbaden’la bağlantısı olduğunu söyledi. Te.’nin bölüm yöneticisiyle ilişkisinin olduğunu, onu arayıp bulduğunu söyledi. Bunu o zamanlar Te.’nin hırsına bağlamıştı. Te. Wiesbaden’a sıklıkla gitmiyordu, belki ayda bir gidiyordu, diğerleri o kadar sık gitmiyordu. Fe. soru üzerine Wiesbaden’daki kişileri isimlerini verip veremeyeceğini bilmediğini söyledi.

Avukat Pınar, Fe.’nin “Heinz” olmadığını söylediğini, madem öyle neden kod ismiyle ilgili bilgiler vermediğini söyledi. Fe., bunun diğer kimliği olmadığını, kimin “Heinz” olduğunu bilmediğini, belki de “Heinz” diye biri olmadığını söyledi. Avukat Dierbach Fe.’yi Te. ile telefonlaşmadığını anlatması ve hatta 2007 yılında bir telefon görüşmesini reddettiği çelişkisiyle yüzleştirdi. Fe., bunu hafızasında bastırdığını, onunla telefonlaşmamış olduğundan emin olduğunu söyledi. “Hala iş arkadaşıyız” sözünü duyduğunda bu fikre kapılmıştı. Te. işten uzakta bulunmadığı sürece iş arkadaşı kalacaklarını Wiesbaden’dan duymuştu. Te. ile telefonlaşmaması yönünde direktif aldığını reddetti.

Fe. Bliwier’in sorusu üzerine Te.’den önce Benjamin Gä.’nin yöneticisi olduğunu doğruladı. Gä.’nin neyle ilgili rapor verdiğini söylemeye izni yoktu. Bliwier, Fe.’nin Te.’ye yönelik şüphelerden dolayı polis mercileriyle olan işbirliğini nasıl gördüğünü sordu. Fe., bağlantıların nasıl yürütülmesi gerektiğine Wiesbaden’daki daire ve bölüm yönetiminin karar verdiğini söyledi. Bağlantılar karşılıklıydı ve iyilerdi, polisle olanlar da öyleydi. Bildiği kadarıyla Wiesbaden’da faaliyetiyle ilgili şikayette bulunan olmamıştı, en azından Wiesbaden’dan bir geribildirim gelmemişti. Bliwier 10.4’te Kassel dış şubesinde Federal Savcı ve polis memurlarıyla olan bir konuşma hakkkındaki kaydını hatırlattı. Görüşmede “gizli çalışanların parola sorguları” suçlaması sorununun nasıl çözülebileceği konuşulmuştu. Fe. bölüm yönetiminin bunu polisle konuştuğunu, hemen orada bir onay alınıp alınmadığını bilmediğini söyledi. Kriminal Polis ve Başsavcılık’tan gizli çalışanların sorgulanmasına izin verilmesine hazır olup olunmadığını bilmiyordu, çünkü orada müdahale etme imkanı olmamıştı. Burada Bliwier’in dediğine göre Cinayet Komisyonu Café’nin bunu tatminkar bulmadığı, polisin doğrudan bir sorgu yapmasını istedikleri yazıyordu. Fe. buna tahminen Wiesbaden’daki yönetimin karar verdiğini söyledi.

