269. Duruşma Günü Özet Tutanağı – 9 Mart 2016

0

Bugünkü duruşmaya olarak iki polis davet edilmiştir. Söz konusu bu polisler yanıp küle dönmüş ve 4.11.2011’de içinde ve ’un ölü halde bulunduğu karavandaki silahlara el koyan kişilerdir. Ayrıca sanık Carsten Schultze, birçok ifadesinin yanısıra Ralf Wohlleben’in ifadesine dayanan başka açıklamalarda bulunmuştur.

Tanıklar:

  • Lutz Ha. (KHK, KPI Gotha, Eisenach’taki karavanda bulunan silahlara el konulması)
  • Gerd So. (Kriminal dairesi polis memuru, KPI Gotha, Eisenach’taki karavanda bulunan silahlara el konulması)

saat 09:45’te başlar. İlk tanık Lutz Ha.’dır. ’e, Eisenach’taki V-MK 1121 resmi numaralı karavanda el konulan silahların söz konusu olduğunu söyler. Ha: „Cuma akşamı Eisenach’ta bir banka soygunu olduğu ve bunun sonucunda da bir karavana el konulduğu yönünde bilgilendirildik. Olay yerinde çalışan ekip ölü şahısları karavandan çoktan çıkarmıştı; bana ve meslektaşım So.’ya 05.11, Cumartesi günü olay yerindeki diğer işleri üstlenmekle yükümlü olduğumuz söylendi. Ayrıca şahıslardan hangisinin sürücü olduğunun saptanması için delillerin incelenmesi ve kayıt altına alınması gerekiyordu. Bunun üzerine biz taşıt çekme firmasına gittik ve orada karavanı bulduk. Olay yerindeki memurlar, ölü şahısların, ’a ait görev tabancalarının, Pumpgunların ve gaz ocağının üzerinde bir yerde buldukları bir tabancanın çoktan kayıt altına alındığı bilgisiyle karavanı bize teslim ettiler. Ben aracın sürücü kabinindeki delilleri değerlendirmeye başladım; meslektaşım da aracın oturma bölümünde işine başladı; bu bölümde bir adet makineli silah, bir silah, bir tabanca ve içinde bir adet el bombası olan bir sırt çantası buldu ki daha sonra bu el bombasının talimlerde kullanılan türden olduğu ortaya çıktı.“

Wohlleben’in savunma avukatı Klemke: „Oraya vardığınızda karavan firmanın neresinde duruyordu?“ Ha: „Hangarlardan birinde.“ Klemke: „Hangarın kilit sisteminin ne denli güvenilir olduğuna dair tahmini bir bilginiz var mı?“ Ha.: „Biz oraya vardığımızda daha önce olay yerinde bulunan meslektaşlarımız da oradaydılar ve işi bize teslim ettiler. Biz 05.11. akşamına değin oradaydık; ancak biz oradan ayrıldıktan sonra söz konusu mekan izlemeye alınmış mıdır, buna dair bir şey söyleyemem.“ Wohlleben’in savunma avukatı : “Karavan oradan taşınırken içindeki nesnelerin yerinden oynadığına ya da buna benzer bir şeyler olduğuna dair bir bilginiz var mıydı?” Ha: “Hayır!” Schneiders: „Ho. Bey ile aranızda karavanın Stregda’dan taşıt çekme firmasına nakledilmesine dair konuşmalar geçti mi?“

Ha.: „Bu, Stregda’daki polis müdürünün kararıydı. Biz söz konusu yere vardığımızda karavan çoktandır oradaydı. Bizim bunun üzerinde bir etkimiz olmadığı gibi karavanın neden oraya getirildiği hakkında da herhangi bir konuşmamız olmadı. Olay yerindeki ekip 04 gecesinden 05’e değin çalışmış; biz de bunları somut birer veri olarak kabul etmek zorundaydık.“ Schneiders: „Karavandaki nesneler mesela hareketle yer değiştirmiş olsalar buna ilişkin bir iz olur muydu, dikkatinizi çeken bu türden bir şey oldu mu?“ Ha.: „Hayır.“ Schneiders: „Sürücü kabininde kovan, mermi benzeri şeyler de aradınız mı?“ Ha.: „Evet, aradım, ancak gözden kaçırdığım bir şey olmuş.“ Schneiders: „Nedir?“ Ha.: „Bir mermi parçası ki bu parça daha sonra BKA tarafından bulunmuş.“ Tanığın sorgulanmasına son verilir.

