403. Duruşma Gününün Özeti – 10 Ocak 2018

0

Davadaki mütalaa süreçleri esnasında duruşma günlerine ait özetleri yayınlayacağız. Bunlarla ilgili söz konusu özet tutanaklara ise daha sonra yer vereceğiz.

403. Duruşma Gününün Özeti – 10 Ocak 2018

Müdahil avukatların mütalaasının on yedinci günü

Sanık Ralf Wohlleben’nin tıbbi bir bakıma ve muayeneye ihtiyaç duyduğu gerekçesiyle duruşmaya geç başlanır. Ana duruşma gününün açılışının ardından mahkeme başkanı Götzl, sanığın sırt ağrılarının ciddi bir probleme yol açtığını ve bu nedenle de öncelikle mahkeme doktoru von Oefele’nin tanık olarak dinleneceğini açıklar. Von Oefele, Wohlleben’nin ağrılarını teyit eder ve belirtilen ağrılar nedeniyle sanığın davaya kısmen katılabileceği ve ancak öğleye değin orada bulunabileceği açıklamasında bulunur. Von Oefele ayrıca sanığın öğleden sonra JVA Stadelheim’de röntgen çekilmesi ve ortopedik muayeneye tabi tutulması ihtimalinin olduğunu söyler. Bunun üzerine Götzl, duruşmanın sadece öğleye değin süreceğini ve hem müdahil avukat Seda Başay-Yıldız’ın mütalaasını bitirebileceğini hem de öncesinde müvekkili Abdul Kerim Şimşek’in söz alabileceğini belirtir.

Avukat Başay-Yıldız öncelikle asıl sanık Beate Zschäpe’nin ifadelerini ele alır: Sanığın yeni savunma avukatları tarafından okunan ifadesinden yapılan alıntıların ardından Başay-Yıldız retorik bir soru sorar: “Enver Şimşek’in öldürülmesinin sebebi herhangi bir perspektife sahip olmamak ve frustrasyon, yani doyumsal yoksunluktan muzdarip olmak mıdır? İzninizle sanığın söylediklerinin çok çirkin olduğunu belirtmek istiyorum.” Ardından Başay-Yıldız, olay yerini ve NSU’da bulunan gözetleme notlarını ayrıntılı bir şekilde analiz ederek federal savcılığın Nürnberg’de NSU’yu destekleyen kişilerin olmadığına dair tezini çürütür. Kimi harita parçaları, muhtemel saldırı hedeflerinin ayrıntılı bir listesi ve ele geçirilen kanıtların ustaca yapılmış dedüksiyondan hareketle Başay-Yıldız şu kesin sonuca varır: “Lojistik koşullar dikkate alındığında, trionun, muhtemel olay yerlerini, kendi başlarına aramak üzere dışarıdan herhangi bir bilgiye sahip olmaksızın söz konusu kentlere gittiklerine dair herhangi bir ipucu bulunmamaktadır.” Gözetleme notlarının Mundlos ve Böhnhardt tarafından bizzat kaleme alındığına dair bir emare olmadığı gibi burada daha çok üçüncü bir kişinin izlenimlerinin söz konusu olduğuna dair belirtiler mevcuttur. Başay-Yıldız, somut olarak Nürnberg’deki ilk üç olay yerinden yola çıkarak bu sonuca varmıştır ve ardından Mundlos ile Böhnhardt’ın bu olay yerlerini oradan birilerinin yardımı olmadan araştırmış olmalarının neden mümkün olmadığını ortaya koyar. Daha 1999 senesinde Nürnberg’deki Scheurlstraße’de „el feneri saldırısı” denen saldırı meydana gelmiştir; boru tipi bir bombaya dönüştürülmüş el feneri Türk kökenli bir kişinin elinde patlamış ve o kişiyi ağır derecede yaralamıştır. Saldırı davada ilk kez sanık Schultze’nin ifadeleri doğrultusunda gündeme gelmiştir; kurumların kovuşturmaları sayesinde değil. “Tam da ‘Pilsstube Sonnenschein’ (Güneş ışığı birahanesi) gibi eski bir Alman ismine sahip lokantada bir Türk’ün çalışıyor olduğu fikrine Mundlos ve Böhnhardt nereden kapılmışlardır”, diye sorar Başay-Yıldız, “kendisine bilgi verilmeyen dışarıdan birinin nasıl olur da böyle bir birahaneyi ilk kez düzenleyeceği bombalı saldırının objesi olarak seçtiğinin basit ve akli bir açıklaması yoktur.” diye devam eder. Abdurrahim Özüdoğru ve İsmail Yaşar cinayetlerine ilişkin bu mealdeki açıklamaların ardından müdahil avukat, federal savcılığın “trio tezi”ni, NSU’nun bilinen ilk cinayeti olan Enver Şimşek cinayetiyle bağlantılı olarak aynı titizlikle ele alır. Bu noktada şu sonuca varır: “Enver Şimşek’in öldürülmesiyle ilgili olarak olay yerinde yardım eden kimselerin olmadığına dair bir teori geliştirmek imkansızdır.”