Avukat Narin Fe.’nin Organize Suçlar bölümünde mi görevlendirildiğini sordu. Fe., bunu söylemeye yetkisi olmadığını, söylemek de istemediğini, bununla bir ilgisinin olmadığını söyledi. “” ve Rockerlar arasındaki kesişimlerle ilgili bilgiler hakkında da bir şey söylemesinin mümkün olmadığını söyledi. 2006 yılı Mart ayında Wiesbaden’da gerçekleşen ve ülke çapındaki bir cinayet serisinin konuşulduğu bir görüşme hakkında da bir şey bilmiyordu. O zamanlar artık Wiesbaden’da değildi. Çalıştığı daire bu konuyla ilgileniyor mu onu da bilmiyordu. Narin Götzl’e prosedürleri sordu, çünkü delil talebi dilekçesinden hatırlatmada bulunmak istiyordu, ama sınıflandırma sorunluydu. Götzl, Narin’in hangi konu hakkında ifade verme izni bulunduğunu bildiğini, iznin kapsamadığı ortada olan sorular sormanın pek anlamı olmadığını söyledi. Fe., 2000 yılından sonra Kassel’de bulunduğu ve Organize Suçlar’ın sadece Wiesbaden’da bulunduğunun düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Avukat Lunnebach, Fe.’nin telefonları hatırlatmalar nedeniyle kendi görüşmeleri olarak mı hatırladığı yoksa sadece metnin uygun olduğunu mu söylediğinin artık kendisi için net olmadığını söyledi. Fe.: “Şu anda bunu hatırlayabileceğimi düşünüyorum.” Başlangıçta yaptığı gibi artık olayları ihtimal dışı bırakmıyordu. Bliwier, Bayan E.’nin ifadesinde Fe.’den aldığı yetkiyle Te’ye Café’yi tanıyor mu diye sorduğunu söylemiş olmasının çelişkisini sordu. Bunu Te. de doğrulamıştı. Fe.’nin dediğine göre E. böyle diyorsa o zaman belki de ona o görevi vermişti. Aynı gün büyük toplantı da vardı. Bliwier, Fe.’nin önce görevi vermediğini söylediğini, daha sonra da vermişse de hatırlamadığını ve üçüncüsü bunun anlamsız olduğunu söylediğini belirtti. Sadece Te.’nin söylemiş olduklarını hatırlatıyordu. Fe.: “Bunu tamamen redettmek istemiyorum, çünkü bir çok şeyi bastırdım ve unuttum.” Her şeyi aklında tutmak istememişti, bu ona sıkıntı veriyordu. Emniyet Müdürü Hoffmann’ın haberinden sonra bu konuyla yeniden ilgilenmişti. Bundan önce orada polis de bulunmamıştı. Bu cinayet suçuyla görevi arasında bir bağlantı kurmamıştı. ZK10’dan (Merkez Komisyon) Me.’nin ismini bildiğini söyledi. Bliwier, Bayan E.’nin pazartesi günü Bay Te.’yi Me.’ye yollamış olduğunu söyledi. Fe. bunun ona bir şey ifade etmediğini söyledi. Fe. hiyerarşiyle ilgili olarak dış şube yöneticisinin eşitler arasında önce geldiğini, yönetimle ilgili görevleri olduğunu ve uzmanlık isteyen işleri Wiesbaden’ın yaptığını söyledi. Avukat Pınar Fe.’nin salınmasına karşı çıktı, Bliwier de buna katıldı, bant kayıtlarının bulunması mümkündü.

Götzl bir aranın ardından bilirkişi Saß için sorgularında mevcut olmadığı çeşitli tanıkların ifadelerini kendisini ilgilendiren kısımlarını dikkate alarak okudu. Bunlar Janine St., Başmüfettiş Ra., Başkomiser La., Beatrix Ja. (hepsi 66. duruşma günü), Heike Ku., Klaus Sch., Patrick Ku. (hepsi 67. duruşma günü), Mario Ge., Britta Ka., Caroline Re., Mattthias Re. (hepsi 68. duruşma günü) ve Siegfried Mundlos’un (70. duruşma günü) ifadeleriydi.

Müdahil dava avukatı , Meckenheim Eyalet Kriminal Dairesi’nde bulunan ve ana dosyanın “Keupstraße” olay kompleksinin 39 ve 260 numaralı ipuçları olarak işaretli kısımlarını talep etmek ve incelemek üzere dilekçe verdi. Burada söz konusu olan ipucu dosyaları değil, ana dosyanın bileşenleriydi. 39 numara olarak işaretli olan dosya bölümü Keupstraße saldırısı ve Probsteigasse’deki saldırı arasındaki bağlantılara dair ipuçlarını içeriyordu. İpuçları haritası onu somut kişilere yöneltmeyecekti, bunun yerine 2004 yılında göründüğü kadarıyla ilk olarak reddedilmiş olan bir bağlantıyla genel olarak ilgileniyordu. Dosyanın 260 numaralı ipucu olarak işaretlenmiş bölümü UK-CTLO, New Scotland Yard’dan Federal Kriminal Dairesi’ne 29.9.2004’te gelmiş olan bir ipucunu içeriyordu. Konu, 1999 yılı Nisan ayında Londra’da üç çivili bomba saldırısı gerçekleştirmiş ve aşırı sağcı grupların hem cephesi hem de kenarında, özellikle de “Combat18”in çevresinde hareket eden olan David Copeland ile ilgili kapsamlı bir dosya idi. Bu ipucu Köln polisi tarafından incelenmiş; Scotland Yard’ın bildirdiğine göre Copeland’in tek fail olduğu ve Haziran 2004’te tutuklu olduğu, yani onun tarafından gerçekleştirilen bir suç eyleminin söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştu. Böylelikle bu konu kapanmıştı. Ama Scotland Yard kapsamlı dosyayı muhakkak Copeland’in işlediği olası bir suç nedeniyle yollamamıştı. Alman polisinin dikkatinin daha ziyade bu tarz saldırıların sağ çevreden sorumluluk üstlenmeyen kişiler tarafından gerçekleştirildiğine çekilmesi gerekiyordu. Yani konu Keupstraße’deki patlayıcılı saldırının muhtemel bir mavi kopyasının haber verilmesiydi. Federal Anayasayı Koruma Dairesi bunun dışında Copeland ile olası bir paralellik görmüştü. Kölnlü Almanya Federal Cumhuriyeti Araştırma Komisyonu’nun “Patlayıcı Madde” Operasyon Ekibi’nin başkanı, bu analizden haberi olmadığını, ama kendi operasyon grubunun ana dosyalardan bununla örtüşen bir analizi ipucu dosyalarına taşıdığını anlatmıştı.