Ardından tanık Gerd So.’nun sorgulanmasına geçilir. Götzl, ispatlanması gereken konunun ne olduğunu söyler. So., 04.11.’de işe henüz dahil edilmediğini belirtir. „Meslektaşım Ha. tarafından cuma akşamı aranıldım; bana cumartesi erken saatte iş yerinde olmam gerektiğini bildirdi. Eisenach’daki bir banka soygununun, krimal teknik bir işin söz konusu olduğunu belirtti.

Saat 09:10’a [sesçil yazım] doğru iş yerinde buluştuk; orada mesele hakkında bilgilendirildik ve Baden-Württemberg’den iki meslektaşımız bize dahil edildi. Ardından Eisenach’a taşıt çekme firmasına gittik ve orada LKA’dan olan meslektaşlarımız bize işimizin ne olduğunu bildirdiler. Bize cesetlerin çıkarıldığı, silahlara el konulduğu, paranın henüz bulunamadığı ve başka silahların da mevcut olabileceği bilgisi verildi. Ha. ve ben şunu söyledik: Delillerin incelenmesi ve kayıt altına alınması gerekliliğinden hareketle arama yapamayız. [sesçil yazım] Bu nedenle de oradaki tüm objeleri, ki bunlar yangın söndürme çalışmalarından dolayı kısmen hâlâ ıslaktı, tek tek kayıt altına almaya karar verdik. Dolaplar dahil her şeyi numaraladık; dolaptan çıkanları da resim panoları koyup numaralayarak kartonlara koyduk. Yapı marketten elliden fazla karton getirttik ve karavandan çıkan her şeyi kartonlara yerleştirdik. Silahlara ilişkinse şunları söyleyebilirim: Ortadaki masanın sağ tarafındaki kanepenin üzerinde bir makineli tüfek bulduk. Ardından yatağın üzerinde, yukarı kısımdaki yatağın üzerinde bir tabanca bulduk. Daha sonra ise, yani objeleri dışarı çıkardıktan sonra bir çanta ya da sırt çantası içinde kuru sıkı bir tabanca ile sahte bir el bombası bulduk. Ve sonra elbette parayı da bulduk. Meselenin özü bu.”

’in savunma avukatı Kaiser: „Karavanın nakli sırasında objelerin yerinin değişmiş olabileceği ihtimali üzerinde konuşuldu mu? So: „Bu mümkün değil. Makineli tüfeğin kanepede, tabancanın da yatağın üzerinde az ya da çok bir köşeye sıkışmış olarak gördüğünüzde üstelik tüfeğin üzeri moloz kaplıyken buna ihtimal vermezsiniz. Objelerin uçuşmuş olması mümkün değil.

Götzl, sanık Carsten Schultze’nin ifadesine geçilmeden önce ara verileceğini bildirir. Daha sonra ise Götzl şöyle söyler: „Şimdi size gelelim Schultze Bey, buyrun!“ Carsten Schultze: „O zaman da yani Brehme ve Tauber oradayken de, söylediklerime bir şeyler ilave etmek istediğimi, söylediklerimi düzeltmek istediğimi söylemiştim. Ardından bunlara Ralf Wohlleben’in ifadeleri eklendi. İfademe [sesçil yazım] ters düşen şeylerin hepsine burada değinmeyeceğim. Ne olursa olsun söylediklerim olduğu gibi kalacak. Fakat değinmek istediğim birkaç nokta var.“ NPD-İlçe başkanı konusuna ilişkin sadece şunları söyleyebilirim: Hatırladığım kadarıyla söz konusu kişi ben değildim. Ve ardından bildiğim kadarıyla Wohlleben’in savunma makamından bir dilekçe geldi [sesçil yazım, burada kastedilen muhtemelen VS’nin ilettiği bilgi] buna göre söz konusu kişi bendim; ancak dört satır sonra söz konusu kişinin ben mi [sesçil yazım] o mu olduğunun belli olmadığı yazıyordu. Dilekçede buna yer verilmemişti. Onun ilettiği bilgide ilçe başkanı olduğunu bizzat kendisinin ileri sürdüğü de yer alıyordu. [sesçil yazım] Bu da dilekçede yer almadı. Bunu da sunmak istedim.