Ardından ayrıntılı olarak faillere yardım eden muhtemel kişiler ile onları buna motive eden nedenleri ele alır ve böylece bir kez daha oldukça etkili bir şekilde kovuşturmayı yürüten kurumlar ile federal savcılığın nasıl eylemsiz kaldıklarını gözler önüne serer: Üstelik İsmail Yaşar’ın öldürülmesiyle ilgili olarak o zamanlar vakanın yaşandığı bölgedeki sağcı camiada intikam alma fikirlerinin olduğunu dair ipuçları varken. Nürnberg Nazi camiasının bir üyesi olan Jürgen F. 2004 senesinde Yaşar’ın malına bilerek ve isteyerek zarar verme suçundan hüküm giymiştir: “Birkaç ay sonra da İsmail Yaşar öldürülmüştür.” Federal Kriminal Dairesi bu yönde bir kovuşturmaya gitmemiştir, der Başay-Yıldız ve ekler: „Bu oldukça şaşırtıcıdır, özellikle de Jürgen F. ve sanık Ralf Wohlleben ile sanık Holger Gerlach’in, Stefan Apel, Kai St. ve Uwe Mundlos’un 18.02.1995 tarihinde hep birlikte Nürnberg’de, Sterzinger Straße’de ‘Tiroler Höhe’ adlı bir lokalde Skinhead toplantısına katılmış oldukları dikkate alınacak olursa.“ Nazilerin buluşma yeri olarak bilinen „Tiroler Höhe“ adlı birahanenin telefon numarası da Uwe Mundlos’un „garaj listesi“nde bulunmaktadır. Bu bilgi doğrultusunda, der Başay-Yıldız, sanık Gerlach ve Wohlleben ile ölen Uwe Mundlos’un Nürnberg’le olan bağlantıları kanıtlanmıştır. Ancak kovuşturmayı yürütenler bu oldukça çarpıcı izlerin peşini bugün bile hâlâ sürmemişlerdir. Özetleyerek şunları söyler: “NSU’nun Nürnberg’de ya da diğer kentlerde destekçilerinin ya da fikir verenlerinin olduğu tezine karşı çıkılabilecek tek şey federal savcılığın bir kişi bile bulamamış olmasıdır.” Destekçilerin olduğu tezi, BAW’nin tezinden çok daha fazla ihtimal dahilindedir. Müdahil avukatların bazılarının yaptığı gibi Başay-Yıldız da mütalaasının sonunda merhum meslektaşı Angelika Lex’ten bir alıntı yapar: “Herkes esasen planladığından bir adım daha fazla adım atsa endişelenmeme gerek kalmayacak.” Ve ardından ekler: “NSU davasını aydınlatmaya çalışan herkesin bu cümleyi canla başla sahiplenmesi gerekir!”

NSU davasının en sarsıcı ve etkili anlarından biri Nürnberg’de, Kasım 2000’de NSU tarafından öldürülen Enver Şimşek’in oğlu Abdul Kerim Şimşek’in sözleri oldu: „Ben de bir kız çocuğunun babasıyım (…) günün birinde ona dedesinin sadece farklı bir kökene sahip olduğu için Naziler tarafından öldürüldüğünü anlatmak zorunda kalacağım.“ O zamanlar 13 yaşında olan birinin –başına beş kurşun sıkılan ve aynı şekilde gövdesinin üst kısmına diğer kurşunların isabet ettiği- babasının, Nürnberg’deki bir hastanenin yoğun bakımında ölümüne tanıklık ettiği anları anlatması dayanılmaz bir şeydi. “Benim de sanıklara pek çok sorum olacak: Neden benim babam? Birini sadece kökeni ya da ten rengi farklı olduğu için öldürmek ne kadar hastalıklı bir şeydir? Babam sizlere ne gibi bir kötülük etti?!” Ve: “İnsanın babasını kendilerini ifşa ettikleri o videoda kanlar içinde yerde yatarken görmenin ve saatlerce çaresiz bir şekilde orada yatıyor olduğunu bilmenin ne manaya geldiğini anlayabilir misiniz?” Şimşek sadece sanık Carsten Schultze’yi gerçek bir pişmanlık gösterdiği ve vakaların aydınlatılmasına katkıda bulunduğu için, sanıklar için açık bir dille ve yüksek sesle talep edilen mümkün mertebe en yüksek cezanın dışında tuttuğunu ve onun özrünü kabul ettiğini dile getirir. Saatin on iki olmasına az bir zaman kala dava bir sonraki güne ertelenir.

NSU-Nebenklage blogunun değerlendirmeleri.