NSU davasında 23.11.2017 tarihli 391. duruşma gününün özeti

0

Davadaki mütalaa süreçleri esnasında duruşma günlerine ait özetleri yayınlayacağız. Bunlarla ilgili söz konusu özet tutanaklara ise daha sonra yer vereceğiz.

NSU davasında 23.11.2017 tarihli 391. duruşma gününün özeti

Müdahil davacıların mütalaalarının beşinci günü

Davanın 391. gününde müdahil Peer Stolle, Kubaşık ailesinin üyelerinden birini temsil eden diğer bir avukat olarak mütalaada bulundu. Stolle, mütalaasının içeriği konusunda meslektaşlarıyla ortak bir karara vardığını ve odaklanacağı konunun NSU’nun oluşumu ve içerisinde suçluların yetiştikleri ve Nazi camiasına katılıp radikalleştikleri çevre olduğunu belirtti. Stolle’nin ana tezi şuydu: „NSU bir üçlü değil. Federal Savcılığın inandırmak istediği üzere kendiliğinden radikalleşmiş olan ve ardından sadece kendi inisiyatifleriyle burada yargılandıkları suçları işleyen üç kişiden oluşan bir örgüt değil.

NSU ve işlediği suçlar Stolle’nin belirttiğine göre Doğu Almanya ve ’de Almanya’nın yeniden birleşmesi döneminde hüküm süren spesifik bir toplumsal durumun sonucu. Bu dönem çok politik bir dönemdi, bir yandan demokrasi, adalet ve eşitlik talepleri vardı diğer yandansa „İkinci Dünya Savaşı sonrasında Alman topraklarında mevcut olmayan ırkçı ve ulusalcı bir atmosfer“ sözkonusuydu.“ Stolle, bu dönemde yaşanan toplumsal kırılmaya rağmen sanıkları ve ile ’u sağcı camiaya katılmaya asıl itenin bu oldukça farklı sosyal şartlar olmadığını söyledi. Sağcı gençlik gruplarına katılımın „o zamanki politik iklim ile“ çok ilgisi vardı. 90’lı yılların başındaki bu iklime ırkçı ve ulusalcı gündelik söylemler hakimdi ve bu söylemler Hoyerswerda ve Rostock-Lichtenhagen’de gerçekleştirilenler gibi ırkçı kıyımlarla patlak verdiler. Buna „sağcı gençler için kristalleşme noktaları“ eklendi, örneğin kabul gören gençlik çalışmaları çerçevesinde hareket edilen, Jena’daki „“ gibi yerler: „Sağcılar burada serbestçe hareket edebiliyordu, ne sosyal hizmet görevlileri, ne de polis bir sınır koyuyordu.“ Bu şekilde birçok yerde hegemonyal ve şiddet kullanan bir gençlik altkültürü oluşmuştu.