Ardından Jürgen Helbig ve soygun konusu: Wohlleben bu işlerin benim üzerimden yürüdüğünü söyledi. Fakat ben oldukça eminim ki o zamanlar cep telefonu numaraları… Helbig Beyin numarası bende yoktu. İlk kez soygunla bağlantılı olarak birbirimizden numaralarımızı aldık. Wohlleben Bey’in yanıma gözcü olarak Helbig’i verdiği ibaresinde kalıyorum. Silahın bozuk ya da hurda olduğu konusuna gelince: Buna ilişkin hatırladığım bir şey yok. O, ilk kez silah sipariş edildiğini bilmem gerektiğinden de söz etti. Ancak buna dair hiçbir bilgim yoktu. Ayrıca Böhnhardt ailesi ile olan diyologlardan, posta kutularına not bırakıldığından, onların ziyaret edildiğinden de haberim yoktu. [sesçil yazım] Wohlleben’in üçlüyü ziyaret ettiğinden de hiçbir koşulda haberim yoktu.

Anayasayı Koruma’nın üçlü dosyasında bir mesele vardı; üçlüden birinin Brandt’la yaptığı telefon görüşmesinden önce orada Wießner’in iki üç günde bir yazdığı randevuları içeren küçük bir kâğıt vardı. [sesçil yazım] Böyle bir şey yaptığıma dair kesinlikle hatırladığım bir şey yok. Telefon bağlantılarını sağlayan ana kişi bensem bu işin benim üzerimden yürütülmesi gerekirdi ki böyle bir şey hatırlamıyorum. [sesçil yazım] Bu bağlamda hatırlayabildiğim şunlardır: O zamanlar Kapke ve Wohlleben benden bu telefon bağlantısını kurmamı ve mesaj getirip götürmemi rica etmişti. Sonuna kadar da böyle oldu; onların söylediklerini ona (muhtemelen burada Wohlleben’den söz ediliyor) ilettim; o da şunları diğerlerine iletmelisin dedi. [sesçil yazım] Bu silahlar meselesinde de böyleydi. Bana nereden silah edinebileceğime dair bir tavsiyede bulunduğu hikayesi ise saçma, böyle bir şey olmadı. Silahlar için olan paraya gelince: Paranın nereden geldiğine dair bana herhangi bir soru sorulmadı. Parayı bana veren Wohlleben Bey’di; onun dışında biri değildi, Tino Brandt’ta değildi ya da ne bileyim bu olaya müdahale eden başka biri yoktu.

Mario Ralf Brehme ve Tauber Bey’e gelince: Sanırım Brehme’ye bir keresinde üçlü ile, Wohlleben, Gerlach ve benimle olan ilişkisinin sorulduğu bir durum oldu. Ve Heilsberg’deki sürekli bir buluşmaya ilişkin ona bir soru yöneltildi ve o arasıra orada bulundukları yanıtını verdi. Oradaki kişilerin isimleri ise sorulmadı. Sadece şunu söylemek istedim: Bu üçlü ile birlikte hiçbir zaman Heilsberg’deki toplantıda yer almadım. İki üç kez orada bulundum; fakat Kapke Bey’le birlikte.

Ardından Tauber benimle pek çok kez Stuttgart ve Dortmund’da bulunduğunu söyledi. Bunun doğruluğu yok. Ben hiçbir zaman Tauber’le [sesçil yazım] birlikte Stuttgart’ta veya Dortmund’da bulunmadım. Ve ayrıca başkan kendisi olduğu halde benim ile birlikte Parti eyalet örgütünün idaresini üstlendiğimi söyledi. Orada neyin idaresini üstlenmiş olabilirim, bilmediğim gibi buna dair de bir şey hatırlamıyorum.

Ayrıca kasadan sorumlu kişinin de ben olduğunu söyledi. Bu doğru değil. Beni tanıyan herkes mali işlerle hiç alakam olmadığını bilir. Böyle bir eğilimim hiç olmamıştır. Bunu niye hatırlamıyor ki! Uzun bir süre düşündükten sonra bunu yaptığını [muhtemelen burada eyalet başkanlığı kastediliyor]söyleyen kendisi. Her koşulda benim bildiğim Tauber, Brandt ve Wohlleben’in eyalet başkanlığını üstlenmem için beni ikna etmeye çalıştıkları. Fakat ben buna müsaade etmedim, bu görevi üstlenmedim ve daha sonra vekil oldum. Bu benim için küçük bir devrim gibiydi. Değinmek istediğim noktalar bunlardı. Duruşma saat 13:12’de sona erer.

NSU-Nebenklage blogundaki yorum için: http://www.nsu-nebenklage.de/tr/2016/03/09/09-03-2016/