Reinecke ikinci bir dilekçe daha verdi: Bavyera Eyaleti Kriminal Dairesi’nin Keupstraße’deki bombalı saldırıyla ilgili tuttuğu dosyalarla birlikte Köln ve Nürnberg Polisi veya Bavyera Eyalet Kriminal Dairesi’nde bulunan ve bu dairelerin Yaşar cinayeti ve Keupstraße’deki patlayıcı madde saldırısıyla ilgili tüm dosyalarının davaya dahil edilmesini istedi. Mahkemeye ve dava katılımcılarına, olası bir suçlu kimliğiyle dolaysız olarak ilgili bir dizi dosyanın şu ana kadar sunulmamış olduğu kesindi. Esas duruşmada sorgulanmış olan tanık Keller (bkz. 34. duruşma günü), Keupstraße’den olan bir videoda Yaşar cinayetiyle bağlantılı olarak tanıdığı suçluları teşhis ettiğini açıklamıştı.

Polis bu ifadeyi yeni bir soruşturma hipotezinin dayanağı yapmamış, bunun yerine kişilerin hareketini parçalara ayıran tekil fotoğraflarla tanığı şüpheye düşürmüş ve bu şekilde ifadelerini kısıtlamıştı. Tanığın üçlünün açığa çıkmasından sonra yeniden sorgulanması sadece eski tembelliği meşrulaştırmak için yapılan bir denemeydi. Önlerindeki dosyalarda Keupstraße videosunun Nürnberg polisine nasıl olup da ulaştığı, bu konuda nelerin konuşulduğu vs. ile ilgili hiçbir ipucu yoktu. Bunun dışında başka dosyaların da dağıtılmadığına dair ipuçları vardı. Köln gazetesi Stadtanzeiger’in bir editörü, 2006 sonbaharında Yaşar cinayetiyle ilgili araştırma yapmış ve Google’da resim araması yaparken spontane olarak Köln’deki Keupstraße cinayetinin robot resimlerine benzediğini düşündüğü robot resimlere rastlamıştı. Bunun üzerine onların da robot resimler arasındaki benzerliğin farkında olup olmadıklarını öğrenmek üzere Köln polisini aramıştı. Daha beş dakika geçmeden Köln polisinden Deglow geri aramış ve benzerliğin tamamen tesadüfi olduğunu, soruşturmaların bakış açısından bir bağlantı olmadığını söylemişti. Polis temsilcisi, olası motiflere işaret edilip sorulması üzerine de önceki ifadesini bir kez daha doğrulamış ve son olarak daha fazla bilgi verilmesine izin vermeyen soruşturma taktiğiyle ilgili nedenlerden bahsetmişti. Bu durumdan üçlünün açığa çıkarılmasını ardından “Bir acemi bile farkına varırdı”  başlıklı makalede konu edilmişti. Kölnlü Başmüfettiş W.’nin notlarından, 2005 Ağustos ayı ve 2006 Eylül ayında Özel Yapı Organizasyonu “Bosporus” ve “Patlayıcı Madde” operasyon grubu arasında görüşmeler gerçekleştiği net olarak anlaşılıyordu. Bu konuyla ilgili dosyalar bugüne kadar sunulan dosyalarda bulunamamıştı. Bavyera Eyalet Kriminal Dairesi’nde Keupstraße’ne yönelik bir dosya tutulduğu da kayıtlara geçmişti. Bunun dışında önemsiz olan konulara değinen bir kayıtta Eyalet Kriminal Dairesi, hangi olay yerlerinden hangi ipuçlarının belli bir daktiloskopik izle karşılaştırıldığını anlatmıştı. Burada Keupstraße saldırısından da söz ediliyordu ve bir “yerli günlük numarası”na işaret ediliyordu. Bavyera Eyaleti Kriminal Dairesi’nin 2008 yılında, Köln’de 9.6.2004’te gerçekleşem bombalı saldırıyı diğer cinayet elemleriyle birlikte sıralamasının doğallığı, burada açık şekilde önceki dosyalarda farkına varılmayan bağlantıların bulunduğunun kanıtıydı.

Duruşma günü 16:25’de sona erdi.

Web blogu NSU-Nebenklage’de Anayasayı Koruma Dairesi çalışanının ifadesi değerlendirildi:
„Müdahil davacıların görüşüne göre, Anayasayı Koruma Dairesi çalışanı Fehling’in pişkin şekilde yalan söylediği, çünkü Hessen Anayasayı Koruma Dairesi’nin kriminal polisin soruşturmalarına büyük oranda zarar verdiğini saklamak istediği izlenimi yoğun şekilde oluşuyor.”

http://www.nsu-nebenklage.de/blog/2014/04/09/09-04-2014/