Ancak Stolle’ye göre bu kırılma ve ortaya çıkan sağcı alt kültürler hegemonyası da tek başına NSU‚yu oluşturmaya yetmezdi: „Bunun için ideolojik kesinlik ve kararlılık gerekir. Bunun için güvenilebilecek bir ağ, ciddi durumlarda ulaşılabilecek bağlantılar gerekir. Ve bunun için öncedem camiada, silah arkadaşlarıyla tartışılmış olan uygun tasarılar gerekir.“ Stolle’ye göre bunun için „koruyucu ellerini“ bu gelişime uzatan devlet güvenlik görevlileri ve Anayasayı Koruma Daireleri gerekirdi. NSU’nun kurulması Stolle’ye göre asla bir kırılma ya da özel bir yol değil, Thüringen ve Jena’daki gelişmelerin mantıklı bir sonucuydu. Jena Silah Arkadaşlığı’nın daha sonraki özel kadrosunun ve Thüringen Vatan Koruma’nın yerel grubunun ailevi ve politik sosyalizasyonlarına dair sanıkların ayrıntılı tariflerinden yola çıkan Stolle, ideolojik olarak sabit ve kendini eliter olarak gören ve kısa zaman içerisinde yerel olmaktan çıkıp Ostthüringen Anti-Antifa, onun lider figürü ve aynı zamanda Thüringen Eyalet Anayasayı Koruma Dairesi’nin de muhbiri olan Tino Brandt ve Thüringen Vatan Koruma aracılığıyla grubun radikalleşmesine büyük oranda katkıda bulunan yapıların nasıl oluştuğunu anlattı. Christian Worch’un etrafındaki „Yeni Cephe’nin Görüş Birliği“ ile temaslar, Güney Afrika ve Amerika’ya kadar uzanan bağlantılar ve yüksek operasyonel mobilite ile giderek artan şiddet ve propaganda suçları, giderek daha militan ve kendinden emin hareket eden bir camianın „profesyonelleşmesine“ işaret ediyordu. Stolle Neonazi yapılarını kuran ve örneğin 1992 yılında 2.500 Nazinin Rudolstadt’daki bir Heß yürüyüşünde polis müdahalesi olmaksızın toplanmasını başaran kadroların faaliyetlerini hatırlattı. Thüringen Nazi camiası bağlantılarını (ulusal olanları da) bu şekilde kurmuş ve kendine güvenini kazanmıştı. Stolle Thüringen Vatan Koruma’nın (THS) sıkı silah arkadaşlığı ağını „Thüringen Neonazi camiasının radikalleşmesinde bir katalizör“ olarak tanımladı. THS üyeleri kendilerine nadiren sınır koyulduğunu deneyimlemişlerdi. Takip baskısı altında olmamaları ve halktan aldıkları onay geri kalanı da halletti: Ellerindeki güç 1993 yılı Mayıs’ında sığınma hakkının kaldırılmasına katkıda bulundu.

Stolle daha sonra THS‚de şiddet, terör konseptleri ve hücre oluşturma konusundaki tartışmalardan bahsederek Başsavcı Greger’in Federal Başsavcılığın mütalaasındaki –THS, onun kurucusu Tino Brandt ve Anayasayı Koruma Dairesi’nin NSU’nun oluşumunda „bir etkileri olmadığı“- iddiasına karşı geldi. Tino Brandt, Stolle’ye göre davadaki sorgusunda bu sıçrayışı şu sözlerle anlatmıştı: „kurban etme deneyimleri sona erdiğinde artık solcularla uğraşmamıza gerek kalmamıştı, onun yerine Thüringen Vatan Koruma olarak başka hedeflerimiz vardı, daha iyi bir Almanya için savaşmak istiyorduk.“
Stoll, „Turner Günlükleri,“ Nazi ağı „“ ve sanık Eminger’in „Aryan Law and Order“ fanzinine işaret ederek „NSU’nun ölümcül bir şekilde uygulamaya geçirdiği bir araç olan hücre konsepti, sağ camianın 90’lı yıllardaki tartışmalarının sabit bir unsuruydu.“ açıklamasında bulundu. Bu konuda Federal Savcılığıa da karşı çıkmak gerekiyordu: Terörist örgüt ancak 1998 yılının ortasında kurulmamıştı ve sadece Böhnhardt, Zschäpe ve Mundlos’dan oluşmuyordu. Jena Neonazilerinin kontrolden çıkan eylemlerine bakılırsa bu oluşumun 1995 yılında başladığı görülüyordu. Stolle o noktada solculara ya da alternatif gençlere veya göçmenlere yönelik çok sayıdaki şiddet suçunu saydı ve bomba tuzaklarını, mektuplu bomba tuzaklarını ve üzerinde bir Davud’un Yıldızı olan ve bir otoban köprüsünden sallandırılan oyuncak bebek gövdesi ile gerçekleştirilen Yahudi düşmanı eylemi hatırlattı. Stolle, Beate Zschäpe’nin kiralamış olduğu ve NSU’nun içerisinde bir bomba imalathanesi kurduğu garaja da atıfta bulundu.

Stolle hayatını yitiren meslektaşı Angelika Lex’ten alıntı yaparak Federal Savcılığa olan eleştirisini şöyle özetledi: „Sadece beş sanığımız var, ama bu yapılar doğal olarak çok daha fazla kişiyi kapsıyor. Sanık sırasında oturması gereken çok sayıda başka insan var. O noktada Federal Savcılık kendi işini haliyle oldukça kolaylaştırdı: Başka terörist örgütlerin varlığı yönünde soruşturmalar yapmanıza şimdilik gerek yok; halkı tatmin etmek için gerekeni yaptık, yani şunu dedik: „NSU tehlikesi – hepsi halloldu: ikisi öldü, biri cezaevinde, artık tehlike yok!“

Zschäpe’nin eski avukatı , öğle arasının ardından bir kez daha Stolle’nin mütalaasına müdahale etmeye ve „bomba imalathenesi“ ile ilgili açıklamalarda bulunmasını yasaklatmaya çalıştı. Zschäpe’nin eski savunması burada çok kez delil olarak değerlendirme konusunda itirazlarda bulunarak açıklamalarda bulunulmasına engel olmaya çalışmışlardı. Stahl’ın lehine olmayan alışıldık şiddetli tartışmaların ardından mahkeme Stahl’ın talebini redddetti ve Stolle mütalaasına devam edebildi. Stolle terörist örgütün kuruluş tarihini, en geç garajın kiralandığı zaman olarak tahmin ediyordu. NSU’nun öncülerinin sadece Böhnhardt, Mundlos ve Zschäpe olmadığını, THS’nin Jena grubunun üyelerinden oluştuğunu varsayıyordu.

Stolle 26.01.1998 tarihinde ortadan kaybolunmasına dikkati çekti, çünkü o sırad Ralf de bir tutuklama olmasını bekliyordu. Bu da Wohlleben’in başlayan terörist faaliyetlere itiraf ettiğinden çok daha derin bir şekilde karışmış olduğunu gösteriyordu. Stolle bunun ardından Federal Savcılığın, NSU’nun izole bir üç kişilik hücre olduğu tezine eğildi ve şunu dedi: „Delillere bakılırsa Federal Savcılığın Zschäpe, Mundlos ve Böhnhardt’ın Nazi camiasından onlar için fazla apolitik olduğu gerekçesiyle ayrıldıkları sonucuna varması hiç anlaşılır değil.“ Yeraltında yaşama ihtimali, THS’nin Jena grubu içerisindeki tartışmaların da bir parçasıydı. Stolle „NSU, THS olmadan anlaşılamaz.“ dedi. Bunun da ötesinde Stolle’ye göre NSU’nun „sözler yerine eylemler“ sloganı camiaya yüz çevirme değil de hücre oluşturma konusunda daha önceden tartışılan konseptlerin hayata geçirilmesiydi.

Stolle, mütalaasının sonuna doğru bir kez daha THS’nin insan onurunu hiçe sayan prensibinden alıntıda bulundu: „Çokkültürlü bir toplumun inşası insanlığa karşı gerçekleştirilebilecek en büyük suçlardan biridir. Bu, kültürel kimliklerin ve bununla birlikte toplumların tamamının sistemli bir şekilde imhasıdır.“ Stolle, NSU’nun suçları üstlendiği videodaki Pembe Panter figürünün sloganını da alıntıladı: „Pembe Panter’in Alman ulusunun muhafazasını ne denli ciddiye aldığını şimdi göreceksiniz.“ Stolle bu alıntılarla birlikte şu sonuca vardı: „THS, NSU, ‚Halkn ölümünü durduralım“ kampanyası – hepsi aynı halkçı, şiddet kullanan, ölümcül ırkçılık. Bu, müvekkilim Ergün Kubaşık’ın babası, Gamze Kubaşık’ın babası ve Elif Kubaşık’ın eşi Bay Mehmet Kubaşık’ın kurbanı olduğu ırkçılık. Bir halkın sözde kimliğini koruma, Alman ulusunu muhafaza etme sanrısı ölümcül sonuçlarını bu şekilde ortaya koydu .“

Sanık Eminger’in ’ne migren belirtileri gösterdiğini açıklayıp duruşmaya devam edemeyeceğini belirtmesinin ardından hakim Götzl, bugünkü duruşmaya 14:37’de, yani müdahil avukat Antonia von der planlandığı üzere mütalaasına başlayamadan son verdi.

NSU-Nebenklage blogunun değerlendirmesi: http://www.nsu-nebenklage.de/blog/2017/11/23/23-11-2017/